31 Aralık 2019 Salı

Hoş Geldin 2020!

Aralık 31, 2019 22
Herkese yeniden merhaba. 2019' u da geride bıraktık. Acısıyla, tatlısıyla geride bıraktığımız yılın son günündeyiz. Belki bu yıl senin yılın olmamıştır ama 2020 senin için yeni başlangıçlar için bir ışık olabilir. 

Umarım 2020 herkes için çok mutlu, huzurlu ve en önemlisi sağlıklı bir yıl olur. Ben en son 2013 yılını hatırlıyorum nedense. Ne kadar da hızlı geçiyor yıllar. Su gibi akıp gidiyor. 2020 için hedeflerimi yazdığım bir mimle de devam edebilirsin. 

Blogger hayatında 3. yılımı tamamlayacağım. 3 yıl... Ne kadar da uzun bir zaman. Başladığım ilk günü hatırlıyorum, ilk paylaştığım kitabı. Ne kadar da heyecanlıydım. ''Acaba yapabilecek miyim?'' diye birçok soru soruyordum. Kendimden emindim ve başaracağımdan da şüphem yoktu. Sizler sayesinde blog sayfam geniş kitlelere ulaştı. Aynı zamanda web siteleri kurarak bu işe daha da çok odaklanmak istedim. Sitelerimiz olan kelime-bul.com ve calisma-saati.com sizler sayesinde daha üst kademeye ulaştılar ve hala çıkmaya devam ediyor. Ziyaret etmeyi unutmayın! :)

2019 benim yılım olmasa da 2020 benim yılım olacağından eminim. Sizlerin güzel yorumları ve her daim destekleriniz beni daha da çok heveslendiriyor. İlk kitabımı çıkaracağım ve kitapla ilgili birçok yorum alıyorum. Bu kadar ilgi çekeceğini hiç düşünmemiştim. İyi ki varsınız! Daha ne diyebilirim ki? Sevgi bestesinin melodilerini yüreğinizde hissedeceğiniz, hüzünlerinizin dostluklarla silineceği, ümitlerinizin ve gülücüklerinizin eksik olmayacağı, sağlık, mutluluk, başarı, barış ve huzur dolu bir yılı sevdiklerinizle birlikte geçirmeniz dileğiyle. Neşe dolu bir yıl geçirin. Özellikle kitaplarla dolu bir yıl geçirelim değil mi? Konsepten de kaçmayalım. :) 

28 Aralık 2019 Cumartesi

2020'de Zinciri Kırma!

Aralık 28, 2019 28
Herkese yeniden merhaba. Yeni bir Zinciri Kırma etkinliğiyle beraberiz. Yeni yılın gelmesinin bende yarattığı en çok sevinç; zincirimi tamamlamam ve yeni bir zincire yani yeni bir hedefle ilerlemektir. 2019'de Zinciri Kırma yayınıma baktığımda zamanın ne kadar hızlı geçtiğini anlıyorsunuz. 

Zinciri Kırma, artık benim için bir alışkanlık oldu. Hedefim her zaman ''Her Gün Kitap Okuyacağım!'' olarak ilerledi. Bazı günler işler ters gitti, bazı günler sınav haftası derken zincir bir kırıldı bir kırılmadı. Ama asla pes etmedim. Bu etkinliğin de amacı bu; pes etmemek. Zincir mi kırıldı, vazgeçme. Hedefin küçük olabilir. Önemli olan hedefini sürdürebilmek. 

Zinciri Kırma etkinliğini önceki yayınında da belirttiğim gibi uzun bir süredir takip ettiğim ve her videosunu kaçırmadan izlediğim Barış Özcan'dan keşfettim. Tam olarak 3 yıl önce başladığım bu eşsiz etkinliği halen devam etmekte ve ettirmeyi düşünüyorum. Yıl sonunda baktığınız zaman ne kadar ilerlediğinizi, önceki yılın Zinciri Kırma etkinliğiyle karşılaştırıyorsunuz. En azından ben öyle yapıyorum. Örneğin; bu yılın üçüncü ayının herhangi bir gününde kitap okumadıysam önceki etkinliğin o ayına bakarak karşılaştırma yapıyorum. Ne kadar kitap okuduğum, neleri bitirdiğimi yazıyorum ki eğer okumak istediğim kitapları okumadıysam o görüntü yani boşluk olan günler beni rahatsız etsin. 

Yazma kısmı da en önemlisi. Beynimiz bir şeyleri görmekten hoşlanır. O yüzden hedeflerinizi hem yazmalı hem de bu çizelgeleri gözünüzün görebileceği bir yerlere koymalısınız. Çalışma masanıza asabilir ya da kitaplığınızın bir köşesinde bulundurabilirsiniz. Ben çalışma masama asarak kendimi, eğer okumadıysam beni rahatsız etmesi için bulunduruyordum. Gerçekten de çok işe yarıyor diyebilirim. Özellikle alışkanlık kazanmasını istediğiniz şeyle ilgili hedefinizi yazın. Ya da bırakmak isteyeceğiniz kötü alışkanlıklarınızı. Yıl sonu göreceksiniz ki ne kadar da disiplinli bir şekilde o alışkanlığı bıraktığınızı veya edindiğinizi. 

Barış Özcan'ın da dediği gibi bu etkinlik aslında bir oyun. Buna ''Zinciri Kırma Oyunu'' diyor. Sizce de öyle değil mi? Ama kuralları çok basit;

  • Kendinize bir hedef belirliyorsunuz.
  • İsterseniz bu hedefi ikiye bölerek kolaylaştırıyorsunuz.
  • Hedefe ulaşmak için hiçbir hamle fırsatını kaçırmadan her gün bir adım ilerliyorsunuz.
  • Her hamlenin sonunda takviminize bir çarpı atıyorsunuz.
  • Bu noktadan sonra bahsettiğim o daha derin yeni oyun başlıyor. Yan yana gelen çarpılardan oluşan zinciri kırmama oyunu.

Sizce de basit değil mi? Artık attığınız her bir çarpı, gittikçe bir desene dönüşüyor. ''Çarpıların Deseni'' diyebilirsiniz. Attığınız her bir çarpı size umut veriyor, motivasyon kaynağınız oluyor. Hedefinizi istediğiniz kadar genişletebilir ya da birden fazla hedef koyabilirsiniz. O size kalmış. Önemli olan hedefe uygunluk. Eğer 100 sayfa kitap yerine 50 sayfa yaparak hedefinizi küçükten büyüğe doğru ilerletmek en iyisi.

Aşağıda pdf'li olarak zinciri kırma takvimlerine ulaşabilirsiniz. Bu yıl, yeni yılın doğum günü senin de doğum günün olsun... Unutma; Her Gün Yeni Bir Renk Kat Hayatına!

2020 Zinciri Kırma Takvimleri: http://bit.ly/2EOtnjv

2020 Hedeflerim Mimi

Aralık 28, 2019 10
Herkese yeniden merhaba. Yeni yıla sadece 3 gün kaldı. Ne kadar da hızlı geçti. 2019 benim senem değildi doğrusu. Ama 2020' ye umutla bakıyorum. Merak etmeyin, Zinciri Kırma bölümümüz geliyor. 2020 herkes için huzurlu, mutlu ve en önemlisi sağlıklı bir yıl olsun... Bu yıl hepimizin olsun!

Farklı Diyarlar' a bu güzel mimi benimle paylaştığı için çok teşekkür ederim. Bu mimi okuyan herkesin yanıtlamasını istiyorum. Sizlerden gelen sorularla ilgili mimleri çoğaltmayı planlıyorum. Çünkü sorulan sorular çok etkileyici. En kısa zamanda paylaşmayı umuyorum. :) 2020 hedeflerimi kabataslak olarak sıralayacağım. Sizlerin hedefini de çok merak ediyorum. Yorumlar bölümünden görüşlerinizi veya blog için önerilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. Seviliyorsunuz!!!

1) Herkesin bildiği gibi ilk kitabımı yazıyorum. 8 Dakika' yı üç ay içerisinde bitirmeyi ve sizlerle paylaşmak istiyorum. Daha ilk kitabım olduğum için yanlış bir şey yapmak istemiyorum ve içime sinecek şekilde tamamlamak istiyorum. 2020 yılının ilk hedefini 8 Dakika' yı raflarda bulundurmak olacak. Umarım sizlerin de beğeneceği bir bilim kurgu olmasını temenni ederim. Destekleriniz ve önerileriniz için de çok teşekkür ederim. O kadar güzel fikirler ve yorumlar geliyor ki... İyi ki varsınız!

2) Eğitim açısından kendimi daha da çok geliştirmek. Olmak istediğim mesleğe daha fazla yönelmek istiyorum. Yabancı dilimi daha da çok geliştirmek ve ilerletmek istiyorum. 

3) Web sitelerimiz olan kelime-bul.com ve calisma-saati.com' u ilerletmek ve yeni fikirlerle farklı web siteleri açmak. Kelime-bul'a blog bölümünden yazılarımızı paylaşmaya devam ediyoruz. Bence yazılarımızı kaçırmayın. Benden söylemesi...

4) Zinciri Kırma etkinliğimi bu yılda en güzel bir şekilde tamamlamak istiyorum. Bu yılla birlikte 3 yıldır devam etmekte olan Zinciri Kırma etkinliğine katılmanızı öneririm. Gelecek olan yazımda sizler için pdf''li olarak paylaşacağım. Nasıl başlarsan öyle biter diyerek diğer maddeye geçiyorum. :)

5) Galiba sıralayabildiğim hedefler bunlar. Aslında çok var ama mimi uzatmak istemedim. Önceliklerim bunlar diyebiliriz. Herkesin mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir yıl geçirmesini, savaşların değil barışın olduğu bir yıl olsun. Peki sizin hedefleriniz neler? Yorumlar bölümünden bizlerle veya blog sayfanızdan bu mime katılırsanız çok mutlu olurum. Mutlu Yıllar!!!

27 Aralık 2019 Cuma

Faust | Goethe

Aralık 27, 2019 4
Herkese yeniden merhaba. 2019' da geride bırakıyoruz. Peki Zinciri Kırma nasıl gidiyor? Yeni yıla yeni hedefler koymayı unutmayın. 2019' un Zinciri Kırma tablosunu da sizlerle iki gün içerisinde paylaşmış olacağım. Gelelim kitabımıza...

Johann Wolfgang Von Goethe. Daha ne denilebilir ki! En iyi yazarlardan birisi. Kitaplarındaki derin düşünceler, üslubu ve bakış açısı beni en çok etkileyen özelliklerinden birisi. Hatta yazar hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız buraya tıklayarak Goethe' nin ilginç hayatına tanık olabilirsiniz.

