Japon ve Kore edebiyatında son zamanlarda okurların dikkatini çeken bir tür var: "Healing Book" Genel tanıma bakacak olursak hem ruhsal rahatlama sunan popüler edebiyat akımlarını hem de travma ve duygusal zorluklarla başa çıkma rehberlerini kapsayan bir tür olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle de kırtasiye, kitabevi, çamaşırhane ya da herhangi bir dükkan çerçevesinde şekillenen hikayelerin yer aldığı bir tür diyebiliriz.
Bu türün en popüler kitapları olarak şunları örnek verebilirim: Hyunam-Dong Kitabevi, Gece Yarısı Kütüphanesi, Marigold Kalp Çamaşırhanesi, Rüya Dükkanı, Yağmur Mevsimi Pazarı, Yeonnam Dong Neşeli Çamaşırhanesi gibi.
İşte hem bence bu türe yakın olan hem de Japonya'da büyük ses getiren bir romanı sizlerle paylaşmak isterim. Japon Kitapçılar Ödülü'ne aday gösterilen, Fransa'da ve İtalya'da çeşitli ödüller kazanan Ito Ogawa'nın Tsubaki Kırtasiyesi sadece bir kırtasiye değil; insan ilişkilerine dair derin anlamlar sunan, kelimelerin iyileştirici gücünü ortaya koyan özel bir yer.
Tsubaki Kırtasiyesi Romanının Konusu
Yıllarca hem kırtasiye ürünleri satan hem de mektup yazarlığı (katiplik diye de geçiyor) yapan büyükannesinden (Usta diye söz ediyor) Hatoko'ya (takma adı Poppo) son kalan şey olan Tsubaki Kırtasiyesi olur. Hikayemizin anakarakteri Hatoko da nesiller boyu devam eden mektup yazarlığına geri dönerek dükkana gelen müşterilerin duygularını ve söylemek istediklerini onların yerine kağıda dökmeye başlar.
Büyükannesi ile yaşayan Hatoko, mektup katipliğini ondan küçük yaşta sert bir disiplin ile öğrenir. Mektupların konusundan seçilen kağıdın türüne, zarf pulundan kalem türüne kadar ince eleyip sık dokuyan Usta'dan miras kalan mektup katipliği bizim Hatoko'ya kalır. Kamakura'da yer alan bu küçük kırtasiye dükkanı da mektup yazmak isteyen ama kelimelerini yazıya aktaramayanların, söylemek istenilen ancak söylenemeyen gerçeklerin bu dükkanda ifade edebildiği özel bir yere dönüşür.
Biz de bu hikayede hem Hatoko'nun geçmişini öğreniyor hem de dükkana gelen müşterilerin mektuplarını Hatoko ile beraber yazıyoruz.
Böyle Bir Romanı Okumaya İhtiyacım Varmış!
Sonunu merakla beklediğim bir roman oldu kendisi. Çünkü gerilimden ters köşeden uzak bir roman olduğu için konunun nereye bağlanacağını çok merak ediyordum. Gerçekten de sonuyla beni tatmin eden ve iyi ki okumuşum dedirten bir roman oldu.
Kitap yaz mevsiminden başlayarak sonbahar, kış, ilkbahar ve yaz ile birlikte tamamlanıyor. Yazarın betimlemelerini çok beğendim. Japonya'nın kültürünü en güzel ve en sade şekilde aktarmasıyla da bir okur olarak kitabı okurken taktir ettim.
Genellikle "Healing Book" türündeki kitaplar belli bir mekanda ve belli bir olay örgüsünde ilerlediği için okurken kimi zaman sıkılabiliyorsunuz. Ama Tsubaki Kırtasiyesi'ni okurken bu durumu hiç yaşamadım. Aksine mevsimlerin hızlı bir şekilde ilerlemesinden ve hikayenin bitmesinden gıcık oldum diyebilirim.
Tsubaki Kırtasiyesi | Mektup Katipliği Yapılır!
