6 Mart 2020 Cuma

Ağaç Ev Sohbetleri #27

Herkese yeniden merhaba. Ne kadar da hızlı geçiyor günler değil mi? Bu hafta da maalesef geç kaldım. Fakat yazanların yazılarını da kaçırmadan okumaya devam ediyorum. Ağaç Ev Sohbetleri'ne katılan ve destek veren herkese çok teşekkür ederim. Özellikle canım arkadaşım Sade ve Derin'e...

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bir sonraki hafta için konu önerim: 8 Mart Dünya Kadınlar günü sende neyi çağrıştırıyor? Ülkemizdeki ''kadın'' anlayışı nedir?

Bu haftanın konusunu da Manxcat/Kuyruksuz Kedi'den geldi: Kimsin sen? Kendini ne kadar tanıyorsun? Sahi, nasıl tanırız kendimizi? Nasıl buluruz hayattan ne istediğimizi? Ne kadar gerçekten "ben" olabiliriz acaba?

Ben kendimi tanımlayabilirim, fakat insan kendini en iyi karşısındakine göre şekillenir. Sonuçta kendimizi tanıtırken hep iyi yanlarımızı söyleriz. Bence bu çok da gerçekçi değil bana göre. Eğer bir insanı yakından tanımak istiyorsanız ya onunla birlikte bir işte olun ya da bir geziye çıkın işte o zaman onu tanırsınız. Sınırlarını, fikirlerini, huylarını tanırsınız. İşte insan o zaman kendini tanıtır. 

İnsanlar da kendini tanıtırken genel geçer yargılardan yararlanır. İsmi, işi, belki yaşıyla ilgili bilgiler verir. Fakat kişisel bilgilerini vermez. O kişisel bilgileri onunla zaman geçirerek öğrenebilirsiniz. Hayata bakış açısını ya da diğerlerini ona gözlemci bir bakış açısıyla bakarsanız görebilmeniz mümkün. Örneğin ben, gözlem yapmayı çok severim. Hem kitabım için hem de insanların yüz ifadesinden bir şeyler okumak çok hoşuma gidiyor. Sinirli mi, kızgın mı işte bunun gibi bilgileri de sahip olabiliyorsunuz. Beden Dili adında bir kitap okumuştum. Hatta kişisel gelişim kitaplarındaydı. Ona buradan ulaşabilirsiniz, beden dili hakkında birçok bilgi vardı. İnsanların oturuş tarzı, göz bebekleri, el ve kol hareketleri birçok şeyi anlatmakta. Sizin sormak istemediğiniz fakat merak da ettiğiniz soruları bir gözlemci bakış açısıyla çözebilirsiniz.

Şu sıralar özellikle sosyal medyanın çağır aşmış popülerliği insanları daha da bunalıma soktu bence. Sosyal medyada kendini hep iyi gösteren yanıyla paylaşanların aslında hiçte öyle bir dünyaya sahip olmadığını biliyoruz bence. Maskeyi takip, birkaç takipçi kazanmak için yapılan bir tiyatro oyunu. Cidden gerçekten ben ya da biz olabiliyor muyuz? Bence hayır. İnsanlar sadece kendini düşünüyor ve geleceği de dikkate almıyor. Tıpkı bugünkü gibi...

7 yorum:

  1. ay evet yaa günümüzde her şey karıştııııı :) ya ağaç ev konusu güzelmiş. bu hafta için barış doğan istediydi. hazırlamış bile yazısını. o zaman bu hafta iki konu olsun. onunki ve 8 mart :)

    YanıtlayınSil
  2. Evet, insan kendini veya bir başkasını kolayca tanımlayabilir kendi bakış açısından, yani tarif edebilir. Mavi gözlü, sarışın, sakin vs. Tanımak yani bilmek ise zor. İnsanın kendini ya da bir başkasını tanımak, ne istediğini bilmek hiç de o kadar kolay değil. Üstelik zamana göre değişir bu değerlendirmelerimiz. Ben bunu yapacak insan değildim ya da senden bunu hiç beklemezdim gibi cümleler duymuşsundur. Bu insanları ya da kendimizi yanlış tanımaktan kaynaklanabileceği gibi huy ve davranışlarımızın edinilen tecrübelerle değişebileceğini de gösteriyor.

    Bahsettiğin üzere medyanın çığır açmış popülerliği yalan bir dünya koyuyor önümüze. İnsanları gerçek yüzü tanımak imkanı olamıyor maalesef günümüzde.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için çok teşekkür ederim. Kesinlikle haklısın.

      Sil
  3. Sosyal medyada artık neredeyse hiç vakit geçirmiyorum, kafam rahatladı valla :) Bir tek blog işte. Blog da bana hep iyi gelmiştir zaten. Instagram falan yalanlarla döşeli bir ütopya resmen. Hadi paylaşımlar neyse de, o hikayeler yok mu? Beni benden alıyorlar valla :) O yüzden artık bakmıyorum ınstaya da, belki çok çok nadir. Ve bence anlatmaktan çok anlamak faydalı. Anlatmak istediklerini, en azından istediklerimi anlatamıyorum pek. İnsanlar işine geleni anlıyor. Gücüm yok artık. Vazgeçtim, sadece gözlemciyim bundan gayrı :)

    YanıtlayınSil
  4. Ya neden insanlar saklıyor kendini ben anlamıyorum. Neden sadece iyi yanlarını gösteriyorlar? Bak ben hemen buraya kötü yanlarımı bırakacağım. Tatminsiz, hep elinde olmayanı isteyen, mızmız, bencil, maymun iştahlı ve tembel biriyim ben. Hayatta en başarılı olduğum şey şikayet edip mızmızlanmak ve her koşulda zeytinyağ gibi üste çıkmak. Eksiği var, fazlası yok. Ama tüm bunların yanında kimseye fiziksel zarar vermişliğim yok. Belki istemeden verdiğim duygusal hasarlar vardır ama onlar da benim yaralarımın istemsiz yansımalarıdır ancak. O kadar zor değil itiraf etmek kötü yanlarımızı. Dr. Jeckyll ve Mr. Hyde en sevdiğim kitaplardan biridir. Tamamen kötü olmanın mümkün ama tamamen iyi olmanın mümkün olmadığını hatırlatıyor bana :) Yani hepimiz biliyoruz ki herkesin içinde var kötülük. Kimse saf iyi değil. Bu da utanılacak bir şey değil bence.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için çok teşekkür ederim. Kesinlikle haklısın!!!

      Sil

Yorumun için çok teşekkür ederim.