23 Şubat 2021 Salı

1000Kitap ve Yeni Etkinlikler | Biraz Sohbet #2

Şubat 23, 2021 28

Herkese yeniden merhaba! Biraz Sohbet serimizin ikinci yazısı sizlerle. Nasılsınız, nasıl gidiyor hayat? Aslında bu yazımı daha önce yayınlamayı düşünüyordum fakat konuşacağımız konuların daha fazla olmasını istediğim için bugüne kaldı. Sosyal medyadan sıkça soruyordunuz bu seriyi. Bence çok güzel oldu. Kitap önerilerinden sonra hem gündemden hem de diğer konulardan bolca konuşacağız.

İlk konuşacağımız konu ise blog alemine bembeyaz bir sayfa ile giriş yapan sevgili Yazarix. Eğer beni Instagram sayfamdan takip ediyorsanız orada da sayfasını paylaşmıştım. Şu an da yedi tane yazısı var. Blog sayfası dizi film ve kitap önerileriyle dolacak. Eğer dizi film ve kitap önerilerini takip etmeyi seviyorsanız sayfasını kesinlikle takip etmenizi öneririm. Kendisinin de dediği gibi: ''O anda aklımda ne varsa ne yaptıysam ne olduysa yazacağım. Hatta günlük şeklinde de olabilir bloğum her telden her şeyden yazacağım bazen uzun bazen kısa bazen de resim kafama göre olacak yani...''

Sevgili blog arkadaşımı da sizlerle paylaştıktan sonra sıradaki konumuz 1000Kitap. Aslında 1000Kitap sayfasında uzun zamandır üyeliğim vardı fakat aktif değildim. Geçen hafta itibariyle orada da aktif olmaya başladım. Kitap alıntılarımı, hangi kitabı okuyup hangi kitabı okuma listesine aldığımı kolayca görebilirsiniz. Orada da beni takip etmeyi unutmayın. 100 okur puanına erişmeye çalışıyorum bu aralar. Destek olursanız sevinirim. Buradan hesabıma ulaşabilirsiniz. Ayrıca orada bir yayın paylaştım. Sayfamda sabitledim merak etmeyin. Yayını oradan duyurdum. Birkaç yayın sonrasında 8 Dakika ile ilgili sıkça sorulan soruları; hem Instagram'dan hem bu yayının altına hem de 1000Kitap'dan gelen soruları seçip paylaşmayı düşünüyorum. Sadece 8 Dakika ile ilgili değil yayınevi olur, kitaplar hakkında olur yani merak ettiğiniz her şeyi sorabilirsiniz. Sorularınızı merakla bekliyor olacağım.

İki ay önce ilk kitabım olan 8 Dakika'yı çıkardım. Hala aranızda bilmeyenler varsa buradan detayları okuyabilirsiniz. O yayında 8 Dakika'nın satış noktalarını ekledim. BKM, Kitapseç, D&R, Kidega gibi birçok seçkin kitapçılarda kitabım raflardaki yerini aldı. Oradan istediğiniz sayfadan kitabıma ulaşabilirsiniz. Instagram'dan kitabımı okuyup yorum yapan arkadaşları paylaşıyorum. Bunlardan birisi de sevgili canım arkadaşım Kayıp Fısıltı oldu. Kayıp Fısıltı diyor ki; ''İlk kitabı olan 8 Dakika'yı aralık ayında çıkarttı. Ben de daha bu hafta siparişimi verip heyecanla bekledim gelmesini. Cuma sabahı, yani daha dün, kargom geldi ve kitabı elime almamla bitmesi bir oldu! Bir solukta okuduğum bu kitap neyin nesiymiş bir bakalım...'' Devamı için onun blog sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Yorumlardan ötürü tekrardan çok teşekkür ederim. Onun blog sayfasını da takip etmeyi unutmayın. Çok güzel kitap önerileri, gezi yazıları var. Bu güzel yolculukta o da bana katıldı. Destekleri için tekrardan çok teşekkür ederim. İyi ki varsın...

Bu aralar blog sayfasında pek aktif olamıyorum ama yorumlarınızı kaçırmadan yanıtlamaya çalışıyorum. Bu serinin ikinci sayısı da burada bitsin. Diğer seride hangi konuların konuşulmasını istiyorsanız yorumlarda belirtmeniz yeterli. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın. Seviliyorsunuz!