''Sanatta hiçbir zaman kusursuz yoktur, en iyi sayılabilecek bir yapıt ancak oldukça iyidir.'' sözleriyle sanat anlayışını belirten Goethe, sadece Almanya' nın değil, bütün Avrupa' nın en önemli dehalarından biridir. Yaşamı boyunca şiirden romana, felsefeden bilime kadar farklı alanlarda sayısı yüzlerle ifade edilen yapıta imza atmıştır. Faust, Goethe' nin yazarlık yaşamının altmış yıllık emeğini alarak, haklı bir üne kavuşmuş en önemli yapıtıdır. Ruhsal özgürlüğe ulaşmanın maddi arzulardan sıyrılmak ve bencil olmamakla mümkün olabileceği fikrini işlediği bu yapıt, yazarın sanatının da doruk noktasıdır. İnsanın şeytanla vardığı bir anlaşma ve bunun sonuçları üzerine kurulu bu yapıtıyla Goethe' ye yeniden hayranlık duyacak ve bu yapıtının yazarın elli yıllık emeğine değdiğini göreceksiniz. Milli Eğitim Bakanlığı' nın da 100 Temel Eser arasında yerini alan Faust' u okumanızı kesinlikle öneririm. İyi Okumalar! 

Kuvvete dayanamayan adalet aciz, adalete dayanamayan kuvvet zalimdir.

Yapabileceğini veya yapabileceğine inandığını düşünüyorsan, başla. Eylemin içinde sihir, zarafet ve güç var. 

Öbür dünya umurumda bile değil! Benim sevinçlerimin kaynağı, yaşadığım bu dünyadır. Acılarımın çok üstüne ışıldayan, bu dünyadaki güneştir. 

Yaşamaya olduğu gibi hürriyete de, onu her gün yeniden fethetmek zorunda kalanlar layıktır.

Bilgi ve tecrübe! Bunlar köpük ve sis gibidir. Zekaya denk değildir. 

Okuduğum yüzlerce kitap bana ne kazandırdı? Acizliğimi, cehaletimi, insanların her yerde azap çektiklerini öğrendim.

26 Aralık 2019 Perşembe

Ağaç Ev Sohbetleri #17

Aralık 26, 2019 14
Herkese yeniden merhaba. Ne kadar da hızlı geçiyor haftalar. 17. haftanın da sonuna geliyoruz. Diğer hafta da olduğu gibi yine geçikme yaşandı. I'm so sorry. :) Şu sıralar kelime-bul.com' dan ilerliyorum. Oradaki yazılarımı da okursanız sevinirim. Sizler de blog bölümünde yazar olabilirsiniz. Şimdiden çok teşekkür ederim...

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bir sonraki hafta için (yeni yıla özel) konu önerim: 2019 senin için nasıl geçti, zor veya kolay bir yıl mıydı? 2020 yılı için beklentilerin neler?

Bu haftanın konusunu da Barış Doğan belirledi: Lisedeki aşk meşk olayları ve lisede sevgili yapmak hakkında ne düşünüyorsun, sence yapılmalı mı?

Bu konu beni ucundan bile ilgilendirmese de farklı bir soru olmuş. Katılımlarından dolayı Barış' a çok teşekkür ederim. Şu an ben de lisedeyim. Bu durum bana biraz saçma geliyor açıkçası. Yaşayacağın bir ömür var ve bunu sadece lise olarak kısıtlamak? Benimle aynı fikirde olmayan kesinlikle vardır. Ben sadece düşüncelerimi paylaşıyorum. Sizlerin de düşüncelerini çok merak ediyorum. Yorumlar bölümünden görüşlerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın. Bence zamanı lise değil. Yani bana göre öyle. Ben açıkçası aşk meşk olaylarını da pek hoşuma gitmiyor. Saçma geliyor, bilmiyorum. En iyisi arkadaş veya dost olarak kalınması en iyisi. Bu konuda fazla bir şey yazamayacağıma emindim ve öyle de. Sizin düşüncelerinizi daha çok merak ediyorum. Bu hafta sizlerindenim diyebilirim. İyi Okumalar!

25 Aralık 2019 Çarşamba

Hayvan Hakları

Aralık 25, 2019 10
Herkese yeniden merhaba. Farkındalık Kuşağı son hızla devam ediyor. Sizlerden gelen konu önerileriyle ve sosyal medyada paylaşarak vermiş olduğunuz destekten dolayı çok teşekkür ederim. İyi ki Farkındalık Kuşağı adlı bir seriye başlamışım. Çünkü hem sizin o güzel yorumlarınız hem de biraz da olsa farkındalık yaratabildiğimiz bir serüven oldu. Yorumlar bölümünden siz de hayvan hakları hakkında neler düşündüğünüzü bizlere paylaşabilirsiniz.

Bu haftanın konusu da: Hayvan Hakları. Keşke böyle bir yazı yazmamış olsaydım, keşke hayvan hakları adı altında farkındalık yaratmasaydım. Zaten hep öyle değil midir? İnsan Hakları, Hayvan Hakları, Kadın Hakları neden var? Eğer insana, hayvana, kadına hakları tanınsaydı zaten duymazdık. Peki hayvan hakları neden var?

İnsanoğlunun bir tanımını yapacak olursam; açgözlü, sınır tanımaz, bencil gibi bir sürü kötü sıfatlarla doldururum sayfaları. Peki beni bu düşünceye sürükleyen ne gibi olaylarla karşı karşıya geldim? Haberlerde, sosyal medyada veya çevrenize bir baktığınız zaman görürsünüz. Özellikle ülkemizde hayvana merhamet yok. Sadece birkaç olay sosyal medyada ses getirince bir işlem görüyor. Yoksa yok! Hayvan Hakları neymiş ki??? Bir de böyle düşünenler var aramızda. Merak etmeyin. Belki yanınızda belki de çevrenizde böyle düşünenler var. İnsanoğlu var olduğundan beri yıkıp harap etmekten başka bir şey yapmayan iki ayaklı bir hayvan. İnsanları hayvanlardan ayıran en önemli özelliği nedir diye sorsak düşünme yeteneğimizin olduğunu söylerler. Bence insanlarda olan beyin hayvanlarda var. Buna kesinlikle eminim. 

Peki hayvanlar bize ne yaptı ki biz hayvanlara şiddet uygulamaya başladık? Traktörle ezmek, organlarına zarar vermek, günlerce hatta yıllarca aç susuz bırakmak, arabanın arkasına bağlayarak ona işkence etmek... İnsanoğlu bu kadar acımasız bir varlık olmayı nasıl başardı? Ne kadar ''Hayvan Hakları'' denilen bir yasa bile olsa işlem gördüğünü pek söyleyemem. Çünkü yaşananlar unutuluyor. Bizim ülkemizde de bir türlü ''Hayvan Hakları'' yasası geçmiyor. Her seçimde sözü ediliyor ve unutuluyor. 

Kötü insanlar varsa iyiler de var. Hayvan severler, barınaklara, sokakta gören köpeği, kediyi besliyor ve elinden geldiğince koruyor. Hayvan barınaklarına bağışlar yapılıyor. Hayvan dostlarımızı unutmuyor ve unutturmuyoruz. Ne kadar unutulmaya yüz tutmuş olsa bile. Çünkü bizim nasıl yaşama hakkımız varsa, hayvanların da yaşama hakkı var. Kimse kimsenin yaşama hakkını ele alamaz, kimse kimsenin yaşamanı kısıtlayamaz. Yasa bunu gerçekleştiremiyorsa biz gerçekleştirmeliyiz. Onları korumalıyız. Okullarda eğitim vermeliyiz. Öncelikli eğitim. Çünkü eğitimli bu cahilliği yenebiliriz. Bu dünyada sadece biz olmadığımızı, diğer canlıların da yaşamaya hakkı olduğunu öğretmeliyiz. Haydi bir kap da sen ver! Onları aç, susuz bırakma. Çünkü onlarsız bir hayat yaşanamaz.

23 Aralık 2019 Pazartesi

Eyfelde Karnaval | Mehmet Akif Ak

Aralık 23, 2019 4
Herkese yeniden merhaba. Okumaya son hızla devam derken, kitaplarımın arasında yıllar önce okuduğum ve hoşuma giden bir kitabı sizlere paylaşmak istedim. Mehmet Akif Ak' ın yazmış olduğu Eyfelde Karnaval' ı okumanızı tavsiye ederim. Eğer bir seriye başladıysanız veya şu sıralar ne okusam diye düşünüyorsanız bu kitap tam da size göre. Gelelim kitabımıza...

Ak' ın romanında soruların zihninde dizi dizi sıralamasıyla boğulan, bocalayan kahraman, kendisini de sorgulamadan edemiyor. "Hayat ve ben, birbirimize ne kadar uzak, ne kadar yakın, ne kadar ayrı, ne kadar iç içeyiz" diye düşünüyor ve soruyor.

"Yüzümüzü döndürmüşüzdür gün batımı vakitlerinde, güneşin battığı ufuklara. Sırtımız doğudan yana. Fevc fevc Eyfel' e yönelmişiz. Güneşin batarken ki bakır sarısı ışıklarıyla pırıl pırıl görünen Eyfel' e! Koşmuş, koşmuşuz. Ama yakalayamamışız o ışıkları. Güneş kızgın bir kor gibi. Atlas Okyanusu' nun derinliklerinde sönerken biz Eyfel' in karanlıklarında açmışız gözlerimizi. Göz gözü görmez dehlizlerde, Eyfel şeytanlarının madenî uğultularıyla beyinlerimiz uyuşmuş. Eyfel zangoçlarının çağrılarına uyarak Promete' nin Balo' suna gitmişiz, Eyfel' deki karnavala. Ah Eyfel! Sen ancak Everest' ten bakıldığı zaman parıldayan bir tapınakmışsın. Şeytan adına dikilen kulelerin en sonuncusu! Seni yapanlar önce Babil' i dikmişlerdi, gökleri yere indirmek için. Sonra çelik devrinin simgesi olsun diye seni yaptılar kendi kutsallarına sıkılmış hırçın yumruk gibi, senin dibinde insanlığı kurban ediyor itaatkar kulların. Doymaz bir dev gibi yutuyor, tüketiyorsun insanlığı Eyfel! Oraya vardığımızda bizi ardından koşturan altın sarısı ışıklar çoktan kaybolmuştu. Kopkoyu bir karanlığa dalıyordu kalabalıklar. Ben durdum. Ötesinde aydınlık olmayan bir tünele dalıyor gibiydi girenler. Ama girenlerden daha çok çıkanlar vardı. Koca mabedin içinde neler olmaktaydı ki?"

Ne bekliyorum hayattan, hayat benden ne bekliyor ve ben kendimden ne bekliyorum? 

21 Aralık 2019 Cumartesi

Love Always Wins!

Aralık 21, 2019 8
Herkese yeniden merhaba. Farkındalık Kuşağı son hızla devam ediyor. Sizlerin de konu önerileriyle her hafta farklı içeriklerle sizlerle konuşuyoruz. Yorumlar bölümünden siz de konu önerisinde bulunabilirsiniz.

