12 Nisan 2021 Pazartesi

Altıncı Koğuş | Anton Çehov

Herkese yeniden merhaba! Bugün yine Rus edebiyatının öncülerinden birisi olan Anton Çehov'un Altıncı Koğuş adlı kitabını inceleyeceğiz. Bir önceki kitap önerimde de yine aynı yazarın üç hikayesinin bulunduğu kitabı incelemiştik. Okumayanlar buradan ulaşabilir. Aslında farklı bir yazara geçmeden elimde olan diğer eserini okumak istedim. İyi ki de başka bir yazara geçmemişim diyorum.

Instagram'dan beni takip edenler bilir. Bundan bir gün önce Kitapyurdu'ndan verdiğim ikinci siparişim de eve geldi. Aşağı yukarı yarın veya bu hafta içinde paylaşmış olacağım. O listede de Anton Çehov'dan birkaç kitap vardı. Yazarın birkaç eserini okudukça diğer eserlerini de merak ediyorsunuz. Açıkçası klasikler benim için bir gölge iken şimdi bir bankta oturup havadan sudan konuştuğum bir arkadaşım gibi. Aslında okudukça klasiklerin mantığı da anlaşılıyor bence. Ayrıca okudukça okuyasınız da geliyor. Benden söylemesi...

Anton Çehov, Rus edebiyatının yapıtaşlarından olmakla beraber modern öykünün de ustaları arasında sayılmaktadır. Ayrıca yazar Puşkin ödülünü de kazanmıştır. Kendisi aynı zamanda bir doktordur. Mesleğini birçok eserinde yansıtmıştır. Altıncı Koğuş'u kısacık özetlemek gerekirse normallik ile anormalliğin ne olduğunu sorgulatan; bunu yaparken de toplumun anormal olarak gördüğü kişilere karşı tutumuna değinen bir kitap. Okuması oldukça kolay ama okunanlardan ders alınması gereken bir eser diye düşünmekteyim. Hatta Lenin'in de yapıtı okuduktan sonra dehşete kapıldığı, ''Kendimi Altıncı Koğuş'a kapatılmış gibi hissettim.'' dediği rivayet edilmektedir. Açıkçası bu rivayet değil bana göre. Çünkü kitap bittiğinde de aynı hissi ben de hissettim.

Çehov bir taşra kasabasındaki akıl hastanesinde geçen bu novellasında, eğitimli bir hasta olan İvan Dmitriç ile Doktor Andrey Yefimıç arasındaki felsefi çatışmaya odaklanmaktadır. İvan Dmitriç maruz kaldıkları adaletsizliğe, içinde yaşamaya zorlandıkları berbat koşullara karşı çıkarken Andrey Yefimıç bunları görmezden gelmekte ısrar eder ve durumu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Doktor sonunda içine düştüğü ''felsefi'' yanılgının farkında vardığında ise artık iş işten geçmiştir. Çehov'un bu eserinde vurgulamak istediği Rusya'nın ve ülkenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izlemeyi tercih eden elit, aydın Rus kesiminin ''deliliği''nin simgesidir adeta. Okurken de vurgulamak istediğini kolayca anlayabilirsiniz. Özellikle de hasta ile doktorun konuşmalarında.

Doktor Andrey Yefimıç'ın “Benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek bir akıllı adam bulabilmemdir. Ama o da bir deli!” sözü bu hikayenin tek başına özeti aslında. Aslında Anton Çehov'un Kara Keşiş hikayesine de benziyor diyebilirim. Onda da delilikle dahilik arasındaki ince çizgiyi vurguluyordu. Dediğim gibi bir yazarın eserini okuduktan sonra daha çok hangi konuya hakim olduğunu az buçuk tahmin edebiliyorsunuz. Kesinlikle iki kere okunulması ve okutulması gereken muazzam kitaplardan. Bir çırpıda okuyup rafa kaldırmayın. Okuyun ve düşünün. Zaten Çehov da bunu istiyor. Okuyup düşünmek ve sorgulamak...

Peki sorum sizlere gelsin: Anton Çehov'un Altıncı Koğuş'unu okudunuz mu? Eğer okuduysanız doktor ile hastanın diyaloglarını nasıl buldunuz? Kendinizi hiç Altıncı Koğuş'a kapatılmış gibi hissettiniz mi? Yorumlarınızı merakla bekliyorum!

İnsan topluluğu tekdüzeliğe, toplum tarafından bize dayatılana, bencilliğe, duyarsızlığa ve kayıtsızlığa o kadar alışmış ki tam tersini yapan bir insan görünce hastalıklı ve anormal olarak adlandırılıyor. Binlerce insanın içinde bir kişi farklı olsa; belki sadece o kişi doğru olsa bile maalesef sorunlu olarak adlandırılıyor. Kitap, bize şu soruyu soruyor; Akıl hastası olanlar aslında kim?

