Buradayım Öğretmenim | İhsan Kartoğlu

Konumuz Kitap
0
Bazı kitaplar vardır; her sayfasını çevirdiğinizde içinizde yeniden umut yeşertir, heyecanı tazeler. Kimi zaman anlattığı umutsuzluklar canınızı sıksa da o karanlığın içinden parlayan ışıl ışıl cümleler size eşlik etmeye devam eder. İşte İhsan Kartoğlu'nun Buradayım Öğretmenim kitabı da tam olarak böyle bir eser.

Detaylara geçmeden önce İhsan Kartoğlu'nun Buradayım Öğretmenim kitabını okuyanlar varsa aşağıdaki yorumlar bölümünden kitaba dair görüşlerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz. Yorumlarınızı dört gözle bekliyor olacağız.

Buradayım Öğretmenim Kitabının Konusu

Kars'ın bir köyünde sınıf öğretmeni olarak görev yapan, köyde öğrencileri ve köy halkı ile kurduğu sıcak ilişkilerle tanınan İhsan Kartoğlu'nun Buradayım Öğretmenim adlı kitabı; İhsan öğretmenimizin deneyimleri ve anılarıyla başlarken satır aralarında güncel öğretmen sorunlarına, umudun ne kadar önemli olduğuna ve eğitimin bir ülke için ne kadar kritik bir mesele olduğuna da güçlü bir şekilde değiniyor.

Buradayım Öğretmenim!’de öğretmenlik; kimi zaman bir şans, kimi zaman ağır bir sorumluluk ama her zaman insanı hayata bağlayan bir umut olarak karşımıza çıkıyor. Bir cümleyle değişen hayatlar, fark edilmek isteyen ama fark edilmeyen çocuklar ve vazgeçmemek üzerine kurulu küçük ama anlamlı dokunuşlar her hikâyede okuru aydınlığa biraz daha yaklaştırıyor.

Silinen On Bin Kelime ile Yeni Bir Başlangıç!

İhsan Öğretmenimiz kitabının önsözünde, yayımladığı ilk kitap olan Her Şey Bir Öğretmeni Sevmekle Başlar kitabının ardından bu yeni kitabını yazmaya planladığını ve on bin kelimeyi kaleme alır almaz yazdıklarının ne kadar karamsar olduğunu fark ediyor.

Yaşanılan haksızlıklar, bürokrasinin eğitimi ne kadar zor bile hale getirmesi, olumsuz durumlar derken İhsan Öğretmenimiz yazdığı bu on bin kelimeyi bir çırpıda siliyor. Çünkü kendisinin de bahsettiği gibi yaşanılan bu olumsuz durumları sadece kendisi değil tüm meslektaşları hatta herkes biliyor; sistemin işleyememesi, öğretmenlerin yaşadıkları olumsuz ve iç karartıcı olaylar...

Ve bundan hareketle İhsan Öğretmenimiz bu kitapta bizlere "Umudu" hatırlatıyor; her ne kadar hepimizin bildiği ama git gide unuttuğumuz o olguyu... Çünkü bu kitapta umudu temsil eden öğretmenler.

​​"Eğitim, içinde bulunduğumuz yüzyılda başlamadı. Asırlardır bizimle. Günümüz sorunları geçmişte de yaşandı, gelecekte de yaşanacak. Aynı zamanda asırlardır devam eden eğitim yolculuğunda birçok eğitim modeli denendi, denenmeye de devam edilecek. Bununla birlikte devam eden bir şey daha var: Umut. İşte ben bu kitapta size bunu hatırlatacağım. Umudu hatırlatacağım. Biz öğretmeniz; bu dünyaya yanmak, gönüllerde bir kıvılcım çakmak için geldik. Yanacağız. Yandıkça etrafı aydınlatacağız." — İhsan Kartoğlu

Bu kitap her ne kadar öğretmenlere ve öğretmen adaylarına hitap ediyor gibi gözükse de derdi 'nitelikli eğitim' olan her okur bu kitapta kendinden bir parça bulacağını dile getiren İhsan Öğretmenimiz, umut dolu önsözüyle aslında bizlere Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün o unutulmaz sözünü hatırlatıyor: 

"Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim!"