Bu haftanın konusu da: Sevgi her zaman kazanır! Maalesef ülkemizde ve dünyada da eş cinselliğe karşı bir tutum var. Ne kadar ''Herkes özgürdür.'' diyebilsek de bu konuda bir şey söylenemiyor. Neden? İnsanların artık siz ne derseniz yönelimi veya tercihi sizi neden ilgilendiriyor? Ülkemizde de bu konuda yine cahil. Yok şeytanmış, şeytanın elçisiymiş falan filan. Ne kadar saçma sapan ve absürt düşünceler. Size ne?

Bu konuda gerçekten çok doluyum. Özellikle ''klavye cesaretlileri'' sosyal medyada çok alçakça paylaşımlarda bulunuyorlar. Sonuçta bu seçim veya yönelimi ona kalmış bir şey. Neden saygı göstermiyorsun da hakaret ediyorsun? Sana bu hakaret hakkı nereden geldi? Sen kimsin ki bir kişinin seçimlerini veya hayatını sorguluyorsun? 

LGBT ya da GLBT; lezbiyen, gey, biseksüel ve transgender sözcüklerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltma. 1990' larda LGB kısaltmasından sonra ortaya çıktı ve 1980' lerin ortaları ile sonlarından itibaren gey sözcüğü yerine kullanılarak LGBT topluluğunu temsil etmeye başladı. Farkındalık Kuşağı' nı oluştururken ilk başlığım bu yazıydı. Çünkü görüyorum ki her yerde bu artık ne desem bilemiyorum. Özellikle BİZ başkaların hayatlarına karışmayı çok seviyoruz. Ya sizi ne? Tercihlere saygılı olacaksın. YouTube' da bir videoya denk gelmiştim ''Çocuğunuz LGBT' li olduğunu söylerse siz ne yaparsınız?'' diye. Soruyu yanıtlayanların yüzde yetmiş beşi ''onu kabul etmem, gerekirse evlatlıktan da saymam veya onu öldürürüm'' gibi saçma sapan cümleler kurmuşlar. Pardon???

İnsanların yönelimi veya tercihi ne olursa olsun saygı duymalıyız. Taylor Swift' in de dediği gibi ''Cause shade never made anbody less gay!'' Gerçekten dünyada da özellikle bazı ülkelerde çok katı kurallar var LGBT ile ilgili. Gerçekten ben bu dünyayı anlamayı bıraktım. Çünkü ne derseniz deyin bir fark yaşanmayacak. Örneğin avaz avaz ''Küresel Isınma Is Coming!'' denilmesine rağmen dalga geçenler mi dersin, ''Biz dünya için her şeyi yaparız. (Rant varsa dünya ***) '' diyenleri de gördük. Birleşmiş Milletler' e bakıyoruz, bir kişi bile dünya umrunda değil. Gerçi bu konu haftanındı. Gerçi her gün her yıl ve her zaman bu konuyla tartışıyor olacağız biz şimdi konumuza geri dönelim. 

Gerçekten yok LGBT şeytan işiymiş diyenlerin akıl hastanesine yatırılması gerekildiğini düşünüyorum. Bir birey, reşit olduğu zaman bütün düşünceleri, hakları, özgürlükleri kendisine aittir. Kimse ona karışamaz. Yok geymiş, yok lezbiyenmiş kimseyi ilgilendirmez. Sen sadece saygılı olmayı bileceksin. İnsanların seçimlerine veya yönelimlerine hakaret hakkına sahip olmayacağını bileceksin. Sen ne düşünürsen düşün, o sende kalmalı. Uygun bulmuyor musun, bulmayabilirsin. Ama bunu da hakaret edici, kırıcı sözlerle söylememelisin. Saygı her şeyin tohumu bence. Biz ne kadar birbirimize saygılı olursak, bu dünya daha da güzelleşeceğine inanıyorum. Fakat maalesef bu umudum da her geçen gün azalmaya devam ediyor. Gökkuşağının renkleri sizlerle olsun!

20 Aralık 2019 Cuma

Ağaç Ev Sohbetleri #16

Aralık 20, 2019 6
Herkese yeniden merhaba. Evet baya bir geçikme oldu bu haftada. Sınav haftası, okul, kitap derken kendimi zor buldum. 16. haftadan herkese merhaba. Zaman çok hızlı, yetişebilmek mümkün değil açıkçası. Yeni yıla da az kaldı. Yeni yıl ile ilgili sizleri çok güzel ve anlamlı yazılarım yakında! Sizler de gelecek haftanın konusu belirleyebilirsiniz. Yapacağınız sadece bana ya da Sade ve Derin' e gelecek haftanın konu başlığını yazmanız olacaktır. Şimdiden teşekkürler!
Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bu haftanın sohbet konusu Yürüyen Balık' tan geldi: Eline seyahat etme fırsatı geçti, bunu hangi ülke ile değerlendirirsin?

Çok güzel bir soru. Dünya' yı dolaşmak ve kültürlerle tanışmayı o kadar çok istiyorum ki... Aslında ben her ülkeyi ziyaret etmek istiyorum. Çünkü oradaki insanların yaşayışları, kültürleri, iklimi beni çok etkiliyor. Elime seyahat etme fırsatı geçse her ülkeyi gezmek isterdim açıkçası. Maalesef bir sınırlandırma yapamıyorum. Ama ilk beşi söyleyebilirim. Yurt dışında gezdiğim ve orada doğduğumdan dolayı Almanya' yı bu listenin dışında tutarak hazırladım. :)

Birincisi; Norveç, İsveç, Kuzey Kutbu, Antarktika ve Finlandiya çevresi diyebilirim. Özellikle Coğrafya dersindeki gördüğüm o muhteşem manzaralar beni benden alıyor. Soğuk ülkelere karşı bir ilgim var. Özellikle kar yağdığı zamanki çam ağaçlarının görüntüsü, nehirler ve havası... Gerçekten muhteşem bir yer. Kuzey Işıklarını çok merak ediyorum. Onları sabaha kadar izlemek istiyorum. Umarım bir gün gezme fırsatı yakalayabilirim.

İkincisi; Küba. Evet, Küba. İzlediğim dizilerden, filmlerden ve özellikle sosyal devlet hizmeti beni çok büyülüyor. Eğitimden, sağlığa her şey çok düzenli bana göre. Oranın sokaklarını çok merak ediyorum. Küba' ya karşı bir ilgim var.

Üçüncüsü; Herkesin hayali Amerika. Turkish girl in New York!!! Birinciye alamadım fakat Amerika' da görmek istediğim yerlerin başında geliyor. Özellikle Forks (Alacakaranlığı okuyanlar anlar :)), Los Angeles, New York gezmek istediğim yerlerden sadece birkaçı. Umarım en kısa zamanda bu istediğimi gerçekleştirebilirim.

Dördüncüsü; Yeni Zellanda. Küçük bir ülke olmasına rağmen dikkatimden kaçmayan bir yer. Özellikle oranın mağaralarını çok merak ediyorum. (See' yi izleyenler bilir.) 

Beşincisi; Kanguruların ülkesi Avustralya' ya gitmek istediğim ülkelerden birisi. Özellikle anormal canlıların bulunması ve belgesellerden gördüğüm kadarıyla vahşi ve yahşi bir ülke. Kesinlikle gitmek istediğim ülkelerden biri.

Peki sizin gitmek istediğiniz ülke veya ülkeler var mı? Yorumlar bölümünden siz de görüşlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. Her hafta Ağaç Ev Sohbetleri' nde görüşmek üzere. Kendinize çok iyi bakın, iyi okumalar!

15 Aralık 2019 Pazar

Romeo ve Juliet | William Shakespeare

Aralık 15, 2019 10
Herkese yeniden merhaba. Klasiklerden asla vazgeçmediğimi biliyorsunuzdur. Defalarca okumama, izlememe rağmen bıkmadığım bir şaheser; Romeo ve Juliet. Nice şarkıların sözlerine anlam kattı nice filmlere ilham kaynağı oldu. Peki size neler kattı? Yorumlar bölümünden görüşlerinizi yazmayı unutmayın. Gelelim William Shakespeare' nin unutulmaz eserine...

Sözlerle anlatılabilir mi, bir acının derinliği... Konuşabilir miyiz, hissedemediklerimizi... Romeo ve Juliet gibi delicesine sevmişsek birini. Tarih boyunca iki düşman aileye mensup, sevgililerin ölümsüz aşkları dolanmıştır dilimize. Aslı ile Kerem, Leyla ile Mecnun misali. Romeo ve Juliet' de ailelerin düşmanlığına rağmen, baş koymuşlardır aşkın yoluna. Bu öyle bir aşktır ki, anlatılmaz. Onlar gönül verseler de birbirlerine, bakalım kader yollarını birleştirecek mi?

Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar, Romeo ve Juliet' de birbirinden farklı pek çok toplumda benzerleriyle karşılaşılan trajik bir ilişkiyi, düşman ailelerin çocukları arasında doğan aşkı ele alır. Romeo ile Juliet' in umutsuz aşkını romantik örgüsünün yarı karanlık örtüsüyle sarmalayan eser, buna rağmen insan ilişkilerini gerçekçi bir anlayışla gözler önüne serer.

Juliet: Binlerce kez iyi geceler sana!
Romeo: Binlerce kez beter olsun gece, senin ışığın yoksa...

Gençlerin sevgisi yüreklerinde değil, gözlerindeymiş meğer. 

İç çekişlerin buğusuyla yükselen bir dumandır sevgi. 

En tatlı bal bile tadıla tadıla bıkkınlık verir, aynı lezzet iştahı köreltir. Onun için ölçülü sev de, uzun sürsün sevgin. 

Neden böyle güzelsin hâlâ? Yoksa Ele avuca sığmayan ölüm mü âşık oldu sana? İnanayım mı, o iğrenç canavarın bu karanlıkta Sevgilisi olasın diye seni sakladığına? 

14 Aralık 2019 Cumartesi

Blogger Mimi

Aralık 14, 2019 14
Herkese yeniden merhaba. Farklı bir mim ile birlikteyiz. İnciden Notlar adlı blog sayfasının başlattığı ve Sanat Penceresi' nin yazdıklarını okuduğum zaman çok hoşuma gitti ve ben de bu güzel mimi yanıtlamaya karar verdim. Eğer yanıtlamamı istediğiniz, merak ettiğiniz sorular varsa iletişim ya da yorumlar bölümünden sorularınızı yazabilirsiniz. Böylece gelecek olan mimler sizlerin sorusuyla renk katmış olacak. Geçelim özel sorularımıza!

