19 Kasım 2019 Salı

Ağaç Ev Sohbetleri #12

Herkese yeniden merhaba. Karşınızda 12. haftadayız. Günler, haftalar, aylar su gibi geçip gidiyor. Bu etkinliğin de durmayıp ilerlettiğimiz Sade ve Derin' e Sessiz Gemi' ye Kağıttan Dünyam' a Momentos' a ve diğer yanıtlayan arkadaşlarıma çok teşekkür ederim!

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Sonraki hafta için konu önerim: En beğendiğiniz ya da size yakın gelen süper kahraman var mı? Peki süper kahramanınızın en sevdiğiniz özelliği nedir? DC mi Marvel mı daha iyi? 

Bu haftanın konusunu da Sessiz Gemi' den geldi! Gerçekten çok güzel sorular geliyor. Herkese çok teşekkür ederim! Gelelim bu haftanın sorusuna: İnsanların ruhlarının rengi ve bir formu olduğunu düşünüyor musunuz? Örneğin, gün ışığı gibi veya pembe kiraz çiçeği gibi. Öyleyse sizin ruhunuz nasıl bir forma ve renge sahip olurdu?

Aynen, ben insanların ruhlarının bir rengi ve formu olduğunu düşünüyorum. Bilimsel olarak kanıtlanmasa da gerçekten de aynı burçlar gibi insanların enerjisine inanıyorum. Benim ruh rengim bence kırmızı, mavi ve kahverengi tonları olabilirdi. Zaten en sevdiğim renklerdir. Mevsimlerden de sonbahar benim için apayrı bir yere sahip olduğundan dolayı çok seviyorum. Özellikle sonbahar aylarında kahverengi, kırmızı kurumuş yapraklar beni benden alıyor. Bir forma sahip olsaydım da kesinlikle çıta olurdu. Çıtalara karşı apayrı bir ilgim var ve belgesellerini kaçırmadan izlemeye çalışıyorum. En hızlı hayvan olmaları ve enerjik olmaları beni tamamlıyor diyebilirim. 

Peki sizlerin ruh rengi ve formunuz neler? Sizlerin de bu eşsiz etkinliğe katılmanızı çok isterim. Her hafta, blog ailesi olarak ağaç evimize çıkarak düşüncelerimizi paylaşıyoruz. Sizleri de aramızda görmekten çok memnun oluruz. İyi Okumalar!

12 yorum:

  1. ooooo çok güzeeeel yaa. sonbahar çıtası hihi ne güzel tanımlamışsın. soru güzelmiş pekuuuu olaaar hihi :) marvelous hihi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için çok teşekkür ederim canım... :)

      Sil

  2. -Aziz dostlarımdan Hayri İrdal Bey… Memleketimizin en tanımış saat üstadı. Misli bulunmaz bir adam… Bu takdim şeklinden bir daha anladım ki Halit Ayarcı mazi ve istikbalini hâlin arasından gören zattır. Beni kırk yıllık dostu gibi tanıtıyordu. Kalantor zat benimle teşerrüf ettiği için son derece mesuttu. Birdenbire yüzünde bir çocuk tebessümü belirdi. Belli ki bu saadeti bana birkaç kelime ile anlatacaktı. Fakat birdenbire masanın üstündeki barbunyalar dikkatini çekti. Ben biraz daha bekleyebilirdim. Fakat barbunyalar bekleyemezdi. Onlar beklerlerse soğurlardı. Soğuk barbunya ise hiçbir işe yaramazdı. Halit Ayarcı’nın omuzundan çektiği eliyle bir tanesini aldı ve hep aynı mesut çocuk tebessümüyle ağzına götürdü. Fakat beni unutmadı, unutmamıştı ve unutmayacaktı da. Bunu göstermek için serbest olan sol elini benim omuzuma koydu ve hep aynı tebessümle yüzüme baktı. Beni sevmişti. Ben bu teveccühün, iltifatın altında üç santim kadar döşeme tahtasına gömüldüm. O, hep aynı muhabbetle yüzüme bakıyordu. Konuşmağa lüzum yoktu, anlaşıyorduk. Beni sevmişti. Ben de onu sevmiştim. Bu emniyetle sağ eli bir kadın saçı okşar gibi masaya uzandı. Tekrar bir barbunya döşeme tahtasına şöyle kayıtsızca atılan bir kılçık oldu. Bu ameliye iki üç dafa tekrarlandı. Çatala lüzum yoktu. Çatal fazla külfetti. O samimî adamdı. Bana bakışlarından bu samimiliği okunuyordu. Niçin aynı samimiliği barbunyalara göstermeyecek, araya bir vasıta koyacaktı. Hem çatal yemek yemek içindi, böyle çerezler için değil! Beşinci barbunyadan sonra evvelkinden yüz defa daha anlayışla gözlerimin içine baktı ve barbunyaları ben yaratmışım, ben tutmuşum, ben pişirmişim gibi hep bana bakarak: - Nefis… dedi, çok nefis… Güzel pişmiş. Zaten mevsimi!.. Bütün ağırlığiyle omuzuma basarak son emirlerini verdi: -Aman yiyin! Tam zamanıdır barbunyanın… Sonra beni bıraktı. Doğrudan doğruya masaya döndü. Ve artık bana bir daha bakmadı. Barbunyada ana baba bir kardeş olmuştuk. Gerisine ne lüzum vardı? Birdenbire buzlu badem tabağı dikkatini çekti. Şüphesiz bu yeni icat edilmiş bir nesne olacaktı. Bir taraftan onu tadıyor, diğer taraftan Halit Beyle konuşuyordu. Tuhaf bir konuşmaydı bu. Söyleneni dinlemiyor, badem denen nesne ile meşgul olduğu için kendisi de konuşmuyor; fakat büsbütün boş durmak da hoşuna gitmediği için karşısındakinin bir şeyler söylemesini istiyordu. Bir ara Halit Bey kendisine: - Bugünlerde sizi taciz edeceğim galiba… dedi. O kısaca cevap verdi: - Muhakkak, hem yarın! Öğle yemeğinde. Buraya gelin.
    Sonra omuzumdan istemeye istemeye elini çekti. Fakat bu ihaneti yaptığı için tatlı bir bakışla gönlümü almayı da ihmal etmedi. Ve hep aynı sevimli, dost, babacan, her zaman için emrinize hazır ve her zaman için sizden çok farklı, tebessümlerinin, gözlüklerinin pırıltısıyla bizi ihya ederek çekilip gitti. Biz tekrak yerimize oturduk. Doktor Ramiz’in yüzü sevinçten kıpkırmızıydı. Ben, en aşağı dördüncü kat gökte Hazreti İsa ile sarmaş dolaştım. Niçin olmasın? Bu samimiliğe, bu iltifata taş olsam yine dayanamazdım. Bir ara sol omuzuma baktım. Mektep kitaplarındaki Asur tanrılarının omuzları gibi nur içinde bakıyordu. Ben, Hayri İrdal, bu biçare hayat artığı, bu iltifata mazhar olayım! Bu akıl alacak şey değildi. Rabbim, ne büyüksün sen! Yalnız bir kişi, Halit Ayarcı