Sürükleyici ve bir o kadar da sorgulatan nadir klasiklerden birisi Altıncı Koğuş. Okurken altını çizdiğim o kadar cümle var ki... Kitabı bitirdikten sonra bir daha okudum. Size de öneririm. Özellikle de bu şaheseri bir kez değil birkaç kez okumanızı öneririm. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

Acıyı küçümsersiniz, ama parmağınızı kapıya sıkıştırdığınız vakit en yüksek perdeden inlersiniz!


İnsanın huzuru ve memnuniyeti dışarda değil içerdedir.

Nasıl yani?

Sıradan bir insan iyiyi ya da kötüyü dışardan, düşünen bir insan da kendinde bulur.


Elimizin altında kitaplar var ama bu canlı bir sohbetin, karşılıklı ilişkinin yerini tutmuyor. Bence kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor.


Alçaklar iyi beslenip giyinirken dürüst olanlar kırıntılarla beslenmekteydi.


Acıyı küçümseyebilmek, her daim memnun olmak ve hiçbir şeye şaşırmamak için ya da her türlü duyarlılığı yitirmek için sonuna kadar acıyla yoğrulmak, başka bir deyişle, artık yaşamamak gerekir.


Hayatı idrak etmeye çabalayan özgür ve derin düşünce, saçma dünyaevi kaygıları tamamıyla hor görme; işte bu iki şey, insanın daha yükseğini göremeyeceği iki lütuftur.


Maddi ve manevi pisliği bir yerden kovsanız o mutlaka oradan kalkıp bir başka yere konar.



 

20 yorum:

  1. Ben okumadım ama uyandırdığını söylediğiniz hisler gerçekten ilgi çekici:-) Teşekkürler öneri için. Bu arada kitabınızın ikinci serisi ne durumda? Merakla bekleyenlerdenim:-)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Kesinlikle öneririm. İkincisini yazmaya başladım. Çok teşekkür ederim ilginiz için. İkincisi ilk kitaba göre biraz daha yoğun geçecek. 🙂

      Sil
  2. Anton Çehov'un okumaktan bıkmadan okumayı sağlayan bir sürükleyici bir kalemi var. Aynı zamanda eserleri, bize bizi anlatan eserler olduğu için daha dikkat çekici... Bu sebepten de koskoca dünya edebiyatı içerisinde "Çehov Tarzı Hikâyecilik" diye bir kavrama öncülük etmiş değil mi?

    Güzel bir yayın ve paylaşım. Bir defa okumuş fakat ikinci okumaya imkân bulamamıştım. Herhalde bu yayından sonra bir daha okuyabilirim..
    Kaleminize sağlık...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yazdıklarınıza yüzde yüz katılıyorum. Kesinlikle bir defa daha okumanızı öneririm. Özellikle ben yazarın hayatını okuduktan sonra eserlerini okumaya geçiyorum. Öneririm. 🙂

      Sil
  3. Anton Çehov çok sevdiğim yazarlardan biridir. Bu kitabını okumadım. Emeğine sağlık, çok güzel bir yazı olmuş:)

    YanıtlayınSil
  4. Henüz okumadım ama bir sonraki kitap alışverişime ekleyebilirim. :)

    YanıtlayınSil
  5. Severek okuyacağımı düşündüm yazdıklarınızdan sonra :)

    YanıtlayınSil
  6. Okumadım. Dünya klasiklerini okurken sıkılabiliyorum ancak öyle güzel tarif etmişsiniz ki, ilk fırsatta okuyacağım.

    YanıtlayınSil
  7. Kitabı okumadım ama merak ediyorum. Son dönemde birkaç blogda da yorumunu görmüştüm. Senin yorumun da isteğimi depreştirdi :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için çok teşekkür ederim. Kesinlikle okumanı tavsiye ederim.

      Sil
  8. Geçen sene Rus edebiyatından birkaç eser okudum ve çok sevdim.Buna da bakabilirim

    YanıtlayınSil
  9. Okumayı istediğim kitaplardan biri İremciğim. Çok güzel analiz etmişsin. Emeğine sağlık 👏👏🧿😊🤚

    YanıtlayınSil
  10. Anton Pavloviç Çehov ile orta okul yıllarımda tanıştım.

    Biliyorsunuzdur, Çehov bir hekimdi. Yayıncısına yazdığı bir mektupta şöyle diyor:.

    "Tıp, nikâhlı karım benim, edebiyat ise metresim. Birine kızarsam, geceyi öbürüyle geçiriyorum. Bu davranışımı belki biraz uygunsuz bulabilirsin ama en azından sıkıcı değil. Hem zaten, benim bu ikiyüzlülüğümden ikisinin de bir şey kaybettiği yok."

    Usta'ya saygılarımla..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz ve alıntınız için çok teşekkür ederim.

      Sil

Yorumun için çok teşekkür ederim.