1) Blog dünyasına nasıl adım attın?
Ben blog dünyasına 2017 yılında katıldım. 7 Haziran 2017, dün gibi hatırlarım o günü. Çok kararsızdım ve nasıl bir yol izleyeceğimi tam olarak bilmiyordum. İlk olarak blog sayfamı iremcan6 olarak daha sonrada hepinizin bildiği :) Konumuz Kitap olarak yeniledim. Tabi her geçen gün daha da çok profesyonel olunuyor. İlk yıllarımdaki paylaşımlarıma baktığımda çok farklı geliyor. Eminim sizlerinki de öyledir.

2) Bloğunu kısaca tanıt desem neler söylemek istersin?
Yeni çıkan kitapları, çok satanları ve kitap özetlerini kolayca ulaşabilirsiniz! Klasik giriş gibi oldu. Evet kitaplar, mimler, öneriler, yazarlar ve bunlar gibi kitaplar hakkında birçok bilgiye erişebilirsiniz. Bu blog sayfamın amacı kitap almak isteyen ya da neyi okumaya karar veremeyenler ve birazda gezelim sayfası. Sizlerin görüşlerini çok önemsiyorum ve blog sayfamı da sizlerin önerileriyle yenilemeye çalışıyorum. 

3) Yazarken olmazsa olmazların nelerdir?
Yazarken olmazsa olmazlarım klasik müzik. Mozart daha çok ama. İlham veriyor ve sonuçta da çok özel bir sonuç çıkıyor. Bu da bende yazma aşkını sürüklüyor diyebilirim. 

4) Ne sıklıkta yayın giriyorsun?
Ara vermeden yayın girmeye çalışıyorum. Fakat bazen 3 ya da 4 gün ara verebiliyorum. Ama şu sıralar sık sık yayın paylaşıyorum ve bu gerçekten çok güzel.

5) Değiştirebilme imkanın olsaydı  Blogger da neyi değiştirirdin?
Değiştirebilme imkanım olsaydı Blogger da özellikle alan adı değiştirilmesinden sonraki süreçi hızlı tamamlardım. Yani alan adınızı değiştirdiğiniz takdirde ziyaretçi sayısız azalıyor, fakat gün geçtikçe robotlarda blog sayfanızı taradıkça git gide ziyaretçi sayınız artacaktır. Ama ben bu işlemleri hızlı yapardım.

6) Yazıların içinde en fayda sağlayan yazın ya da yazıların nelerdir?
Kitap okuma alışkanlığı hakkında tecrübelerimi paylaştığım yazım;

Barış Özcan' ın Zinciri Kırma etkinliğini devam ettirdiğim ve sizlere özel tavsiyeler verdiğim yazım;

Her hafta farklı konularla ve bir farkındalık kuşağı adlı yazılarım;

Kitap alışverişlerim, kargolarla ilgili detaylar ve daha fazlası için;

7) Senin sevdiğin blog türleri hangileri?
Sevdiğim bir blog türü tam olarak yok. Çünkü her blog arkadaşımın sayfalarını yakından takip ediyorum. Kitap, kişisel blog ya da film içerikli bloglar olsun benim için fark etmiyor. Ben en çok içeriğine bakarak seçiyorum.

8) Blogunla ilgili içine sinmeyen ya da değiştirmek istediğin bir şeyler var mi?
Her şeyi içime sinerek yaptığım için bir pişmanlığım yok. Değiştirmek istediğim bir şey olduğunda da hemen yaparım. :)

9) Blogunla ilgili hedefin nedir?
Yazmayı ve sizleri bırakmak istemiyorum. Daha fazla kitleye ulaşmak, ilk kitabımı yayınlayarak sizlere hediyeler vermek istiyorum. Şu sıralar kitabım inanılmaz güzel gidiyor. Umarım hedefime ulaşabilirim. 

11 Aralık 2019 Çarşamba

Mark Zuckerberg

Aralık 11, 2019 10
Herkese yeniden merhaba. Yeni bir biyografi kitabıyla sizlerleyim. Biyografi kitapları okumayı çok seviyorum ve herkese de öneriyorum. İlham alacağınız, ufkunuzun açılacağına temin ederim. Özellikle hayranı olduğunuz kişilerin biyografilerini okursanız size daha fazla şey katacağına eminim. Gelelim Mark Zuckerberg' e...

Silikon Vadisi' nde yaşarken başarmak için illa burada olmanız gerekiyormuş gibi bir hisse kapılıyormuşsunuz. Ancak bulunacak tek yer burası değil. Eğer bugün başlıyor olsaydım Boston' da kalırdım. Silikon Vadisi' nde rahatsız edici şekilde kısa vadeli hedeflere odaklanmış durumda. Hatırlıyorum da, Facebook' un ilk versiyonunu yayına aldıktan sonra arkadaşlarımın evinde Pizza yerken birileri gerçekten böyle bir hizmet sunmalı diye düşünmüştük. Ama o 'birileri' nin biz olabileceğimizi aklımıza getirmemiştik. Düşünüyorum da bizim başarılı olmamızın sebebi bu işe en çok önem veren grup olmamızdı. Soru insanlar hakkında ne bilmek istiyoruz? değil, insanlar kendileri hakkında ne anlatmak istiyordur? En büyük risk, hiç risk almamaktır. Hızla değişen dünyada başarısız olması kesin olan bir strateji varsa o da risk almamaktır. Bir amaç belirleme ve iş kurma birlikte olmalıdır. Beni heyecanlandıran şeyin sadece amaç olduğu doğru ama en başından beri ikisini birlikte yürütmemiz gerektiğini biliyorduk. Hacker' ın tarzı sürekli iyileştirme ve geliştirmeyi kapsar. Hackerlar bir şeyin hiçbir zaman tam olarak bitmediğine ve her zaman daha iyisi olabileceğine inanırlar. İnsanlar çok zeki veya çok yetenekli olabilirler ancak bu yetilerine inanmıyorlarsa sıkı çalışmayacaklardı.

Hızlı hareket edin ve bir şeyleri bozun. Bir şeyleri bozmadığınız sürece yeterince hızlı hareket etmiyorsunuzdur. Eğer şimdi başlıyor olsaydım, işleri daha değişik yapardım. Mark Zuckerberg



9 Aralık 2019 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri #15

Aralık 09, 2019 15
Herkese yeniden merhaba. 15. haftadayız!!! Ne kadar da hızlı geçiyor yahu? Sizlerin katılımları her geçen gün artmaya devam ediyor. İyi ki varsınız. Sade ve Derin bu haftanın konusunu belirledi. Sizler de gelecek haftanın konusunu belirlemek için önerilerde bulunabilirsiniz.

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bu haftanın konusunu canım Sade ve Derin' den geldi: Yolda olmayı mı seversiniz, varmayı mı? Süreç mi seversiniz sonuç mu?

Evet, güzel bir soru gerçekten. Böyle soruları yanıtlamayı çok seviyorum. Çünkü hem anılarınız yeniden canlanıyor hem de farklı görüşlere de açık olabiliyorsunuz. Ben en çok yolda olmayı sevenlerdenim. Neden mi? Beni uzun yolcukluklar çok rahatlatıyor. Özellikle uçakla yapılan seyahatler. Uçuş süresi 12 saat bile olsa ya da bir gün sürse bile uçak varsa beni kimse durduramaz. Uçaklar benim için vazgeçilmez bir tutku diyebiliriz. Uçakları dışarıda tutarak, uzun yolculuklar gerçekten çok eğlenceli de oluyor. Yolculuklar eğlenceli olduğundan da insan bitmesini istemiyor. Yani varmak istemiyorum. Daha uzun sürmesini istiyorum. Gezdikçe yeni yerler keşfediyorsunuz ve sanki maceraya atlıyormuş gibi hissiyat veriyor. Ve bu hissiyat gerçekten çok güzel.

Süreç mi sonuç mu bölümüne gelecek olursak yine seçimim süreçtir. Süreç bölümünde birçok şey öğreniyorsunuz bence. O süreç bittiğinde yani sonuç bölümüne geldiğiniz zaman süreçteki yaşadığınız olayları hatırlıyorsunuz. Belki pes ettiniz, belki hayal kırıklığına uğradığınız ama sonuçta güzel bir şey ortaya çıktı. O süreç boyunca artı ve eskilerinizi gördünüz. En büyük kazanç da buradan geliyor. Süreç dediğimiz uzun bir süre ya da kısa bir süre fark etmez fakat kattıkları fark eder. Süreç boyunca neler kazandınız, kazandınız. Bir daha ki başka bir süreçte tecrübelerinizle ilerleteceksin. Önemli olan bu bence. Peki sizin düşünceleriniz neler? Yorumlar bölümünden bizlerle fikirlerinizi paylaşmayı unutmayın. Sizi seviyorum!!! :) Bu arada Sade ve Derin' in yazısındaki süreç ve sonuçla ilgili alıntıya bayıldım. Bakmanızı tavsiye ederim...

6 Aralık 2019 Cuma

Make Love Not War!

Aralık 06, 2019 7
Herkese yeniden merhaba. Farkındalık Kuşağı son hızla devam ediyor. Sizlerin de konu önerileriyle her hafta farklı içeriklerle sizlerle konuşuyoruz. Yorumlar bölümünden siz de konu önerisinde bulunabilirsiniz. 

Bu haftanın konusunu hepimizin hatta dünyanın şahit olduğu fakat yine sustuğu bir konu: SAVAŞ. Fakat günümüzde yavaş yavaş sıcak savaşlar yerine soğuk savaşlar yerini alıyor. İnsanoğlunun birbirine olan kin, güçlü olma isteği ve bunlar gibi saçma sapan konulardan doğan bir kelimedir savaş. Herodot' un da dediği gibi; ''Barışta evlatlar babalarını, savaşta babalar evlatlarını toprağa verirler.'' Peki ne için? Daha da zengin olmak mı, sömürmek mi yoksa adaleti sağlamak için mi? 

Özellikle son zamanlarda dünyanın çivisi çıkmış durumda. Her ülke kendi paçasını toplamak niyetinde. Ne insan hakları umurlarında ne de dünyanın sorunları umurlarında. Sözde yasalar, sözleşmeler imzalanıyor fakat bunların hiçbirisi uygulanmıyor. Sadece süs olması için yazılıyor bence. Kimse barıştan yana değil ki. Barış ne ki?! Sadece boş bir kelime bazıları için. Zaten dünyada barış olsaydı bunun ülkeler toplanıp kararlar almazdı. 

Özellikle Mustafa Kemal Atatürk' ün ''Yurtta sulh; cihanda sulh.'' sözü bizler için bir anlamı olmalı. Savaşmak, ne kadar düşmanın bile olsa bir cana kıymak çok aptalca. İnsanoğlu bu yüzden ilerleyemiyor. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı' ndan sonra ne oldu? İnsanlar öldü, dünyayı kara bulutlar bastı. Hem kendimize hem de dünyaya zarar verdik sadece. Ne yaparsak yapalım eninde sonunda yapılanlar bize fazlasıyla geri dönecek. Peki siz neler düşünüyorsunuz? Haftaya yeni bir konuyla görüşmek üzere...

