24 Mayıs 2019 Cuma

Çok Teşekkür Ederim!

Mayıs 24, 2019 8
20 Nisan 2019 tarihinde ''Sende İz Bırakan Kitap'' adında bir etkinliği sizlerle paylaşmıştım. Yoğun ilginiz, paylaşımlarınız ve destekleriniz için herkese çok teşekkür ederim. Özellikle desteğini hiçbir zaman esirgemeyen Sade ve Derin'e.

Etkinliğin asıl amacı adında da olduğu gibi size ilham veren veya dünyanızı değiştiren okuduğunuz bir kitabı göndermenizi istemiştim. Geri dönüşler çok güzel oldu. İçlerinden hangisi seçebilirim diye ayırt edemedim bile. Çünkü her gönderdiğiniz kitap birbirinden güzel, ilham vericiler. Okumaya yeni yeni başlayan okurlarımız için de bir yol göstermiş olacağız. Sık sık kitaplarla ilgili etkinlikleri yenilemek istiyorum. Çünkü siz değerli okuyucularımın geri dönüşleri beni çok mutlu ediyor. Bu yazımdan sonra kitaplarını gönderen dostlarımızın kitaplarını paylaştım. Kitapların özetlerini de yazının içinde bulabilirsiniz.

Tekrardan herkese çok teşekkür ederim. Sonraki etkinliklerimize de katılmayı asla unutmayın. Sizleri çok seviyorum kitap dostlarım... İyi Okumalar!

11 Mayıs 2019 Cumartesi

Zehra | Nabizade Nazım

Mayıs 11, 2019 6
Türk Edebiyatında ilk köy romanı olan Karabibik'ten altı yıl sonra yayınladığı Zehra ile birlikte Tanzimat döneminde önemli bir aşamayı vurgular. Önemli yazarlarımızdan birisi olan Nabizade Nazım'ın diğer kitaplarını okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Eğer Zehra'yı okuduysanız yorumlar bölümünden görüşlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.

Zehra, zengin bir tüccarın kızıdır. Öksüz büyümüştür ve kıskançtır. Babasının katibi Suphi'yle evlidir. Kocasını gözünden bile kıskanırken, bir de onun evdeki güzel cariye Hüsnücemal'i sevdiğini öğrenmesi, Zehra'yı çileden çıkarır. Cariyeyi evden kovar. Zehra'nın sinirli halinden yılmış olan Suphi karısını sevdiği halde, Hüsnücemal'e aşık olduğunu iyice anlayarak boşanmayı göze alır, cariyesiyle evlenir. Yeşilköy'de bir eve taşınır ve Zehra'yı yüzüstü bırakır. Hüsnücemal'den öç almak isteyen Zehra, Suphi'yi ondan soğutmak çaresi arar. Ürani adında çok güzel bir Rum yosmasını bir aracı kadın aracılığıyla Suphi'ye tanıştırır. Ürani, Suphi'yi nazla kendine bağlar. Başka erkeklere bakıp kıskandırarak ilgisini sürdürmekle kalmaz, çılgına çevirir. Suphi artık ne Hüsnücemal'e ne de Zehra'nın babasından kalan ticarethaneye uğrar. Hüsnücemal çocuğunu düşürür, intihar eder. Öte yandan Zehra Suphi'nin katibi Muhsin'le evlenmiş, ticarethanenin yönetimi ona geçmiştir. Suphi, git gide parasız kalır. Ürani onu küçümsemeye başlar. Sonra bir gün artık işe yaramaz bulup atar. Suphi beş parasız, bekar kalınca sokaklara düşer. Bir gün iyice sarhoş olup Ürani'yi yeni dostuyla birlikte öldürür. Mahkeme, delil yetersizliğinden Suphi'yi beraat ettirirse de böyle bir serserinin, İstanbul'da kalmasını doğru bulmayarak Trablusgarp'a sürülür. Zehra'nın hala sevmekte olduğu Suphi'nin başına kıskançlık belasıyla açtığı dertlerden çok acı çeker. Suphi'nin kimsesiz kalan annesini sokakta ölmüş görünce, vicdan azabından yataklara düşer. Bir daha kendine gelemez ve ölür.