9 Şubat 2021 Salı

Veronika Ölmek İstiyor | Paulo Coelho

Şubat 09, 2021 26

Herkese yeniden merhaba! Kısa bir aradan sonra tekrar güzel bir kitap ile birlikteyiz. En son yaptığım kitap alışverişimde aldığım kitaplardan birisi olan Veronika Ölmek İstiyor yine o muhteşem yazar Paulo Coelho'nun kaleminden...

Paulo Coelho'nun Simyacı ve Portobello Cadısı adlı kitaplarını okumuştum. Bu kitaplara ek olarak Veronika da eklendi. Kendisi hızlı ve sürükleyici bir hikaye olmakla beraber aynı zamanda sorgulatan bir kitap da. Kitapta altını çizdiğim yerler, empati kurduğum bölümler olsun tam anlamıyla içe işlenen bir kitaptı. Dana Goodyear'ın da dediği gibi Coelho, sevecen ama etkili bir öğretmen. Eğer Coelho'nun herhangi bir eserini okuduysanız ne dediğimi kolayca anlayabilirsiniz. Kitaba gelecek olursak dediğim gibi çok sürükleyici bir kitaptı. Dili olsun, işlenen konu olsun merak uyandıran bir tarafı vardı. Kitabın ismiyle önyargım şuydu; ''Galiba sadece Veronika'nın hayatından bahsedecek.'' demiştim ilk görüşte. Fakat öyle bir yanıldım ki... Kitap Veronika'dan başlayarak diğer hayatlara da değiniyor. Değindiği gibi de birçok sosyal problemi de gün yüzüne çıkarıyor. İşte altını çizdiğim kısımlar da bunlardı.

Veronika, her istediğine sahip görünen, renkli bir yaşam süren, yakışıklı erkeklerle gezip tozan genç bir kadın olmasına karşın mutlu değildir. Yaşamında bir şeylerin eksikliğini hissetmektedir. Başarısız bir intihar girişiminin ardından, kendine geldiği zaman bir akıl hastanesindedir. Üstelik çok kısa bir ömrü kaldığını öğrenir. Zaten ölmek isteyen Veronika bu süreçte, başka dünyaların insanlarını tanırken kendisini de keşfetmeye başlar. Kaldığı akıl hastanesinde -Veronika'nın deyimiyle deliler hastanesi- hem kendini tanımaya başlar hem de çevresindeki insanlara ilham kaynağı olur. Kitap Zedka, Mari, Doktor Vitgor ve Eduard'ın bakış açısıyla anlatılıyor. Veronika'nın verdiği ilhamı onlarla keşfediyoruz. Hepsinin hayatlarında birtakım sorunlar var. Onlar kendi hayatlarını anlatıyor. Akıl hastanesine yani Vitriol'e gelmeden önceki hayatlarına da değiniliyor.

Örneğin Veronika arka kapaktaki tanıtım yazısındaki gibi genç ve güzel bir kız. Kütüphanede çalışıyor ve renkli bir yaşama sahip bir genç kız. İlk başta diyorsunuz ki bu Veronika nasıl bu hallere düştü. Ama hayat hikayesine şahit olduktan sonra her şeyi anlayabiliyorsunuz. Veronika hastanede olduğu ve son zamanlarını geçirdiği vakitte piyano çalmasıyla herkesi şaşırtıyor. Buna Eduard da ekleniyor. Aslında piyano çalmasını isteyen kişi de o. Veronika'nın hikayesine gelecek olursak; Aslında Veronika piyanist olmak için dünyaya gelmiş. On iki yaşından beri piyano dersleri alan ve öğretmeni tarafından yeteneği keşfedilmesiyle bu yönde onu yüreklendirmiştir. Fakat annesi tarafından bu yeteneği sadece sanatsal açısından olması ve erkekler eşlerinin yetenekli olmasından hoşlanırlar diyerek bu yeteneği köreltir. Tabii Veronika küçük olduğundan bunu anlayamaz ve annemin bir bildiği vardır diyerek bu olağanüstü yeteneğini göremez. Ama sonradan mezun olup bir kütüphaneden çalıştığı zaman ''Onlara aldırmayıp delice davranmalıydım.'' diyerek hayıflanır. Fakat artık iş çoktan geçmiştir onun için. Sadece bundan bile birçok ders çıkarılıyor bence. Yetenekleri sadece hobi olarak değerlendiren ve ''Ondan mı hayatını kazanacaksın. ''Deli misin sen?'' diyenlere cevap niteliğinde.