Savaşta askerler ölür, Krallar konuşulur. Troy 

Barışı ve sevgiyi kendi içinde bulamıyorsan başka hiçbir yerde bulamazsın. Marvin Gaye 

Propagandayla zehirlenmedikleri sürece, kitleler asla savaş düşkünü değildir. Albert Einstein

Savaş; korku ve sefaletten başka bir şey veremez. Yakar, yıkar, öldürür, yok eder. Nazım Hikmet 

4 Aralık 2019 Çarşamba

Ağaç Ev Sohbetleri #14

Aralık 04, 2019 4
Herkese yeniden merhaba. 14. hafta!!! Çok hızlı geçiyor günler... İlk Ağaç Ev Sohbetleri' ni hatırlıyorum dün gibi. Bu sohbetin devam etmesine yardım eden bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Özellikle Sade ve Derin' e... :)

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bu haftanın konusunu Kaystros Tyrha' dan geldi: Başarılı olmaktan ne anlıyorsunuz? Başarılı olmak için sizce her şey yapılmalı mı? Başarıya giden yolda sizin etik bulmadığınız ve asla kabul edemeyeceğiniz davranışlar nelerdir ve bu yapınızla başarılı olabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Bence başarı biraz da öznel bir durum. Kimi bir zaman yaptığınız şey size göre bir başarıysa başkasına göre olmayabilir. Yani bu durumlar biraz karışık. :) Başarıya ulaşmak için iki şey önemlidir; birincisi azim, ikincisi de kararlılık. Başarılı olmak kesinlikle kolay bir şey değil bence. Sonuçta çalışarak, sabırlı olarak başarılı unvanını kazanıyorsun. Zekilikle hiçbir ilgisi yok. Çünkü zeki kişilerin en önemli özelliği disiplinli ve azimli olmasına dayalı. 

Başarıya giden yolda benim etik bulmadığım davranışlar kesinlikle var. Dışarıdan görüyorsunuz, azimli, hedefi olan birisi fakat başkasının onu geçmesine tahammül edemiyor. Bence bu çok yanlış bir davranış. Ama onun yerine birlikte çalışsalar, bilmediklerini ya da bildiklerini birbirlerine anlatsalar çok daha fazla şey kazanacağından habersiz. Böyle yapan birçok kişiyi de tanıyorum. Tabi ki herkes aynı olacak diyemiyorum. Herkesin özellikleri farklı ama ben gördükçe uyarmaya dikkat ediyorum. Başarı bana göre yardımlaşmak, saygılı olmak ve öğretmektir. Sadece başarı çalışmak, azim ve kararlılık olarak kısıtlarsak bence yanlış olur. Başarıya giden yolda hep birlikte hareket etmeliyiz. Çünkü bir kişinin başarısı o grubun ya da o topluluğun başarısı demektir. Öyle değil mi? Sizlerin görüşlerini de çok merak ediyorum. Yorumlar bölümünden güzel yorumlarınızı bizlerle paylaşmayı unutmayın! Gelecek Ağaç Ev Sohbetleri' nde görüşmek üzere...

3 Aralık 2019 Salı

Köpek Kalbi | Mihail Bulgakov

Aralık 03, 2019 6
Herkese yeniden merhaba. Okumaya son hızla devam ediyoruz. Peki siz neler okuyorsunuz, yorumlar bölümünden bizlerle paylaşabilirsiniz. Keşke daha önceden okusaydım dediğim bir kitapla sizi baş başa bırakıyorum. Konusu, özellikle kapağı beni benden aldı. O kadar derin bir mizah var ki şaşıyorsunuz. Kesinlikle bu eşsiz eseri okumanızı tavsiye ederim.

Tanınmış bir bilim adamı olan Filip Filipoviç. Moskova sokaklarından aldığı sahipsiz bir köpeği evine getirir ve ona Boncuk ismini verir. Yapılan bir ameliyatla. bir bar kavgasında ölen yirmi beş yaşındaki bir adamın hipofiz bezini ve testislerini köpeğe nakleder. Operasyon beklenmedik sonuçlar doğurur. Zamanla köpek bir insana dönüşür ve Boncukov ortaya çıkar. Gençleşme deneyi adına yapılan bu ameliyatın sonucunda. köpek içgüdülerinden ve barda ölen suçlunun sahtekar ve hırsız kişiliğinden kurtulamamış yeni bir kişilik ortaya çıkar. Rus Komünist devriminin taze ve hala kendini kabul ettirmeye çalıştığı bir dönemde yazılan bu kitap. kinayeli bir dille devrimin yeni bir insan yaratma amacının nasıl yoldan çıktığını okuyucularına aktarıyor. Kafka' nın Dönüşüm ve Mary Shelly' nin Frankenstein kitabına benzetilen bu eser yazarın ölümünden sonra ancak 1987 yılında Rusya' da yayınlanmasına izin verilmiştir. Postmodern romanın unsurlarını, yazıldığı döneme rağmen içinde saklayan Mihail Bulgakov' un eşsiz eseri Köpek Kalbi; Gogol' un hemşehrisi ve en önemli mirasçısı, Usta ile Margarita' nın yazarı Bugakov' un komünist devrime ve dünyaya bakışını yansıtan küçücük bir roman.

Şunu anlayın ki, asıl korkunç olan artık köpek kalbi değil, insan kalbi taşıması.

İnsanın canını en çok sıkan da şu ki, ölçüp biçmeden ve her şeyi bilirmiş gibi konuşuyorsunuz. 

Biliyor musunuz kliniğimde otuz kere gözlem yaptım. Ne sonuca vardım dersiniz? Gazete okumayan hastalar kendilerini harika hissediyordu. 

En önemli şey gözlerdir. Kimin yüreğinde büyük bir kuraklık var, kim kendi gölgesinden bile korkar hepsini ele verir.

Doktor, insanlığın gelişmesinde rol oynayan şey yine insanların kendileridir. Bizler doğayla iç içe yaşayarak değişime uğrarız. 

28 Kasım 2019 Perşembe

Alacakaranlık | Stephenie Meyer

Kasım 28, 2019 24
Herkese yeniden merhaba. Evet bir nesil bu akımdan etkilenerek geçirdi; Twilight. Önceden okumama ve filmlerini milyonlarca kez izlememe rağmen tekrardan okumaya karar verdim. Okudukça anılarım canlandı diyebilirim. :)

Alacakaranlık Bella Swan ağzından anlatılıyor. Ama Edward Cullen' dan dinlemek de istiyorsanız pdf olarak internetten okuyabilirsiniz. Geceyarısı Güneşi olarak sadece sanal ortamda pdf olarak yayınlayan yazar, bu kitabıyla da çok konuşuldu. Kesinlikle Edward' ın ağzından okumanızı da tercih ederim. Gizli sırları da öğreniyorsunuz...

Üç şeyden kesinlikle emindim: Birincisi, Edward kesinlikle bir vampirdi. İkincisi, onun ne kadar güçlü olduğunu bilmediğim bu vampir yanı benim kanıma susamıştı. Üçüncüsü, ona koşulsuz ve geri dönülemez biçimde aşıktım! Tutkulu ve tüyler ürpertici... Alacakaranlık acıtan bir aşk hikayesi Isabella Swan' ın Washington eyaletindeki küçük ve daima yağışlı Forks kasabasına taşınması yaptığı en sıkıcı şey olabilirdi. Fakat gizemli ve cezbedici Edward Cullen’la tanıştığında hayatı ürkütücü ve tehlikeli bir hal aldı. Edward kimliğini bu küçük kasabada daha fazla gizli tutamazdı ve artık herkesin hayatı tehlikedeydi, özellikle de Isabella' nınki. Aşıklar kendilerini tehlike ve arzunun amansız çekişmesinin ortasında bulmuşlardı. Edward ve Isabella tutkularına yenik mi düşeceklerdi yoksa içgüdülerine karşı mı koyacaklardı?

Yine alacakaranlık, başka bir son daha. Günün ne kadar mükemmel olduğunun önemi yok, her zaman sona ermek zorunda.

Sana kimse söylemedi mi? Hayat adil değil. 

Ve aslan kuzuya aşık oldu. Ne aptal bir kuzu. Ne mazoşist bir aslan.

Nasıl öleceğimi hiç düşünmemiştim. Ama sevdiğin birisi için can vermek, ölmek için güzel bir yol gibi görünüyor. 

Yüzünde çarpık gülümsemesiyle bana bakıyordu. Kalbim duracak sandım. Melekler bile ondan gösterişli olamazdı. 

27 Kasım 2019 Çarşamba

Ağaç Ev Sohbetleri #13

Kasım 27, 2019 16
Herkese yeniden merhaba. 13. haftadayız!!! Ne kadar da hızlı geçti değil mi? Bu haftanın da konusunu ben belirledim. Eğer sizlerin de merak ettiğiniz sorularınız varsa yorumlar bölümünden bizlerle paylaşabilirsiniz.

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bu haftanın konusu: En beğendiğiniz ya da size yakın gelen süper kahraman var mı? Peki süper kahramanınızın en sevdiğiniz özelliği nedir? DC mi Marvel mı daha iyi?

Tabi ki bütün süper kahramanlar benim için apayrı bir yerde. Fakat içlerinden en beğendiğim Marvel evreninden Captain Amerika, Iron Man, Thor, Loki, Hulk, Flash... Daha çok var ama önde gelen favorilerim bunlar. DC evrenine gelince de Joker, Harley Quinn, Superman, Batman, Batwoman, Catwoman, Aquaman, Wonder Woman... Maalesef sınıflandırma yapamam. Hepsi benim için apayrı bir yeri var. Özellikle şu günlerde Batwoman ve Batman aşığım. 2021' deki Batman filmini dört gözle bekliyorum. Robert Pattinson kesinlikle çok iyi bir karar olmuş. Batman rolüyle düşünemiyorum. Kesinlikle İNANILMAZ olacak. Bir de Joker' i unutmayalım!

Süper kahramanlarının bütün özelliklerini çok beğeniyorum. Ama en çok da görünmez ve akıl okuma yeteneği beni benden alıyor diyebilirim. DC ve Marvel seçimi asla yapamam. Çünkü ikisi de birbirinden iyi. DC' nin dizi evrenini daha hoş buluyorum. Sinematik evreninde de biraz daha karanlık olsa kesinlikle Marvel' i geçebilir diye düşünüyorum. Çünkü süper kahramanları gerçekten çok iyi. Ben daha çok orojin hikayeleri hoşuma gidiyor. Joker, Batman, Batwoman ve Wonder Woman orijin hikayeleri kesinlikle çok iyi. İzlemenizi kesinlikle öneririm. İyi İzlemeler!!!