10 Mayıs 2019 Cuma

Çalıkuşu | Reşat Nuri Güntekin

Mayıs 10, 2019 12
Reşat Nuri Güntekin'in 1922 yılında yazmış olduğu eşsiz bir kitaptır. Türk Edebiyatında en çok sevilen klasik eserler arasında yer almaktadır. Ağırlıklı olarak Anadolu'da geçen ve arka planda Osmanlı'nın son yıllarını anlatan bir romandır. Kitabın son kısmı hariç ki bu bölüm dışarıdan bir gözlemcinin anlattıklarıdır. Romanın ana kahramanı Feride'nin hatıra defteri şeklinde yazılmıştır. Çalıkuşu, duygusal bir olayı anlatmakla birlikte dönemin toplumsal sorunlarının eleştirel olarak da ortaya koymaktadır. Çalıkuşu, Türkiye'de yeni ve modern bir dönemin başlamasını özendiren bir roman olarak kabul edilmektedir. Eğer Reşat Nuri Güntekin'in eşsiz kitaplarını okuduysanız yorumlar bölümünden görüşlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.

Feride, küçük yaşta annesini ve babasını kaybeder. Teyzesinin korumasıyla bir Fransız yatılı okulunda okur. Yaramazlıkları yüzünden arkadaşları okulda ona "Çalıkuşu" adını takarlar. Feride, yaz tatillerini teyzesinin köşkünde geçirir. Teyzesinin yakışıklı oğlu Kamuran ile birbirlerini severler ve nişanlanırlar. Feride, düğün günü, bir kadının getirdiği mektuptan Kamuran'ın İsviçre'de iken Münevver adında hasta bir kızla ilişkisi olduğunu, ona evlenme sözü verdiğini öğrenir öğrenmez her şeyi yüzüstü bırakıp kaçar. Feride, Anadolu'nun çeşitli yerlerinde Zeyniler Köyü, Bursa, Çanakkale gibi yerlerde öğretmenlik yapar. Çok idealist bir kızdır. Güzelliği başına bela olur. Çeşitli dedikodular çıkar. Zeyniler Köyü'nde iken tanıştığı Doktor Hayrullah Bey'le Kuşadası'nda ikinci kez karşılaşır. Babacan bir adam olan Hayrullah Bey, Feride'yi kızı gibi korur; halkın dedikodusu üzerine onunla kağıt üzerinde evlenir; fakat aralarında sadece "baba - kız" ilişkisi vardır. Feride, öğretmenliğe başladığı yıllarda bir "günlük" tutmuştur. Hayrullah Bey bu defteri bulur, okur ve saklar. Hastalanınca, Feride'ye kendisinin ölümünden sonra teyzesinin yanına gitmesini ve verdiği kapalı zarfı Kamuran'a teslim etmesini vasiyet eder. Hayrullah Bey'in ölümünden sonra, vasiyeti yerine getirilir. Feride, zarfı Kamuran'a verir. Zarfın içinde Hayrullah Bey'in bir mektubu ile Feride'nin günlüğü vardır. Hayrullah Bey, Kamuran'a yazdığı mektupta Feride'yi bir daha bırakmamasını söyler. Kamuran mektubu ve Feride'nin günlüğünü sabaha dek okur ve her şeyi öğrenir. Ertesi gün gidecek olan Feride'yi bırakmaz ve evlenirler. İyi Okumalar!


9 Mayıs 2019 Perşembe

Forsa | Ömer Seyfettin

Mayıs 09, 2019 4
Ömer Seyfettin'in en çok okunan kitaplarından biri olan Forsa'yı çoğumuz ilkokul zamanlarında okuduğu, çok etkilendiği bir kitap olmuştur. Kara Memiş'in vatan aşkıyla yanan bir denizci ve Turgut Reis'in Osmanlı Donanması'nın kaptanı olarak zihinlerimizde kazınmıştır. Eğer Forsa'yı siz de okuduysanız yorumlar kısmından bizlere görüşlerinizi paylaşabilirsiniz. 

Kara Memiş, namı Osmanlı denizcileri arasında yayılmış bir deniz askeridir. Bir gün Malta adası kuşatmasında Kara Memiş esir alınır. Zaman içerisinde Maltalı deniz korsanları tarafından yıllarca gemilerde forsa olarak çalıştırılır ve yaşlanınca korsanlar tarafından adada başı boş bir şekilde bırakılır. Kara Memiş 40 yıl boyunca her zaman Türk denizcilerin geleceğini hayal eder. Rüyasında gelen Türk gemileri yardımıyla içinde bulunduğu tutsaklıktan kurtulduğunu görür. Yine bir gün aynı rüyayı gördüğü sırada rüyası gerçek olur ve Türk gemileri gerçekten de gelir. Gelen gemilerin yanına gider ve askerlere kendisini tanıtır. Kendisinin eski Osmanlı Denizcisi Kara Memiş olduğundan bahseder ve askerler bu durumu kaptanlarına iletirler. Kara Memiş kaptanın yanına götürülür ve bu sefer de kendisini kaptana tanıtır. Bunu duyan Turgut Kaptan onun esir tutulduğu kırk yıl süresince tüm halkın onu merak ettiğini ve Kara Memiş’in kolundaki izi göstererek kendisinin onun oğlu olduğunu söyler. Kara Memiş kırk yıllık esaretinden kurtulurken kırk yıl sonra oğluna da kavuşur. Malta Adası kuşatmasında kendisinin de yer almasını isteyen Kara Memiş’e oğlu Turgut Reis babasının yaşlı olduğunu söyleyerek babasına engel olmaya çalışır fakat Kara Memiş yaşlılığına aldırmadan Malta kuşatmasına katılır. İyi Okumalar!