Kitabı okurken en çok etkilendiğim şey ise kırtasiyeye gelen ve mektup yazarlığı talebinde bulunan müşteriler oldu. Vefat, boşanma, borç, doğum günü, ayrılık derken en çok etkilendiğim ve kitabın iç kapağında da yer alan cennetten bir mektup isteği oldu. Ayrıca mektupların orijinal diliyle yani Japonca olarak yer alması da kitaptaki güzel detaylardan birisiydi.
Kış mevsiminde dükkana gelen ilk müşterilerinden birisi olan Şirakava Seitarou Bey'den gelen mektup talebi, ölen babası adına eşine yazılacak olan bir mektup isteğiydi. "Cennetten gelen bir mektup" olarak adlandırılması da beni etkileyen detaylardandı.
Müşterilerden öğrenilen dersler, Hatoko'nun geçmişindeki yaralar ve Tsubaki'ye düşen işler... Açıkçası bu kırtasiyeye gitmek ve uzun uzun mektup yazmak istedim.
Hatoko'nun işini en iyi şekilde yapma istediği olsun yazım teknikleri olsun mektup kağıdı, pulu, kalem seçimi olsun aslında hiç fark etmediğim detaylara olan inceliği beni benden aldı. Artık bir mektup ya da rastgele bir yazı yazarken bu tür detayları Hatoko'nun kulağıma fısıldayacağını düşünüyorum.
Sıcacık Bir Hikaye...
Kitapta bir diğer beğendiğim nokta ise karakterlerin gelişimi oldu. Bu hikayede sadece Hatoko'yu okumuyoruz, Hatoko sayesinde komşusu Barbara Hanım'ı, müşteri olarak gelen ve arkadaş çevresine giren Baron'u, ilkokul öğretmeni Panty'yi, Hatoko'nun küçük mektup arkadaşı QP ve babası Morikage Bey'i hikayenin önemli kısımlarında biz okurlara izlenimler sunan ve hikayenin akışında önemli konumlara sahip olan karakterlerdi.
Hatoko her ne kadar kendisini yalnız hissetse de her daim yanında olan ve bir nevi büyükannesi olan Barbara Hanım ile olan sohbetleri, hikayenin sonuna doğru tek mektup arkadaşı olan QP ile mektuplaşmaları çok özeldi.
Okurken sıcacık bir ortamın varlığını, o Japon mahalle kültürünü iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Hatta camı açıp o Japon kiraz çiçeklerini görmek için sabırsızlanıyorsunuz bile.
Yazdığım gibi uzun zamandır böylesine içinizi ısıtan ve her bir karakterden öğrenebileceğiniz dersler sunan bir roman okumamıştım. İyi ki Tsubaki Kırtasiyesi ile karşılaşmışım.
Eğer siz de böyle bir roman arayışındaysanız Ito Ogawa'nın Tsubaki Kırtasiyesi'ni okumanızı tavsiye ederim.
Peki siz Ito Ogawa'nın Tsubaki Kırtasiyesi romanını okumayı düşünüyor musunuz? Yorumlarda mutlaka buluşalım!
Yitirdiğimiz şeylerin peşinden koşmak yerine, şimdi avcumuzda kalanlara iyi bakmak gerek.
Hayat dediğin şey, nefes alıp verene kadar. Sahiden de bir anlık.
Yazı insanın kendi benliğinin yansımasıydı. Usta da bunu sıkça söylerdi. Bir insanın el yazısından, onun nasıl biri olduğunu anlayabilirmişiz.
Sonuçta "mektup kâğıdı" denen şey bile neredeyse yok olmak üzereydi ve hayatlarında hiç mektup yazmamış yetişkinleri görmek de zor değildi. Her işin, e-postayla yapıldığı bir dönemdeydik.
Sanatın, insanı kurtarabildiğini bizzat kendi yaşamımla deneyimlemiştim.
Ne kadar yetenekli olursan ol kimsenin okuyamayacağı bir yazı yazmak zariflik değil, kabalıktır.

.jpg)
.jpg)
.jpg)