23 Kasım 2019 Cumartesi

Irkçılığa Son Ver!

Kasım 23, 2019 20
Herkese yeniden merhaba. Farkındalık Kuşağı' na son hızla devam ediyorum. Sizlerden gelen konularla ilgili yazmaya devam ediyorum. Siz de bu konuyla ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. Çünkü bilgi paylaştıkça çoğalır. Sizlerden olumlu görüşler almam, bu etkinliğin devamı için bana bir görev düştüğünü hissettim. İyi ki varsınız!

Maalesef son zamanlardan bırakın, Dünya' nın var olduğundan beri devam eden ırkçılık hakkında konuşmak istedim. Hatta bu konuyu kitabımda da yer verdim. Spoiler vermeyim! :) Malcom X' in de dediği gibi ''Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.'' Malcom gibi binlerce düşünür, bilim insanı, siyasetçi belki de sizler bile tarihe iz bırakacak cümleler kurmuşsunuzdur. Evet, bunu düşünmek ve bu yargının yanlış olduğunu söylemek kesinlikle yapılması gereken bir davranış. Fakat neden biz yanlış olduğunu savunup da bu hastalıklı düşünceyi savunacak davranışlarda bulunuyoruz? 

Ben her zaman şuna inanırım; insan ırkını yok edecek olay ırkçılığı ve açgözlülüğü olacak. Neden mi? Çünkü teknoloji geliştikçe, doymak bilmez bir ırk olacağız. Şu an da öyleyiz zaten. Ama açgözlülükten öte ırkçılık ön planda bana göre. Cinsiyeti, ırkı, dini ve rengine göre insanları seçiyoruz. ''A kişisi beyaz değil, ben onunla arkadaş olmam!'' ya da ''B kişisi Hristiyan mı Müslüman mı?'' diye sorgulayanlara ben şahit oldum. Açıkçası bu ve bunun gibi ''insanları'' sosyal medyada da görmek mümkün. Bu psikolojik hastalık bütün dünyayı esir almış durumda. Sağlıklı düşünemiyoruz maalesef. 

İnsanoğlu farklılıklarıyla ön planda değil mi? Kimisi çok iyi bir sanatçı kimisi de çok iyi bir bilim insanı. İnsanları özellikleriyle ayırmamalı onlarla iç içe olmalıyız. Dışarıdaki seslere değil içimizdeki sese odaklanmalıyız. Maalesef birkaç olay oluyor, konuşuluyor ve sonra unutuluyor. Bu ırkçılık yüzünden Dünya Savaşları da çıkmadı mı? Belki de gelecekteki Dünya Savaşları da yine ırkçılıktan doğabilir. Çünkü insanoğlu unutkan bir ırk. Yaptığı hatayı tekrarlayan ve acımasız bir ırk. Belki içimizde istisnalar vardır ama yüzde seksenden fazlamız böyle. Diyenler ya da böyle düşünenler olacaktır; ''Şimdi bu kız nasıl böyle düşünüyor ya da nereden biliyor, yaşı kaç ki?'' Bilmiyorum bu benim özelliğim gibi. İnsanları okumayı seviyorum. Onlar konuşmasa da yüzlerinden, davranışlarından anlıyorum. Tabi ki yanıldığım zamanlar oluyor çünkü kimse ''mükemmel'' değil. 17 yaşındayım ve büyüdükçe insanların gerçek yüzlerini, menfaatları için neler yaptıklarını hepimiz görüyoruz bence. Bir de büyüdükçe farklı bakış açılarıyla karşılaştırıyorsun. Belki çoğumuz büyümek istemememişizdir. Aynı Küçük Prens' deki gibi; ''Büyüdükçe kirlendi Dünya!'' kesinlikle öyle.

Umarım anlatmaya çalıştığımı sizlere geçirebilmişimdir. Çünkü bu devirde yanlış anlaşılmak çok kolay oluyor. Her hafta Farkındalık Kuşağı' yla sizleri blog sayfama beklerim. Daha ne konular var... Hepsi sizleri bekliyor. İyi Okumalar!

İnsanlık tarihinin en büyük problemi, ırkçılığın aslında bir hiç olduğu, sadece bir istisna olduğudur. Erik Hansen

Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik Ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk; kardeş olarak yaşamayı... Martin Luther King 

Barışta evlatlar babalarını, savaşta babalar evlatlarını toprağa verirler. Herodot 

Birisi barışı başlatmalı, tıpkı savaşı başlattığı gibi. Stefan Zweig 

22 Kasım 2019 Cuma

Denizde Bulunan Çocuk | Jules Verne

Kasım 22, 2019 12
Herkese yeniden merhaba. Evet klasiklerden asla vazgeçmiyorum. Jules Verne' nin kitaplarına olan aşkım asla bitmiyor. Denizde Bulunan Çocuk da beni en çok etkileyen kitaplarından biri. Eğer yazarın kitaplarını okumadıysanız okumaya başlamanızı öneririm. Şu an beni derinden etkileyen ve filmini yüzlerce hatta milyonlarca defa izlediğim Alacakaranlık serisi de yakında ayrıntılı olarak sizlerle paylaşacağım. Sizleri bilmem ama beni seri sımsıkı bağlamıştı kendine.

Bir balıkçı Norveç kıyılarında, can simidine bağlanmış bir beşiğin içinde bir bebek bulur. Bebeğin üzerinde pahalı kıyafetler ve altın bir oyuncak vardır. İyi kalpli balıkçı ve karısı bebeği kendi çocuklarıyla birlikte büyütürler. Üstün zekası ve Norveçlilerden farklı görünümüyle dikkat çeken çocuk, 15 yaşına geldiğinde hakkındaki gerçeği öğrenir. Cesur delikanlının artık hayattaki tek amacı geçmişinin gizemlerini çözmektir. Tüm Avrupa’ nın en tanınmış simalarından biri olan Doktor Schwaryencrona, Norveç’ te ziyaret ettiği ilkokulun öğrencilerinden biri olan Erik’ in tavırlarından ve çocuğun pek çok farklı bilgi birikiminden etkilenir. Çocuğu biraz daha yakından tanıyınca Erik’in denizde bulunduğunu ve o günden bu yana kendisini bulan balıkçının ailesi tarafından himaye edildiğini öğrenen doktor, Erik’i de yanına alır ve çocuğun daha geniş eğitim imkanlarından yararlanabilmesi için birlikte Stockholm’ e giderler. Aradan zaman geçip de Erik’ in yaşı ilerleyince, Doktor Schwaryencrona ve Erik birlikte büyük bir maceraya atılacak ve bu genç adamın gerçek ailesini bulmaya çalışacaktır.

Aileni hiçbir zaman unutma! Onurlu ve mert bir insan ol! Asla yalan söyleme! Elinden geldiği kadar çok çalış! Senden zayıf olanları da daima koru!

Bir anne, çocuğunun cesedini gözleriyle görmedikçe, ölümü kabul edemez ve buna inanmayı reddederdi. Tanıklar yanılmış olabilirlerdi. Bir anne, umulmadık bir dönüşün mümkün olacağına daima inanırdı. Bekler, her zaman beklerdi. 

Bir sırada kuru ekmeği paylaşarak sevmeyi öğrenmiş olanlar için bu yürekte her zaman küçük bir köşe kalıyor! 

21 Kasım 2019 Perşembe

Farkında Ol!

Kasım 21, 2019 12
Herkese yeniden merhaba. Farkındalık Kuşağı' nın ilk yazısıyla sizlerle birlikteyim. Bütün konuları hazladım ve sizlere sırasıyla paylaşmak için can atıyorum. Bu haftanın konusunu da hayranı olduğum Joker' den geliyor. Konumuz bizlerle ilgili. Tabi alıntılarda Joker' den...

Joker' in çıkan yeni filmini izleyenler bilir. Gerçekten çok güzel ve etkileyici bir Joker izledik bence. Filmi izledikten sonra Joker' e hak verdim doğrusu. Aslında DC sinematik evreninde kötü bir karakter olmasına rağmen bu filmde anlatılan onun geçmişi ve nasıl Joker' e dönüştüğüne tanık olduk. Tabi ki bu filmden bir sürü mesaj vardı. Filmin her sahnesinde Joker' i kendi yerime koydum ve onu kesinlikle anladım. Tabi ki sonradan delirmeye başlıyor ama asıl konu onu Joker' e dönüştüren etkendi. 

Arthur -bildiğimiz Joker' in kendisi- geçmişinde yaşadığı aile içi şiddetten etkilenmesi ve ona kalıtsal bir hastalığa sürükleyen bu olayın onu derinden etkilemesiyle başlıyor. Gülme hastalığından dolayı hayatla başa çıkmak, insanlarla olan ilişkileri giderek azalıyor. Yani kısacası toplumdan dışlanmış bir Arthur görüyoruz. Hayallerinin peşinden gitmek isteyen fakat onunla dalga geçilerek, küçümseyerek ve toplumdan dışlanması onu git gide uçuruma götürüyor. Filmdeki beni en çok etkileyen olaydı. Ne kadar insanlara nazik davransa da hastalığı onu geri çekiyor. Filmi kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Çünkü yazdıklarımı daha iyi anlamanız için filmi didik dikik incelemelisiniz. Arthur' un günlüğü de dikkatimden kaçmadı. Bana göre Joker, çocukluğunu yaşayamamış bir yetişkin. Toplumda onu dışlanmasıyla içine kapanık bir ruh haline bürünüyor ve geri döndürülemez bir Joker' e dönüşüyor. Filmdeki dönüşler gerçekten çok güzeldi. 

Benim Arthur' dan yani Joker' den öğrendiğim bir sürü şey var. Gerçekten kendinizi sorguluyorsunuz. Hiç tanımadığınız birisinin nasıl toplumu ele geçirdiğini görüyorsunuz. Hastalığı olan birisini toplumdan ayırmamalı, onu daha yakından tanımamız gerektiğini, dışlanmamayı öğretti. Ne kadar iyi birisinin nasıl kötü birisine dönüştüğünü... Joker tam olarak bir ikon haline geliyor Gotham şehrinde. Haksızlıkları, açlığı, ırkçılığı ve baş kaldırmayı Gotham şehrinde izliyorsunuz. Tabi bunun öncüsü de bir nevi Joker oluyor. Ne kadar kötü bir karakter olsana bana göre filmde nasıl iyi bireyi Joker' e dönüşmesine tanık oluyorsunuz. Arthur' dan Joker' e geçişte de inanılmaz ruh değişimi, dansları ve düşünce yapısına hayran kalıyorsunuz. 

Şunu asla unutma gülerken kaybettiklerini ağlayarak geri kazanamazsın.

İnsanlar, dünyanın onlara izin verdiği ölçüde iyidirler. İşler çığırından çıktığında, sözde medeni geçinen bu insanlar, birbirlerini yiyecek. 