8 Mayıs 2019 Çarşamba

Pembe İncili Kaftan | Ömer Seyfettin

Mayıs 08, 2019 2
Ömer Seyfettin'in bir diğer kitabı olan Pembe İncili Kaftan'ı duymayan yoktur. Kitabında insanın yaptığı fedakarlığı büyük ya da küçük olsun asla övünmemeyi bizlere öğretmiştir. Eğer kitabı okuduysanız yorumlar bölümünden bizlere görüşlerinizi paylaşabilirsiniz.

Osmanlı devletinin başında bu dönemde Şah İsmail adında bir bela vardır. Vezirler bu deli adama elçi göndermek için toplanmışlardı. Gönderilecek elçi cesur, ölümden korkmayan, devletin şanına yakışacak bir kişi olmalıydı. Sarayda ve Enderunda divanda böyle bir kişi yoktur.Vezirlerden biri Muhsin Çelebi'nin adını ortaya atar. Bunun üzerine sadrazam Muhsin Çelebi'nin çağrılmasını ister. Peki kimdi bu Muhsin Çelebi. Muhsin Çelebi: Cesur, doğruluktan ayrılmayan, ölümden korkmayan, akıllı bilgili, Tanrı'dan başka kimseye boyun eğmeyen, hali vakti yerinde, garibi, zayıfı gözeten bir baba yiğittir. Muhsin Çelebi sadrazamın emri üzerine huzuruna gelir. Sadrazam ondan el etek öpmesini beklerken o eğilmez. Sadrazam onun bu hareketine kızmasına karşın ona elçilik teklifinde bulunur. Muhsin Çelebi bu görevi devleti için kabul eder. Elbette ki bu büyük devletin elçisi; atları, hademeleri ve giysileriyle ihtişamlı olmalıydı. Muhsin Çelebi bu giderleri, sadrazamın ısrarına karşın, kendisinin karşılayacağını söyler. Çünkü o fedakarlığın karşılıksız olacağına inanmaktadır. Giderler için bütün varlığını rehin vererek tüccarlardan on bin altın alır. Bu parayla ihtiyaçlarını karşılar. Bir de Sırmakeş Toroğlu’ndaki Kumaşı Hint’ten incileri Venedik’ten gelme Şah İsmail’in hayatında göremeyeceği pembe incili kaftanı sekiz bin altına alır. Bu kaftanı padişaha hediye etmek için herkes sıraya girmektedir. 

Muhsin Çelebi hazırlıklarını tamamlar. Karısını iki çocuğunu akrabalarına bırakarak yola koyulur. Muhsin Çelebi Tebriz’e vardığında halk ve şah onu şaşkınlıkla karşılar. O her zamanki gibi başı dik göğsü ilerde Şah İsmail’in huzuruna varır. Padişahın mektubunu öperek Şaha uzatır. Ayağı öpülmeyen Şah sapsarı kesilir. Muhsin Çelebi sağına soluna bakar ve oturacak bir şeyin olmadığını görür. Bunun ayakta beklemeye mecbur bırakmak için yapılmış bir davranış düşünerek o göz kamaştıran kaftanını tahtın önüne serer ve üzerine oturur. Muhsin Çelebi gür sesiyle: Padişahının hiçbir ecnebi padişah karşısında eğilmeyeceğini ve dünyada Türk Padişahı kadar asil bir padişahın olmadığını söyleyerek huzurdan izin istemeden ayrılır. Kapıdan çıkarken Şah’ın askeri kaftanı arkasından getirir. Muhsin Çelebi sesini yükselterek ‘Bir Türk asla yere serdiği şeyi sırtına koymaz.’ diyerek oradan ayrılır. Muhsin Çelebi sağ salim ülkesine döner. Herkes pembe incili kaftana ne olduğunu merak eder. Fakat o bu yaptığını anlatacak kadar küçük bir insan değildir. Muhsin Çelebi elçilikten kalan malzemelerini satarak küçük bir bahçe alır. Üsküdar pazarında sebze meyve satarak geçimini sağlamaya başlar. Düştüğü bu acı durum karşısında o hiçbir zaman yaptığı fedakarlıklarından da övünmemiştir. İyi Okumalar!