    Bu satırlar Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" romanından. Bu satırları neden yazdım Sevgili İrem biliyor musun? Bu kitabı okurken Türk Edebiyatının zengin anlatımına, yıllar öncesi dahi yazılmasına rağmen anlatımın saadeliğine, betimlemelerin, karakterlerin ve zamanın nefis harmanlanmasına hayran olduğumdandır. Mesajım kitap okumak için seçim yapacak siz kıymetli kitap severlerin Türk Edebiyatının üstadlarına öncelik vermeniz olması içindir. Elbette her kitabı okuyacağız. Fakat bizim insanımız, bizden hikayeler ve romanlar insanı fazlasıyla çekiyor diye düşünüyorum. Şaheser tadındaki tüm bu eserlerin edebiyatın Memleketimizi anlatan kelimelerden müteşekkil sihirli bir ayna olduğunu ispatlar kanısındayım.
    Bilmem aynı fikirde miyiz?
    Selam ve sevgilerimle..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz ve güzel alıntınız için ben teşekkür ederim. Blog sayfamda da öncelik olarak Türk Edebiyatına ait ve okuduğum kitapları tabi ki paylaşıyorum. Size de katılıyorum. Edebiyatımız çok zengin ve bunu korumalıyız. Fakat maalesef bazılarımız edebiyatın e' sini bile bilmeyen yazarlara doğru gidiyor. Dikkat ederseniz ben sadece Türk Edebiyatından değil İngiliz, Alman vs. Edebiyatlarından da paylaşımlar yapıyorum. Eğer korumak istiyorsak kitaplarımıza özellikle de kalemi kırılmaz yazarlarımızı benimsemeliyiz. Aslında bizim edebiyatımız çok köklü bir yapıya sahip fakat biz maalesef koruyamamışız. Ben de özellikle okudukça sık sık edebiyatımızdan eserler yazıyorum. Örneğin; Sabahattin Ali' nin, Tevfik Fikret'in, Ömer Seyfettin'in şaheserlerini okudukça paylaşım yapıyorum.

      Bu konudaki görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim.:) Sevgiler ve Saygılarla...

      Sil
  3. çıta ha bence de sana uygun :) renklerin de doğru o şekilde olurdu kesin. ben de renklerin enerjisine inanırım. yazı çok güzelmiş ama bu hafta yazamam sanırım. haftaya bence de süper kahraman yazısı olmalı. kesin yazarım. en sevdiğim konulardan :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için çok teşekkür ederim. Merakla bekliyorum o zaman yazını!

      Sil
  4. Bloğunu yeni buldum. O kadar içte ve o kadar samimi bir üslubun var ki yazını okurken içim ısındı :)
    Ellerine sağlık çok güzel bir yazı olmuş! Sevgiler!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için çok teşekkür ederim. İyi ki varsın!

      Sil
  5. Ağaç Ev Sohbetlerine katılmak isteyen yeni bir blogger arkadaşımz var. (karmajen.blogspot.com) Kabaca işleyişi anlattım. Bu haftaki konuyu da. Bilgi aktarayım istedim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için çok teşekkür ederim. Tabi ki herkes katılsın.

      Sil
  6. heeeey yazdıııım hem de kitaplığımdan fotilerleeee hihihi :)

    YanıtlaSil

Yorumun için çok teşekkür ederim.