Bu şehir daha klas bir suçluyu hak ediyor ben de onlara bunu vereceğim. 

Bu dünyada hayatta kalmanın tek mantıklı yolu, kural tanımamaktır. 

Eskiden hayatımın trajedi olduğunu düşünürdüm, aslında komediymiş. 

19 Kasım 2019 Salı

Ağaç Ev Sohbetleri #12

Kasım 19, 2019 12
Herkese yeniden merhaba. Karşınızda 12. haftadayız. Günler, haftalar, aylar su gibi geçip gidiyor. Bu etkinliğin de durmayıp ilerlettiğimiz Sade ve Derin' e Sessiz Gemi' ye Kağıttan Dünyam' a Momentos' a ve diğer yanıtlayan arkadaşlarıma çok teşekkür ederim!

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Sonraki hafta için konu önerim: En beğendiğiniz ya da size yakın gelen süper kahraman var mı? Peki süper kahramanınızın en sevdiğiniz özelliği nedir? DC mi Marvel mı daha iyi? 

Bu haftanın konusunu da Sessiz Gemi' den geldi! Gerçekten çok güzel sorular geliyor. Herkese çok teşekkür ederim! Gelelim bu haftanın sorusuna: İnsanların ruhlarının rengi ve bir formu olduğunu düşünüyor musunuz? Örneğin, gün ışığı gibi veya pembe kiraz çiçeği gibi. Öyleyse sizin ruhunuz nasıl bir forma ve renge sahip olurdu?

Aynen, ben insanların ruhlarının bir rengi ve formu olduğunu düşünüyorum. Bilimsel olarak kanıtlanmasa da gerçekten de aynı burçlar gibi insanların enerjisine inanıyorum. Benim ruh rengim bence kırmızı, mavi ve kahverengi tonları olabilirdi. Zaten en sevdiğim renklerdir. Mevsimlerden de sonbahar benim için apayrı bir yere sahip olduğundan dolayı çok seviyorum. Özellikle sonbahar aylarında kahverengi, kırmızı kurumuş yapraklar beni benden alıyor. Bir forma sahip olsaydım da kesinlikle çıta olurdu. Çıtalara karşı apayrı bir ilgim var ve belgesellerini kaçırmadan izlemeye çalışıyorum. En hızlı hayvan olmaları ve enerjik olmaları beni tamamlıyor diyebilirim. 

Peki sizlerin ruh rengi ve formunuz neler? Sizlerin de bu eşsiz etkinliğe katılmanızı çok isterim. Her hafta, blog ailesi olarak ağaç evimize çıkarak düşüncelerimizi paylaşıyoruz. Sizleri de aramızda görmekten çok memnun oluruz. İyi Okumalar!

16 Kasım 2019 Cumartesi

Farkındalık Kuşağı

Kasım 16, 2019 16
Herkese yeniden merhaba. Yazmak, söylemek ve blogumda paylaşmak istediğim, nasıl desem? Unuttuğumuz veya üç maymunu oynadığımız olaylarla ilgili konuşmak ve sizlerin fikirlerini de merak ettiğimden dolayı Farkındalık Kuşağı adlı bu seriyi başlatmak kararı aldım. Eğer siz de katılmak istiyorsanız, herhangi bir konuda düşüncelerinizi karşınızdakini aydınlatmak ve farkındalık yaratmak istediğiniz her konuda yazabilirsiniz. Yeter ki asla susmayın...

Her hafta yeni bir farkındalıkla ilgili yazıyı paylaşmayı umuyorum. Her hafta olmasa da sık sık bu konuda sizleri bilinçlendirmek ve aynı zamanda da kendimi bilinçlendirmek istiyorum. Bu kuşağın temel konusu insanın öz eleştiriye açık olması. Yani konuşmak istemediğimiz ya da konuşup da bir iki gün sonra unuttuğumuz konuları konuşmak istiyorum. Bana göre şu an insanoğlu üç maymunu oynuyor. Ne kadar ülkeler toplansa ve barış içerikli sözler söylese bile gerçekler çok apaçık durumda. Konuya hemen girmek istemiyorum. Çünkü her hafta dünyevi konularla sizleri blog sayfamda bekliyor olacağım. 

Sizlerin görüşleri, fikirleri ve destekleriniz benim için çok önemli. Çünkü yalnız olmadığımı, benim gibi düşünen milyonları gördükçe çok mutlu oluyorum. Ve her zaman dediğim gibi iyi ki bu blog macerasına atılmışım. Sizler de iyi ki varsınız! Sizlerin de bu Farkındalık Kuşağı' na katılmanızı çok isterim. Sizlerin düşüncelerini çok merak ediyorum açıkçası. En yakın zamanda konuyu başlatmış olacağım. Sizlerin de farkındalık yaratmak istediğiniz konular varsa yorumlar bölümünden yazmanız yeterli. İyi Okumalar!

Fahrenheit 451 | Ray Bradbury

Kasım 16, 2019 16
Herkese yeniden merhaba. Karşınızda bilim kurgunun en güzel örneğine şahit olacaksınız. Gerçekten okuduğum en iyi bilim kurgu romanı. Eğer bu eşsiz kitabı okumadıysanız veya okumayı düşünüyorsanız kesinlikle başlamanızı öneririm. Aksi halde çok pişman olabilirsiniz.

Bilim kurgu türünde beni yazmaya çeken yazar Ray Bradbury sadece bilim kurgunun değil fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilim kurgunun iyi edebiyat da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. Yayımlandığı anda klasikleşen, distopya edebiyatının dört temel kitabından biri olan Fahrenheit 451 ise bir yirminci yüzyıl başyapıtıdır. Kitabımla ilgili bilgilere buradan ulaşabilirsiniz. 

Guy Montag bir itfaiyeciydi. Televizyonun hüküm sürdüğü bu dünyada kitaplar ise yok olmak üzereydi zira itfaiyeciler yangın söndürmek yerine ortalığı ateşe veriyordu. Montag’ ın işi ise yasa dışı olanların en tehlikelisini yakmaktı: Kitapları. Montag yaptığı işi tek bir gün dahi sorgulamamıştı ve tüm gününü televizyonla kaplı odalarda geçiren eşi Mildred’ la beraber yaşıyordu. Ancak yeni komşusu Clarisse’ le tanışmasıyla tüm hayatı değişti. Kitapların değerini kavramaya başlayan Montag artık tüm bildiklerini sorgulayacaktı. İnsanların uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde ne vardı? Gerçeklerin farkına vardıktan sonra bu karanlık toplumda artık yaşanabilir miydi? Fahrenheit 451, yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday.

Yazılmış en iyi bilim kurgu romanı. İlk okuduğumda, yarattığı dünyayla kabuslar görmeme sebep olmuştu. Margaret Atwood

Öyle bir eser ki, hakkında ne söylesem eksik kalır. Neil Gaiman

Mutlu olmamız için gerekli her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Bir şey eksik. Etrafa bakındım. Ortadan kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, on-on iki yıldır yaktığım kitaplardı.

Kitaplar, aptal olduğumuzu bize hatırlatmak için var.

İyi yazarlar genellikle hayatın gerçeklerine dokunuyorlardı. Bu bakımdan kitaplardan neden bu kadar nefret edildiğini, korkulduğunu anlıyor musunuz? Hayatın gerçek yönlerini veriyorlar. 

15 Kasım 2019 Cuma

Ağaç Ev Sohbetleri #11

Kasım 15, 2019 6
Herkese yeniden merhaba. Evet bu hafta baya geciktim. Ama neyse ki sınav haftamız sonunda bitti. Bu bir hafta boyunca bol bol sizlerle birlikte olacağım için çok mutluyum. 

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Evet Ağaç Ev Sohbetleri son hızla devam ediyor. Bu haftamızın da konusu Momentos' dan geldi. Bu haftanın konusu da şöyle: Ergenlik döneminizde rol model aldığınız biri var mıydı, kimdi? Yetişkin biri olduğunuzda bu rol model hakkındaki fikriniz aynı mıydı?

Tabii ki ilk önce annem ve babam benim için asıl rol modeller. İkisini de çok seviyorum. Benim için apayrı bir yeri olan ve ülkemizin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk de benim için en büyük rol modellerinden birisidir. Bu konu dışında olarak rol model aldığım kişileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Sadece ergenlik dönemi değil, yaptıklarıyla hayatıma bakış açısı kazandıran, şarkılarıyla her zaman yanımda olan Taylor Swift benim için rol modellerden birisi. Kitaplarıyla beni benden alan Stephen King, Dan Brown, Stephen Hawking ve daha fazlası... Onları yakından takip ediyorum ve yaptıklarıyla beni büyülüyorlar. Kitap yazma sürecimin de başlamasına neden olan yazarlar. Peki sizin rol model olarak aldığınız kişi veya kişiler var mı? Yorumlar bölümünden bizlere görüşlerinizi yazmayı unutmayın! Seviliyorsunuz!!!

13 Kasım 2019 Çarşamba

Dede Korkut Hikayeleri

Kasım 13, 2019 6
Herkese yeniden merhaba. Ağaç Ev Sohbetleri' ni hafta sonu yanıtlayacağım. Sizlerden gelen çok güzel mimler ve öneriler var. Hepsini yanıtlayabilmem için biraz zaman alabilir. Ama bütün sorularınızın da cevapları olacak. Sizlere çok özel bir sürprizim de var...

Destan döneminden halk hikayeciliğine geçiş döneminin en önemli ürünü Dede Korkut Hikayeleridir. Bu hikayeler, Orta Asya' da şekillenmeye başlamış; Türklerin Müslüman olmalarından ve Anadolu'ya gelmelerinden sonra din ve çevre motiflerine göre bazı değişikliklere uğramıştır. Dede Korkut' un hikayeleri, parça parça ve değişik versiyonlarda Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yaşamaktadır. Bugün Türkiye' de en yaygın olarak bilinen hikayeler, 15-16. yüzyıllarda meçhul biri tarafından yazıya geçirilmiştir. Toplam 12 hikaye ve bir ön sözden oluşmuştur.

1) DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN
Toy edilirken Karatağ'a oturtulan ve çocuğu olmayan Dirse Han'ın bir oğlu olur ve Bayındır Han'ın boğasını öldürdüğü için Dede Korkut tarafından "Boğaç Han" olarak adlandırılır, bey olur. Dirse Han'ın 40 yiğidi, oğlanı babasına kötüler. Babası avda oğlunu oklar. Annesinin sütü ve kır çiçeği oğlanın yarasına derman olur. Oğlan, kırk yiğit tarafından kaçırılan babasını kurtarır. Dirse Han oğluna taht verir.

