Tuhaflıklar | Faruk İncioğlu

Konumuz Kitap
1
Özellikle de bunaltıcı yaz aylarında okumayı sevdiğim bir tür var; öykü. Birbirinden bağımsız, kısa am oldukça derin etkilet bıraktıran öyküleri bu aylarda okumayı tercih ediyorum. Tam da bu zamanda hangi öykü kitabını okusam diye düşünürken Faruk İncioğlu'nun Tuhaflıklar kitabıyla karşılaştım.

Son zamanlar okuduğum en ilginç kitaplardan birisiydi. Kısa olsa da anlattıklarıyla uzun uzun bomboş duvarla bakışacağınız, içe dönük bir anlatımla satırlar arasında kaybolacağınız bir kitap olan Faruk İncioğlu'nun Tuhaflıklar adını verdiği öyküsünü sizlerle paylaşıyorum.

Tuhaflıklar Kitabının Konusu

Hem arka kapak bilgisi hem de önsözü içeren yazı şu şekilde: Bazı günler, bazı geceler, bazı düşünceler... Hiçbir yere oturmaz. Ne yaşanmış gibi gelir ne de yalnızca hayal ürünü. Bir yere, bir zamana, bir kişiye ait değilmiş gibi. Tuhaf gelir.

Bu kitapta yer alan metinler, böyle tuhaf zamanların, düşüncelerin ve anımsamaların izlerini taşır. Ne tam anlamıyla öykü, ne tamamen deneme, ne de yalnızca iç dökümü sayılabilirler. Her biri, yaşamın içinde fark edilmeden birikmiş kırıntıların, içe dönük bir anlatımla yeniden düşünülmesidir.

Kimi zaman sisli bir gece yürüyüşünde, kimi zaman çocuklukta bir pencere kenarında ya da bir gözaltı hücresinin sessizliğinde insan kendini, dünyayı ve varoluşu sorgular. Bu sorgulamalar bir biçime girmeye çalışırken daima fazlalıklar üretir, taşar, bükülür, eğrilir. İşte bu kitap, o taşmaların, o bükülmelerin ve o tuhaf anlatıların toplamıdır.

Her anlatı, kendine ait bir yalnızlığı ve arayışı içeriyor. Zaman, ölüm, aidiyet, umut, kaybolmuşluk ve bazen de sadece bir pencerenin ardındaki sessizlik... Her biri bir başka "tuhaflık!" Belki siz de bu satırlarda kendi tuhaflıklarınıza rastlarsınız.

"Çünkü bazen en gerçek şey, en tuhaf olan şeydir."

İçinde toplam 14 öykü barındıran Tuhaflıklar kitabında bekleyiş, zaman, ölüm, aidiyetsizlik, yalnızlık, varoluşsallık gibi ağır konuları barındıran özgün ve çarpıcı bir üslupla kaleme alınan bir kurgu dışı ürünü.

Bir Tuhaf Geçit! | Siz de Kendi Tuhaflıklarınıza Rastlayabilirsiniz

Toplam 14 öyküden oluşan Tuhaflıklar kitabında her bir öykü "Bir Tuhaf..." ile başlamakta ve hayatımızda aslen var olan ve bizi tanımlayan kimi durumların kaleme alınmış bir panoramiği şeklinde.


Okurken özellikle de beni en çok etkileyen öyküler Bir Tuhaf Oda, Bir Tuhaf Okul, Bir Tuhaf Yaşlılık, Bir Tuhaf Adalet, Bir Tuhaf İnsanlar, Bir Tuhaf Matematik bölümleri oldu. Diğer bölümler de yine etkileyici ve bir o kadar düşündürücüydü. Her bir bölümde farklı durumlar, farklı hissiyatlar yer aldığından dolayı hem spoiler açısından hem de kitabın genel kurgusu bakımından detaylara yer vermiyorum.

Yazar Faruk İncioğlu Tuhaflıklar kitabında sizleri ruhunuzda derin izler bırakacak satırlarla baş başa bırakıyor. Her bir öykü kısa gibi gözükse de hissettirttikleriyle uzun bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Eğer siz de bu aralar farklı kitaplar okumak istiyorsanız Faruk İncioğlu'nun Tuhaflıklar kitabına bir göz atabilirsiniz.

İşte tam da bu noktada sizlere güzel bir haberimiz var! Konumuz Kitap olarak Yazar Faruk İncioğlu ile beraber 3 okurumuza Tuhaflıklar kitabını hediye edeceğiz. Detaylar ve çekiliş Instagram sayfamızda yer alacak. Eğer siz de bu çekilişe katılmak ve Tuhaflıklar kitabını kazanmak istiyorsanız Instagram sayfamızı aşağıdaki linkten takip etmeyi unutmayın.

Çekiliş Linki için "BURAYA" tıklayabilirsiniz.