En Dikkat Çekici Bölüm: Kızıl Muhafızlar

Kitaptaki her bir bölüm bana o kadar çok şey kattı ki... Her bölüm başlı başına bir hayat dersi niteliğinde. Ama bana kalırsa en dikkat çekici bölüm kitabın son bölümü olan Günah Keçisi ve Kızıl Muhafızlar adlı bölümdü.


Bu bölümde İhsan öğretmenimiz bir toplumun eğitime, öğretmene verdiği değerin altını defalarca çiziyor. Hatta 1966 yılında Çin'de yaşanan çarpıcı bir örnekle de öğretmenin bir toplum için ne kadar önemli olduğunu kanıtlıyor.

Kızıl Muhafızlar, dönemin lideri Mao Zedong'un çağrısıyla 1966 yılında Kültür Devrimi sırasında kendi otoritesini ve egemenliğini kabul ettirmek isteyen Mao, "Eski düşünce, eski kültür, eski gelenekler ve eski alışkanlıklar" olarak görülen unsurları ortadan kaldırmayı amaçlıyorlar. Bu dönemde de ilk hedef maalesef öğretmenler oluyor. Bu propaganda ile kendilerine Kızıl Muhafızlar adı verdikleri çoğunluğu öğrenci ve gençlerden oluşan siyasi bir grup oluşuyor.

Bu süreçte çok sayıda öğretmen, akademisyen ve aydın hedef alınıyor; kitaplar ve tarihi eserler yok ediliyor, milyonlarca insan baskı ve şiddete maruz kalıyor. Çin'de yaşanan bu olayların ardından on yıl geçmeden eğitim sisteminin çökmesiyle sonuçlanıyor. O yılların telafisini yapmak da çok zor oluyor haliyle.

Aslında bu tür örnekler dünya üzerinde çok var. Hepsinin acı ama ortak sonucu ise eğitimini, öğretmenini önemsemeyen toplumlar geride kalmaya mahkum oluyor. İhsan Öğretmenimiz de Çin'de yaşanan olayların sonuçlarını şu sözlerle dile getiriyor: "Bir toplum, öğretmenini 'düşman' ilan ederse o toplumun çocukları cellada, geleceği ise karanlığa dönüşür."

Okuyun, Okutturun!

Buradayım Öğretmenim kitabını okurken bazen bir öğrencinin gözünden eğitimi yeniden düşündüm bazen de bir öğretmenin taşıdığı yükü daha iyi hissettim. Özellikle de İhsan Öğretmenimizin deneyimlerini okurken... 70'den fazla alıntı ve post-it kalabalığıyla kitaplığıma eklediğim için de ayrıca çok mutluyum.


Özellikle de eğer bir öğretmen adayıysanız İhsan Kartoğlu'nun Buradayım Öğretmenim kitabını kesinlikle okumalısınız. Altını çizeceğiniz, durup uzun uzun düşüneceğiniz birçok cümle, farkındalık kazanacağınız birçok deneyim Buradayım Öğretmenim! kitabında sizi bekliyor.

Ayrıca uzun zamandır sosyal medya üzerinden takip ettiğim ve yaptığı çalışmalarla ilham kaynağı olan İhsan Kartoğlu'nu tanımaktan, imzalı kitabını edinmekten dolayı da çok mutluyum. İyi ki varsınız İhsan Öğretmenim!

Peki siz İhsan Kartoğlu'nun Buradayım Öğretmenim kitabını okudunuz mu? Eğer okuduysanız kitabı nasıl buldunuz? Yorumlarda buluşalım!

Umudumu kaybetmediğim sürece varım. Umudunu kaybetmediğin sürece varsın. Umudumuzu kaybetmediğimiz sürece varız. Daima umutla...


Biz öğretmeniz, bu dünyaya yanmak için geldik. Yanacağız. Yandıkça etrafı aydınlatacağız.


Hastalıklı toplumlarda yaşayan, eğitim gören çocuklar da potansiyel hastadır. Bu toplumda sadece öğrenciler ve aileler yaşamıyor, bu toplumsal hastalık herkesi kapsıyor. Bu yüzden eğitimi toplumdan ayıramayız.