2) SALUR KAZANIN EVİNİN YAĞMALANMASI
Salur Kazan,oğlu Uruz Han'ın uyarısına rağmen, Oğuz beyleriyle ava çıktığı sırada, evine üç yüz yiğidi ve Uruz'u bırakmasına rağmen düşman gelir. Eşini, gelinini ve oğlunu esir alır. Gördüğü rüya üzerine avdan dönen Salur Kazan, düşman ellerine gider. On bin koyununu düşmana vermeyen çoban da (o istemese de) kendisiyle gelir. Oğuz beyleriyle birlikte düşmanı yener ve yurtlarına dönerler.

3) KAM BÜRE BEG OĞLU BAMSİ BEYREK
Bayındır Han'ın Oğuzları topladığı sohbete tüm beylerin oğullarıyla gelmesi üzerine, Büre Bey üzülür. Oğuz beyleri, Büre Bey için bir oğul, Bican Bey'e de doğacak oğlana vermesi için bir kız dilerler. Doğan oğlan büyüdükten sonra kendisine hediye getiren bezirgânları kafirlerden kurtarır ve "Bamsi Beyrek" adını alır. Banı Çiçekle evleneceği gece kafirler düğünü basarak Bamsi'yi esir alır. Banı Çiçek'in abisi Deli Karçar'a Yalancı oğlu Yaltacık'ın kanlı bir gömlek getirip "Bamsi öldü." demesiyle Banı Çiçek Yaltacık'a verilir. Düğün gecesi esir bulunduğu kaleden, tekürün kızının yardımıyla kaçan Bamsi, yaşadığını Bani Çiçek'e bildirir. Sonra düğün yapılır.

4) KAZAN BEYİN OĞLU URUZ BEYİN TUTSAK OLMASI HİKAYESİ
Kazan Bey, oğlunun henüz bir kan akıtıp, baş kesip isim sahibi olamayışına üzüldüğünü bildirir. Oğlu da babasından nasıl savaş edildiğini, kan döküldüğünü kendisine öğretmesini ister. Kazan Han bunun üzerine oğlunu ava çıkarır, bu sırada düşman gelir ve Kazan Han savaşmaya başlar. Oğluna sadece izlemesini söylemesine rağmen oğlan babasına fark ettirmeden savaşır. Babası, oğlunu bulamaz; evde de göremeyince düşmanla savaşılan yere gelir. Oğlunun kılıcını görünce onun esir düştüğünü anlar. Düşmanla tek başına savaşa giden Kazan Bey, yenilir. Bunun üzerine Hatun kırk kızla ve diğer Oğuz beyleriyle kafirleri yener. Oğuzlar yurtlarına dönerler.

5) KOCA DUHA OĞLU DELİ DUMRUL HİKAYESİ
Duha Koca oğlu Deli Dumrul, bir kuru çayın üstüne köprü diker, geçenden de geçmeyenden de akçe alır. Bunun sebebini de erliğinin, yiğitliğinin yayılması olarak açıklar. Köprü üstünde birinin ölmesi üzerine Deli Dumrul, bu yiğidin canını alan Azrail'in gelip kendisiyle savaşmasını ister. Bu başkaldırı üzerine Allah, Azrail'i Deli Dumrul'un canını alması için yollar. Deli Dumrul, Azrail'i bir türlü yakalayamaz ve Allah'ın birliğine iman eder. Bir can getirmesi şartıyla canı bağışlanacak olur. Annesi de babası da can vermeyi kabul etmez.Artık öleceğine inanan Deli Dumrul, karısıyla helalleşmeye gider. Karısının kendisine canını vermesini istemesi üzerine Allah'a "Ya ikimizin canını de canını al ya ikimizi de yaşat." der. Allah ikisine de 140'ar yıl ömür verir.Annesi ve babasının da canını alır.

6) KANLI KOCA OĞLU KAN TURALI HİKAYESİ
Kanlı Koca adında bir Oğuz eri kahraman oğlu Kan Turalı'ya onu evlendirmek istediğini söyler. Ancak oğlan, aradığı kadar kahraman, gözü pek bir kız bulamaz.Babası arar ve Trabzon tekürünün kızının tam oğlunun istediği gibi bir kız olduğuna kanaat getirir.Bir aslanı, bir boğayı ve bir deveyi öldürmek şartıyla verilecek olan kızı, Kan Turalı bu şartları gerçekleştirerek alır. Evlendikleri gece kafirlerin saldırısına uğrar ve savaşırlar. Savaş devam ederken Selcen Hatun eşini arar, bulamaz. Bulduğu yerde de yardım eder. Selcen Hatun'un düşmanı yendiği için övüneceğini düşünen Kan Turalı, Selcen'i öldürmeye karar verir. Ok çekerler; ancak Selcen, okunun başındaki demiri çıkartmıştır. Selcen'i böylece deneyen Kan Turalı ve Selcen, yurtlarına dönerler.

7) KAZICIK KOCA OĞLU YİĞENEK HİKAYESİ
Bayındır Han'ın İç Oğuz beylerini sohbete çağırdığı bir gün, aralarından Kazılık Koca denilen bir bey Bayındır Han'dan akın ister. İzin alınır, Kazılık Koca yararlı ihtiyarlarla birlikte Karadeniz kenarındaki bir kaleye gider. Kalenin Tekürü Kazılık Koca'yı aklar ve esir alır. 16 yıl esir kalan Kazılık Koca'nın 16 yaşına gelmiş olan oğlu Bayındır Han'a giderek babasını kurtarmaya gideceğini söyler. Yanına 24 sancak beyini de alır. Yola çıkmadan gördüğü rüyada Dede Korkut'tan öğütler alan Yiğenek, Allah'a sığınıp dualar ederek tekürü yener. Babasını kurtarır.

8) BASAT'IN TEPEGÖZÜ ÖLDÜRMESİ HİKAYESİ
Basat, Uruz Bey'in Oğuzlar'ın göçü sırasında düşürülüp bir aslan tarafından büyütülen oğludur. Uruz'un çobanı Oğuzlar'ın yaylaya göç ettikleri sırada bir peri kızıyla çiftleşir. Peri kızı, bunun acısını Tepegöz'ü (çobandan olan çocuğu) Oğuzlar'ın içine salarak çıkarır. Tepegöz, çocukların kulaklarını, burunlarını yer; adamları yiyerek öldürür. Basat'ın kardeşi Kıyan Selçuk da Tepegöz yüzünden ölmüştür. Basat gider ve kardeşi uğruna Tepegöz ile savaşır. Önce gözünü yok eder; sonra da öldürür.

9) BEGİL OĞLU EMREN'İN HİKAYESİ
Bayındır Han, Gürcistan'dan haraç olarak bir kılıç, bir çomak, bir at geldiğini görünce kızar. Bunları yiğitlere, boylara veremeyeceğini söyler. Dede Korkut, bu üç haracın da bir yiğide verilmesi yönünde akıl verir. Begil Yiğit, bunları kabul eder. Haraçları alan Begil Yiğit, Gürcistan sınırına yerleşir. Oğuz'a geldiğinde Kazan Bey'in Begil Yiğide avda hünerli olduğunu; ancak bu hünerin ata bağlı olduğunu söylemesi üzerine darılır. Oğuzlara başkaldırışından onu ancak karısı döndürür ve ava çıkmasını söyler. Av sırasında sağ uyluğunu kıran Begil, bunu bir süre saklar. Açıklaması üzerine Tekür bunu duyar ve Oğuz üstüne yürür. Begil oğlu Emren direnir. Allah ona kırk er gücü verir, böylece kafirler yenilir.

10) UŞUN KOCA OĞLU SEĞREK HİKAYESİ
Uşun Koca adında birinin Eğrek ve Seğrek adında iki oğlu vardır. Eğrek, bir gün beyleri çiğneyip Kazan Bey'in karşısına gelir, oturur. Ters Uzamış adında bir bey ona baş kesmediğini, kan dökmediğini, aç doyurmadığını, burada ne aradığını sorar. Eğrek, baş kesmenin, kan dökmenin hüner olduğunu öğrenince Kazan Han'dan akın diler. Kazan Han, kabul eder; üç yüzer verip gönderir. Bu akın sırasında esir düşer. Kardeşi Seğrek, onu kurtarmaya gider. Kafirler, Eğrek kardeşini tanımadığı için bir tuzak kurmak isterler. Seğrek'in bir deli olduğunu, yoldan geçenlerin ekmeğine el uzattığını, bunun üstüne yürürse onu serbest bırakacaklarını söylerler. Eğrek gidince bu kişinin kardeşi olduğunu öğrenir. Kafirleri yenerler. Yurtlarına dönerler.

11) SALUR KAZANIN TUTSAK OLUP OĞLU URUZ'UN ÇIKARDIĞI HİKAYESİ
Tarabuzan Tekürü Salur Kazana bir şahin gönderir. Salur Kazan şahincibaşına haber vererek ava çıkacağını söyler. Av sırasında şahin, Taman'ın Kalesine iner. Şahinin arkasından gittiği sırada Salur Kazanın uykusu gelir, 7 gün uyur. Taman, Salur Kazan'ın Oğuz beyi olduğunu öğrenince onu esir alır. Taman'ın eşinin isteği üzerine esir edildiği kuyudan çıkarılan Salur Kazan'dan kafirleri övmesi istenir, ama o övmez. Kardeşi ve oğlu olduğu için de öldürülemez. Oğlu Uruz, Salur Kazan'ı kurtarmaya gelir. Kazan ile oğlu savaştırılır ve Uruz babasını yaralar. Tam bu sırada Kazan Bey Uruz'a babası olduğunu açıklar. Uruz, babasının elini öper, yurtlarına dönerler.

12) İÇ OĞUZ DIŞ OĞUZ ASİ OLUP BEYREK'İN ÖLDÜĞÜ HİKAYESİ
Kazan 3 yılda bir İç ve Dış Oğuz beylerini toplar, helalini alır, nesi var nesi yoksa yağmalattırdı. Yine Kazan'ın evini yağmalattığı bir zaman Dış Oğuz beyleri gelmez, İç Oğuz beyleri yağma eder. Bunun üzerine Dış Oğuz beyleri Kazan'a düşman olur. Kılbaş adında bir bey Dış Oğuz beylerinden Aruz'un evine gider ve Dış Oğuz beylerinin Kazan Han'a kin beslediğini öğrenir. Kıbaş gittikten sonra Dış Oğuz beyleri yemin eder, Beyrek'in bu yemine katılmasını yoksa öldürüleceğini söylerler. Beyrek, kabul etmez, ancak Dış Oğuz beyleri de Beyrek'e kıyamaz. Aruz Bey, Beyrek'in sağ uyluğunu keser. Beyrek öleceğini anlayınca Kazan Han'a kanını yerde bırakmamasını vasiyet eder. Kazan Bey bunun üzerine İç Oğuz beylerini toplayarak Aruz'un evini yağmalar, kendisini öldürür. Kazan, Dış Oğuz beylerini affeder.