Peki siz Faruk İncioğlu'nun Tuhaflıklar kitabını okudunuz mu? Eğer okuduysanız kitaptaki öyküleri nasıl buldunuz? Yorumlarda buluşalım!

Uzun cümleler kuramıyorum. Kısa cümlelerle kısacık bir ömrü tüketmekteyim.


Bir çocuğun gülüşü, yalnızca neşesi değil. Aynı zamanında geçmişle bugünün el sıkışması. Anneyle babanın susarak anlaştığı bir yer. Birbirlerine küsmeden, ama her şeye rağmen bir arada kalmayı seçen iki insanın ortak cümlesi gibi.


Belki zaman, bazı kırmızı ışıklarda kendini durdurmak için bir fırsat buluyordu. Kim bilir?


Hayat, bazen sadece bir çocuğun babasına bakışıdır. Karmaşık bir şey değil. Sade, doğrudan, koşulsuz...


Bazen insan geçmişi, ancak onu dondurabildiği bir anda tanır. Belki bu yüzden hep bir şeyleri yazıyor, çiziyor, çekiyor, anlatıyoruz. Geçip gidenin içimizde kalmasını umarak.


... Çünkü öyle anlar vardır ki insan onları sadece yaşamakla yetinemez. Tanıklığını kanıtlamak ister. Hafızaya değil, bir yere kaydolmasını ister. Yıllar sonra dönüp bakmak için.


Eğer stabil durursa insan, eksi kutupta gider de durur. Çaba olursa eylem gelir. Eylem gelince de öğrenme olur. Öğrenme de olunca artıya ulaşır insan.


İnsan çoğu kez geldiği noktada aslında hiçbir yere gelmediğini görür. Bir daire gibi etrafında dönmüş ve tekrar aynı noktaya geldiğini görerek hayatta bir sıçrama isteği belirebilir. Bu dönüşte kaybedilen şey, zamandır.


Umutlar kaybolmuş, zihin hiçbir şeyi düşünemez olmuş; bilinmez yerdeki o bilinmezliğin korkusu tüm vücuduna sarmıştır. Ve sonunda son cümle: Adalet siz!


Yaşam içinde hep dinamiktir zihin. Ruh da öyle. Halden hale geçer. Beden de öyle. Sürekli bir değişim, yaşla beraber. Fakat bazı gerçekler hiç değişmez. Ömür mesela... Sürekli vardır. Doğum ve ölüm gibi. Doğmak ve ölmek. Biri mutluluktur, biri ise hüzün. Bazen de ölüm de mutluluktur. Bazen de doğum, üzüntüdür. Halleri değişse de gerçekliği yalındır. Gayeleri ve amaçları muallak!


Her şeyin bir zamanı var belli ki. Zaman içinde erimek güzeldir de ya yok olmak? Yokluk! Vahim bir hal olsa gerek.


Bazen böyle olmaz mı? Bir anda bilmeden bir insana en büyük iyiliği yaparsın. Sen onu bilmeden, o seni bilmeden zamanın içinde ve zamanla beraber düşüncede erirsin.


Azıcık da isyan... Sistem eleştirisi... Kafa çaresiz, her bir olgudan... Ücretli öğretmenlik, nedir? Bunun ücretsizi mi vardır? Ne kadar da sofistike!


Hep merak etmişimdir: İnsan hayatta kaç kere aşık olabilir? Yoksa aşk bir kere mi nasip olur? Hatta aşk, hep hayal etmek midir?


İstemiyorum hiçbir şeyin bu kadar berrak ve apaçık olmasını.


Ben istemedim var olmayı, düşünmeyi, insanlarla konuşmayı ve acı çekmeyi... Ben istemedim mutlu olmayı. Ben hiçbir şey istemedim.


Ben şu anı istiyorum. Bu anın sonsuza kadar devam etmesini istiyorum. Biliyordum, bu anda diğer yaşadığım o güzel anılar gibi kaybolacak ve an kelimesinin sonuna "-ı" eki eklenerek, bu anda tarihe gömülüp, anı olacaktı.


Alışır mı insan korkuya, tekdüzeliğe? Sanki alışıyor insan en vahim hal ve duruma.


Her yaşam kısa bir öykü gibi. Her insan önemser yaşamını. Bazısı mistik bir ruh katar. Sebep-sonuç ilişkisi kurar. Gerçekten de yaşamda var mıdır, bir sebep-sonuç? Yoksa biz mi lanse ederiz bu şekliyle? Sonucunu alınca, sebebini biz mi kurarız?


Her alışmak aslında biraz daha yabancılaşmak kendine. Özden daha çok kopmakmış.



Yorum Gönder

1Yorumlar

Yorum Gönder

#buttons=(Ok, tamamdır) #days=(20)

Sayfamızda daha iyi bir deneyim için çerez politikası uygulanmaktadır. Kontrol Et
Ok, Go it!