Evet, toplum eğitimle şekillenir. Bunun en güzel örneği Finlandiya'dır. Bir zamanlar "Bataklıklar Ülkesi" olarak adlandırılan Finlandiya, günümüzde başarısıyla adından sıkça söz ettiriyorsa bunu eğitime borçludur.


Michael Ende'nin Momo'sunda anlattığı gibi o grileşen şehirler gibidir sınıflarımızın kapısından içeri giren dünya. Çünkü toplum, sınıfın içini şekillendirir. Toplumu sınıftan ayıramazsınız. Her gün sınıfın kapısından içeri toplumun fertleri girer. Toplum nasılsa sınıf onun yansımasıdır.


Toplumumuzda öğretmenler; aydın, öğreten insanlar görülmek yerine daha çok "çocuk bakıcısı" olarak görülüyor. Toplum için öğretmenler değer katan değil, hizmet veren insanlar sınıfında.


Üstelik bu öğretmen düşmanlığı bir anda ortaya çıkan bir durum değil; yıllardır süregelen politikalar, toplum nezdinde öğretmene bakış açısını giderek değiştirdi: Her şehre bir eğitim fakültesi kurulması ve öğretmenlik bölüm puanlarının her geçen yıl düşürülmesinden kaynaklı bir yığılma meydana geldi. Bu da ülkede "öğretmen atama" sorununu doğurdu. Öğretmenlik bölümü zamanında "hukuk, tıp" gibi bölümlerle yarışırken şu an tercih dahi edilmeyen bir bölüme dönüştü.


Tecrübe zamanla kazanılır öğretmenim ama bir çocuğa umut olmak için zamana değil, yüreğe ihtiyacımız var.


Sistemi çalışır hale getirecek güç, test yığınlarının ardında değil; o gençlerin duygularını hissetmeye çalıştığımız o "anlama" çabasında gizli...


Öyle bir sistemle karşı karşıyayız ki sıralamaya girmek bile yeterli olmuyor. Gençler her şeye rağmen yılmadan çalışıyorlar ama karşılarına bir de mülakat sistemi çıkıyor. Mülakat sistemindeki plansızlık birçok öğretmeni mağdur ediyor.


Zamanında öğretmenini kırk günde yetiştiren sistem, akademik eğitimini başarıyla tamamlamış öğretmenlerden kırk yılda edinilecek donanımı getirdiği sınav ve mülakat sistemiyle istiyor. Öğretmenin atamasını yapmayınca da "Çalış, sıralamaya gir!" diyor. Çalışmayan gençler değil, sistemin ta kendisidir.


Gençlerden dünya standartlarında liyakat ve donanım bekleyen, onları hipodromda koşan yarış atlarına çeviren bu sistem; 1970'li yıllarda, öğretmen açığını kapatmak için kırk gün gibi kısa bir sürede mektupla öğretmen atadı.


Karanlığa teslim edilecek tek bir sınıfımız, heba edecek tek bir çocuğumuz yok. Nerede, nasıl olursa olsun; biz orada olmak zorundayız. O yüzden sana ihtiyacımız var öğretmenim!


Modern devletler, üniversiteleri birer eğitim yuvası olarak değil; genç işsizleri "park etme" alanı olarak kullanıyor.


Grigory Petrov'un yazdığı Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabında olduğu gibi, Kötü Ruhlar bizi karanlığa hapsetmeye çalışır, çevreye ışık olmamızdan rahatsız olurlar. Kendileri gibi olmamızı isterler, farklılıklara tahammülleri yoktur. O yüzden onlar söndürür, biz yakarız. Pes etmediğimiz sürece umut daima vardır.


Öğretmenlik yolda olmak gibidir. İnsan yolda yeni birçok şey öğrenir, tecrübe edinir, yeri gelir hatalar da yapar. Ve sürekli kendine ders çıkarır.



Yorum Gönder

0Yorumlar

Yorum Gönder (0)

#buttons=(Ok, tamamdır) #days=(20)

Sayfamızda daha iyi bir deneyim için çerez politikası uygulanmaktadır. Check Now
Ok, Go it!