7 Mayıs 2019 Salı

Semaver | Sait Faik Abasıyanık

Mayıs 07, 2019 6
Sait Faik Abasıyanık'ın Seçme Hikayelerinden oluşan ve içerisindeki farklı farklı hikayeleriyle okurlarının dikkatini çeken Semaver'i sizlere bahsetmek istedim. Eğer Semaver'i okuduysanız yorumlar bölümünden görüşlerinizi bizlerle paylaşmayı unutmayınız.

Ali nihayet iş bulmuştu. Bir haftadır fabrikaya gidiyordu. Annesi de bir iş bulduğuna çok sevinmişti. Her zamanki gibi annesinin seslenmesi üzerine kalktı. Yataktan yemek odasına kucak kucağa geçtiler. Odanın içini kızarmış ekmek kokusu doldurmuştu. Semaver de ne güzel kaynamıştı. Sabahları Ali’nin bir semaver, bir de fabrikanın önünde bekleyen salep güğümü hoşuna giderdi. Kahvaltısını yaptıktan sonra evden çıkıp duraktaki arkadaşları ile buluşurdu ve birlikte fabrikaya giderlerdi. Ali’nin annesine ölüm, komşu hanım gelir gibi geldi. Sabahları oğlunun çayını, akşamları iki kap yemeğini hazırlaya hazırlaya akşamı ediyordu. Arada bir yüreğinin kenarında bir kesiklik, bir ter, bir yumuşaklık hissediyordu. Bir sabah, daha Ali uyanmadan, semaverin başında üzerine bir fenalık gelmiş; yakın sandalyeye çöküvermişti. Çöküş, o çöküş. Ali, fabrika düdüğünün sesiyle uyanıp, yatağından fırladı. Annesini görünce, uyuyor sandı. Omuzlarından tuttu. Dudaklarını, soğumaya yüz tutmuş yanaklarına sürdüğü zaman ürperdi. Annesine sarıldı. Onu kendi yatağına götürdü. Soğumaya başlayan vücudu ısıtmaya çalıştı. Ali komşuya haber verdi. Günlerce, evin boş odalarında gezindi. Bir türlü ağlayamadı. Bir sabah yemek odasında karşı karşıya geldiler. Annesinin semaverini yemek masasının üzerinde gördü. Onu kulplarından tutarak, gözlerin göremeyeceği bir yere koydu. Kendisi bir sandalyeye çöktü. Bol bol, sessiz bir yağmur gibi ağladı. Ve o evde semaver, bir daha kaynamadı. İyi Okumalar!


6 Mayıs 2019 Pazartesi

Şahmerdan | Sait Faik Abasıyanık

Mayıs 06, 2019 6
Sait Faik Abasıyanık'ın ilk kez 1940 yılında yayımlanan öykü kitabıdır. Dört öykü ilk kez bu kitap aracılığı ile okurla buluşurken, diğer on beşi daha önce çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. Yazarın 1936 yılı Semaver ve 1939 yılında Sarnıç'tan sonraki üçüncü kitabı olan çalışmada Sait Faik Abasıyanık yine alt sınıftan bireyleri odağına alıyor ve öykülerin bazılarında klasik anlayışı bir kenara bırakıp, başı sonu belli olan bir hikaye anlatmak yerine daha çok ''gözlemlerin aktarılması'' havasında bir içerik ve üslup ile karşımıza çıkmaktadır. Eğer kitabı okuduysanız yorumlar bölümünden görüşlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.

Kitapta yer alan öykülerde ada, deniz, balıkçılar, vapur gibi ortak öğeler Sait Faik’ten bekleneceği şekilde yer alırken, yazarın insanı anlamaya çalışan ve seven yanı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bir insan güzellemesinden çok, insanı iyi ve kötü yanları, iyilikleri ve kötülükleri ile ele alan içerikleri ve sıradan insanların ayakta kalma mücadelelerindeki tercihlerini yargılamaktan çok gözlemliyor ve bize aktarıyor. Doğrudan politik öğeleri olan ve ''Bir Kadın'' adını taşıyan öyküdeki karakterlerden biri olan şaire atfedilen şu satırlar yazarın insanı sevme ve anlama çabasının göstergesi olsa gerek: ''Allah'ım, yarabbim. Ben insanları sevmek için azami gayretimi sarf ediyorum. Fakat niçin… Niçin her şey, bu yukarıda saydığım hayaletler gibi. Her şeyi iyi bulup, kapılarını bana sımsıkı kilitliyorlar?''