Veronika'nın hastanedeki arkadaşı olan Eduard da aynı durumdan muzdarip. Büyükelçinin oğlu olan Eduard çok çalışkan ve yetenekli bir çocuktur. Ama bir o kadar da yalnız ve arkadaşlık ilişkileri kuramaz. Ailesi kara kara düşünür bu durumu. Bazı yanlış arkadaşlıklardan sonra bir kaza sonucu hastanede geçiren o zorlu süreci hemşirenin verdiği kitapla değişir. İyileştiği zaman odasını tuvallerle doldurur. ''Cennet Görüntüleri'' adlı sergisini de hazırlamaya başlar. Fakat ne olur? Tabii ki anne ve babası bu durumdan da şikayetçi olurlar. Babası ilk başta geçici bir heves derse de ressam olmak için doğduğunu itiraf eden Eduard maalesef hayallerine kavuşamaz. Bunun da ilk nedeni tabii ki de annesi ve babasının şöhretidir. Aynı Veronika'da da olduğu gibi. Sonuç olarak da kendisini dışarıya kapatarak konuşamaz olur. Annesi ve babası tedirgin olur ve ünlü Vitriol'e yatırılır.

Paulo Coelho'nun ülkemize yakın bir coğrafyada, Bosna ve Slovenya'da geçen Veronika Ölmek İstiyor adlı romanı, var oluşumuzun her dakikasına yaşam ile ölüm arasında bir seçim olarak yaklaşıyor. Toplumun alışılmış kalıplarının dışına çıkan, farklı düşünceleri yüzünden önyargıları göğüslemek zorunda kalan insanları anlatıyor. ''Deli misin sen?'' kavramını bir kez daha sorgulatıyor Coelho. Özellikle de verdiği örneklerle bunu ispatlıyor. Açıkçası ben hem hikaye açısından hem de yazarın kendini saklamaması çok doğru bir davranış bence. Bilmiyorum, ben daha çok bu tür kitapları okumayı daha çok seviyorum. Sosyal sorunları çekinmeden aktarıp ve bunu alayca bir tavır sergileyerek anlatması bence takdire şayan. 

Peki sizler neler düşünüyorsunuz bu konuda? Yazar, eserde kendini gizlemeli mi? Yorumlarınızı dört gözle bekliyorum.

Eğer Veronika Ölmek İstiyor eserini okumadıysanız kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Çok akıcı ve sade bir dille yazılan bu eşsiz eseri okumadan geçmeyin bence. Coelho'nun en beğendiğim yönlerinden birisi olan ''sorgulatma'' eylemini çok güzel bir şekilde işliyor. Bu kitap da bunun bir örneği. Bence daha fazla konuyu açmadan ve size spoiler vermeden buraya noktayı koyalım. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın. Seviliyorsunuz!

Dünyanın bütün dağlarında, ormanlarında, bir tek yaprağı bile bir başkasının tıpkısı olarak yaratmamıştır Tanrı. Oysa siz farklı olmayı delilik sayıyorsunuz.


Çok yorgunum, ama uyumak istemiyorum. Yapacağım çok şey var, hayatın sonsuza dek süreceğini sandığım günlerde hep ertelediğim şeyler bunlar, sonra hayatın yaşanmaya değmeyeceğine inanmaya başlayınca da unuttuğum.


Deli olmak, düşünceleri iletmekten aciz olmak demek. Sanki yabancı bir ülkedesin, çevrede olup biten her şeyi görüyor, anlıyorsun ama istediğini anlatmaktan, dolayısıyla da yardım bulmaktan umutsuzsun çünkü orada konuşulan dili bilmiyor, anlamıyorsun. 


Yeniden yaşamaya başlamak istiyorum, Eduard. Hep yapmak istediğim ama cesaret edemediğim hataları yapmak... 


Deli olmak ne demek, bilmiyorum, diye fısıldadı. Ama deli olmadığımı biliyorum. Başarısız bir intihar girişimi benimkisi, hepsi bu. Kendi dünyasında yaşayan herkes delidir. Şizofrenler, psikopatlar, manyaklar. Yani, başkalarından farklı olanlar.