22 Temmuz 2021 Perşembe

Diyet - Forsa - Teselli - Kütük - Nakarat | Ömer Seyfettin

Herkese yeniden merhaba! Bugün edebiyat alanındaki ününü 1911'de Genç Kalemler dergisinde yayımlanan hikâyeleriyle kazanan, edebiyat uzmanlarınca Türk hikâyeciliğinin Maupassant’ı olan Ömer Seyfettin'in beş güzel hikayesini sizlerle paylaşıyorum. Karbon Kitaplar Ömer Seyfettin'in en çok okunan hikayelerinden seçme yaparak bu kitapta toplamışlar. Bana kalırsa böyle kısa kısa hikayelerin bir kitapta toplanması daha güzel oluyor. Çünkü Ömer Seyfettin'in hikayeleri öz ve kısa. Açıkçası bu hikayelerinin birçoğunu ilkokul çağındayken okutuluyor fakat aralarında okumadığım birkaç hikaye vardı. Bu kitapla da onları da okumuş oldum. Öyleyse geçelim kitabımıza!

Aslında Ömer Seyfettin'i okuma kararım tamamıyla edebiyat öğretmenimin online derste Ömer Seyfettin'i anlatırken onun bir çocuk hikayecisi olmadığını, ilkokul çağlarındaki çocukların Seyfettin'in anlattığı hikayeleri tam olarak algılayamamasından dolayı bir konu açılmıştı. Bu konuya da örnek olarak Diyet adlı hikayesini örnek vermişti öğretmenim. Sonuçta hikayede adam diyetini (borç) ödemek için kolunu kütük ile kesiyor. Şimdi gelin de bu hikayeyi bir ilkokul çocuğuna anlatın. O gün derste bu konuyla ilgili konuşmalardan sonra hikayenin geri kalanını merak ettiğimden hemen sipariş verdim. Okuduğumda da öğretmenimin ne demek istediğini kolayca anlamış oldum. Buradan da duyuru; Ömer Seyfettin bir çocuk yazarı değildir. Bazı hikayeleri ilkokul çocuğuna uygun olabiliri fakat Diyet gibi bir hikaye kesinlikle uygun olmayacaktır. Kitabımızda beş hikaye olduğundan dolayı hepsinden ayrı ayrı bahsetmek istiyorum. Beş hikayenin kısa kısa özetleri ve anlaşılması kolay olsun diye birbirinden ayırdım. Keyifli okumalar!

Diyet
Ömer Seyfettin’in hikâyelerine konu aldığı meçhul kahramanlardan biri de kılıç ustası Koca Ali’dir. Alçakgönüllülük ve fedakârlığın numuneleri olan bu kahramanlar, Müslüman Türk insanının ahlaki tutunuşlarını gösteren örnekler olarak anlatılır. Koca Ali’nin ödediği diyet borcu, bu örnekliğin en çarpıcı olanlarından biridir. Açıkçası Diyet, bir kimseye bağlı kalmanın yakıcı azabını gözler önüne seren ders verici mükemmel bir Ömer Seyfettin hikayesi.

Forsa
Kara Memiş, namı Osmanlı denizcileri arasında yayılmış bir deniz askeridir. Bir gün Malta adası kuşatmasında Kara Memiş esir alınır. Zaman içerisinde Maltalı deniz korsanları tarafından yıllarca gemilerde forsa olarak çalıştırılır ve yaşlanınca korsanlar tarafından adada başı boş bir şekilde bırakılır. Kara Memiş 40 yıl boyunca her zaman Türk denizcilerin geleceğini hayal eder. Rüyasında gelen Türk gemileri yardımıyla içinde bulunduğu tutsaklıktan kurtulduğunu görür. Yine bir gün aynı rüyayı gördüğü sırada rüyası gerçek olur ve Türk gemileri gerçekten gelir. Gelen gemilerin yanına gider ve askerlere kendisini tanıtır. Kendisinin eski Osmanlı Denizcisi Kara Memiş olduğundan bahseder ve askerler bu durumu kaptanlarına iletirler. Kara Memiş kaptanın yanına götürülür ve bu sefer de kendisini kaptana tanıtır. Bunu duyan Turgut kaptan onun esir tutulduğu kırk yıl süresince tüm halkın onu merak ettiğini ve Kara Memiş’in kolundaki izi göstererek kendisinin onun oğlu olduğunu söyler. Kara Memiş kırk yıllık esaretinden  kurtulurken kırk yıl sonra oğluna da kavuşur.