Kitaptaki ''Çelme'' isimli öyküsü ile halkı askerlikten soğuttuğu iddia edilerek askeri mahkemede yargılanan ve beraat eden yazarın burada yer alan on dokuz öyküsünün satır aralarında eşcinselliğinin izlerini görmek de mümkün; özellikle ''Kaşıkadası’nda'' adlı öyküde üzeri epeyce aralanan bir tavır var ve diğer birkaç öyküde de yazarın erkek karakterleri ifade ediş şeklinde izini sürmek mümkün. Doğrudan toplumsal sorunları değil, bu sorunlar karşısında alt sınıf insanlarının tavırlarını ve duygularını yansıtan öykülerin yer aldığı kitapta bu bireylerin kavgaları, öfkeleri, dostlukları, mücadeleleri ve korkuları yer alırken, zaman zaman hüzün de gösteriyor kendisini. Örneğin ''Alt Kamara'' isimli öykü, yaşlı bir adamın açık pencereden uçup gitmesini dokunaklı bir biçimde ele alıyor ve ''Çöpçü Ahmet'' te de tekrarlanan bir geçip giden dünya onu çaresizce seyretme halini aktarıyor bize. İyi Okumalar!


3 Mayıs 2019 Cuma

Kızım Olmadan Asla - Çocuk Sevgisi Uğruna | Betty Mahmudi

Mayıs 03, 2019 6
Herkese yeniden merhaba. Okuyanları büyük bir üzüntüye boğan ve bir annenin çırpınışlarını yaşayarak anlatan Betty Mahmudi'nin kitapları Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde haftalarca çoksatanlar listesinde bir numarada kaldı. Sadece Fransa’da 2 milyonun üstünde okundu. Tüm dünya bu kitabı konuştu. Hatta filmi bile bazı Müslüman ülkelerde yasaklandı. Betty Mahmudi’nin hayatı, kocası ve kızıyla İran’a yaptıkları aile ziyareti ile kabusa döndü. Artık önünde iki seçenek vardı: Ya kızını bırakıp kendi ülkesine dönecek ya da kızı için ölümü göze alacaktı.

İlk kitabı olan Kızım Olmadan Asla; İran'da tutulan Amerikalı bir kadın ve kızının hikayesini anlatıyor. Amerika'da doktorluk yapan İranlı kocası ve küçük kızı ile mutlu bir yaşam süren Betty'nin hayatı, İran'a yapılan aile ziyaretiyle kabusa döner. İran'da kocası bambaşka bir adama dönüşmüş Amerika'ya dönmekten vazgeçmiştir. Din adına uygulanan baskıların ve yasakların hüküm sürdüğü bir ülkede kızını büyütmek istemeyen Betty, ülkesine dönmenin savaşını vermeye başlar. 

İkinci kitabı olan Çocuk Sevgisi Uğruna; bir annenin sınanamadığı tek şeyin çocuğuna duyduğu sevgi olduğu anlatılıyor. Betty Türkiye'deki Amerikan Konsolosluğu'na çekilmiş Amerikan bayrağını gördüğünde sonunda güvende olduğunu düşünmüştür. Dört yaşındaki kızı Mehtap ile birlikte kocasının onlara hapis hayatı yaşatmış oldukları İran'dan ölümle burun buruna kaldıkları bir kaçıştan sağ kurtulmuşlardır. Kocasına duyduğu korkunun onu Michigan'a kadar takip edeceğini asla düşünemezdi. Amerika'ya döndüğünde kızının velayetini kendisine vermek istemeyen bir adalet sistemiyle savaşmak zorunda kalacaktır. Kızının bir gün kendisinden alınacağı ve kendisinin de öldürüleceğine dair duyduğu korkuyla yaşamak ona kendi ülkesinde de bir hapis hayatı yaşatacağı ve tek çarenin halka açılmak olduğu gerçeği ile yüz yüze getirecektir. Bu sayede sadece onun hikayesi olmaktan çıkmıştır. 

Betty artık kalbi kırık ve uluslararası çocuk kaçırma kurbanı birçok ebeveynden her yıl yüzlerce mektup almaktadır. Yüreğini koyarak onlara kendi deneyimlerini, atlatmak zorunda kaldığı tehlikeleri ve çocuklarını geri almak için bilgilendirmeye çalışmaktadır. Okuyan her insanın duygulandığı bu eşsiz kitabı herkese öneriyorum. Eğer okuduysanız da yorumlarını yazmayı unutmayın. İyi Okumalar!

Saygı uyandıran bir kitap, rahatsız edecek...