Teselli
Osmanlı kumandanı İskender Paşa, hiç beklemediği bir anda şahın oğlu İsmail Mirza'nın pususuna düşerek savunmakta olduğunu Erçiş ve Ahlat'ı düşmana terk etmek mecburiyetinde kalmıştı. Acımasızlığıyla tanınan İsmail Mirza, Erciş Kalesi'nin kapılarından Şehre girer girmez çoluk çocuk, kadın, ihtiyar hepsini yok etmiş, bir tek canlıya olsun aman vermemişti. İskender Paşa, bu gafletinin ölümle cezalandırılacağını gayet iyi bilmekteydi. Büyük hatasından dolayı hayatının sona ereceğini bekleyen paşa, daha önceki büyük hizmetlerinin karşılığı olarak paşanın kendisine gönderdiği hediyeyi görünce şaşırdı. Sapıyla kını som altından olan kılıcı dualarla öperken, Acem şahına kaybettiği savaşın tesellisini yaşıyordu. Artık bundan böyle bu değerli kılıcı hak uğrunda, hakikat uğrunda sallayacaktı... Çünkü padişahın büyük armağanı, İskender Paşa'nın yegane tesellisiydi.

Kütük
Arslan Bey hayatını Osmanlıların hâkimiyet sahasını genişletmeye adamış cesur ve akıllı bir Türk beyidir. Düşmanlar onunla karşılaşmak istemekte yakınlardaki kaleler her an korkusu ile yaşamaktadır.  Aslan Bey  ordusu ile birlikte yeni topraklar kazanırken onun savaş becerisini ve ordusunun gücünü ve büyüklüğünü  gören düşman ordular onunla karşılaşmak istememektedirler. Arslan Bey, Borsem dağları içindeki Dregley Kalesi'ne gelir ve kaleyi ele geçirmek için askerleri ile birlikte kuşanır. Arslan Bey bu kaleyi  bir kurşun bile atmadan ve kimseyi öldürmeden  ele geçirmek istemektedir ve planını herkesten bir sır gibi saklamaktadır. Arslan Bey ve ordusu kaleyi kuşatmak için kale önüne geldiklerinde tercüman aracılığıyla kaledekilere teslim olmalarını ve buraya elli manda ile getirdiği büyük bir topun olduğunu, iki güllesiyle kaleyi tuz buz edeceğini söyler. Bunu duyan düşmanlar çok korkup  hemen gelip teslim olurlar. Fakat Arslan Bey düşmanları kandırmayı bilmiştir. Çünkü bir güllesiyle kaleyi yıkacak olan bu korkunç top, siyaha boyanmış  kocaman bir kütükten başkası değildir. Düşman askerleri bunu öğrenince çok şaşırırlar ve hikayemiz burada biter.

Nakarat
Türk subayımız başından geçen olayları bir deftere not eder. Bu hikaye subayımızın notlarından oluşur. Subayımız çok hayalperest birisidir. Görevini başka bir yerde yapmak için komutanına rica da bulunur. Küçük bir Bulgar köyünde görev alır. Subayımız burada da rahat durmaz. Sıkılganlığı, vurdumduymazlığı, olayları umursamayışı devam eder. Bir zaman sonra bu köyden sıkılmaya başlar. Bu sıkılganlığı en üst seviyeye çıktığı bir gün bir kadın sesi duyar. Sesin sahibini çok merak eder. Kız karşı evde oturan bir Bulgar güzelidir. Subayımız kızı görür görmez aşık olur. Kız da subayımızdan hoşlanmıştır. Kız evin penceresine çıkar ve bağıra bağıra şarkı söyler. Subayımız da kızın söylediği şarkıyı kendi kafasında çevirir. Bu bir aşk şarkısıdır der. Kızla tanıştıktan sonra artık görev yaptığı köy sıkıcı hal almaktan uzaklaşır. Kızı görmeden bir gün bile geçirmek istemez. Önemli görevler haricinde kaldığı yerden çıkmaz ve kızı seyreder. Subayımızın tayini çıkar. Gideceği için çok üzgündür. Sevdiği kızı burada bırakacaktır. Kızın pencereye çıkıp bağıra bağıra söylediği o şarkıyı merak eder ve esnafın birine çeviri yaptırır. Duydukları karşısında şok geçirir. Kızın aşk şarkıları söylediğini zanneden subayımız kızın aslında “İstanbul bizim olacak” dediğini öğrenir. Beyninden vurulur ve kızın aşkı yüzünden aksattığı görevleri düşünür ve çok pişman olur.

Peki aralarından en çok hangi hikayeyi beğendiniz? Ömer Seyfettin'in hikayelerini okumayı seviyor musunuz? Yorumlarda buluşalım!

Hepsi birbirinden güzel hikayelerdi. Dediğim gibi kısa kısa fakat bolca mesaj içeren güzel hikayelerdi. Alıp okumanızı öneririm. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

Dünya değişti. Eski günler geçti. Acıma, iyilik, insanlık kalmadı. Herkes keyfinde eğlencesinde kimse kimseyi düşünmez oldu. Bu ne haldir? (Diyet)


Kula kul olmak, şu ölümlü dünyada birisine gönül borcu duymak, acıların en ağırıydı. (Diyet) 


Şehit olursam bunu üzerime örtün! Vatan al bayrağın dalgalandığı yer değil midir? dedi. (Forsa) 


Hayatta o kadar önemsiz olaylar var ki bizde pek derin izler bırakır. Bir "hiç" yıllarca yürüdüğümüz yolu değiştirebilir. (Forsa)


Artık dünyaya dair hiçbir ümidi kalmamıştı. İstediği yalnız bir iman selametiydi. (Teselli) 


Sırf acıma duygusu ile yapılmış bir yardım temiz bir cinayetten başka bir şey değildir. (Kütük) 


O sadece bir ümitsizdi. Ümitsizliği geçince bütün hayatı kuvvetli bir bahar oldu. (Kütük) 



10 yorum:

  1. Çok güzel bir tanıtım olmuş. Sondaki öyküyü hatırladım.
    Çocukken bazı hikayelerini okumuştum ama çok hatırlamıyorum. Bence de çocuklara uygun değil bazı öyküleri. Çocuklara önerenler okumadan mı seçiyor bu kitapları anlamıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yorumun için çok teşekkür ederim. 💖

      Sil
  2. Çocukluğumun yazarı Ömer Seyfettin. Ama dediğin gibi her hikayesi çocuklar için uygun değil. Seçmek lazım. Çok güzel bir tanıtım olmuş. Emeğine sağlık İremciğim. İyi bayramlar 😊🧿🍬🤚

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Kesinlikle katılıyorum. Size de iyi bayramlar dilerim. 💖✨🎇🎉

      Sil
  3. Ben de kısa hikayelerin tek bir kitapta toplanmasının daha işlevsel olduğunu düşünüyorum. Dediğin gibi Ömer Seyfettin bir çocuk kitabı yazarı değil. Hatta bazı hikayeleri için dehşet verici tanımlamasını bile yapabilirim. Hikayelerin çocuklara uygun olmaması zaten bir yana, kitaptan çıkarılan ana fikirler de bazen yanlış ve basmakalıp oluyor. Tabi bu durum Ömer Seyfettin hikayeleri özelinde karşılaşılan bir sorun değil. Ama mesela Kaşağı öyküsünde bu sorunla fazlasıyla karşılaşılıyor. Basmakalıp birkaç cümle var. Öğrenciden genelde o cevapları vermesi bekleniyor. Ancak o cevapların hikayenin ana düşüncesini yansıttığını düşünmüyorum. Burada iş öğretmende de bitiyor tabi. Bunu bir dersimde de konuşmuştuk. O konuşmadan sonra fark ettiğim bir durum oldu. Neyse yorumuna dönersem, hikayeleri tek tek özetlemen fikir vermesi açısından güzel olmuş. Emeğine sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için çok teşekkür ederim. Kesinlikle katılıyorum. Bence çok güzel özetlemişsin. Kısa kısa hikayeler olduğundan dolayı hepsini teker teker açıklamak istedim. Hem genel olarak hikayelerin neler anlattığını da kolayca anlaşılır. 😇

      Sil
  4. Ben de 15 gün önce Ömer Seyfettin hikayelerini okudum:))) Tek tek yazman çok güzel olmuş. Bize çocukluğumuzda okutuldu ama yazdığım cümleye harfi harfine katılıyorum. Ömer Seyfettin çocuk yazarı değil, yakın zamanda tekrar okuyunca benim de dikkatimi çekti, anlatım olarak ağır olan öyküler var kesinlikle. Çocuklara uygun değil. Çok güzel bir konuya değinmişsin, her kitap çocuklara uygun olmuyor ve önerirken dikkat edilmesi gerekiyor. Emeğine sağlık çok güzel yazmışsın:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yorumun için asıl ben teşekkür ederim. Beğenmene çok sevindim. 😍

      Sil
  5. Küçükken ne çok okumuştuk bu kitapları.

    YanıtlaSil

Yorumun için çok teşekkür ederim.