31 Mart 2021 Çarşamba

Küçük Köpekli Kadın - Bir Hekimin Yaşadıkları - Kara Keşiş | Anton Çehov

Mart 31, 2021 16

Herkese yeniden merhaba! Bugün her hafta bir klasik kitap okuduğumuz ve #anne_pandam_klasikokuyoruz etiketiyle paylaştığımız etkinliğin ikinci haftasında bu sefer durum hikayeciliğinin öncüsü olan aynı zamanda da bir doktor olan Anton Çehov'dan Küçük Köpekli Kadın, Bir Hekimin Yaşadıkları ve Kara Keşiş'i sizlere sunuyorum. Anton Çehov'dan okuduğum ilk kitaptı. İlk ve son olmayacak. Çünkü hem dil açısından hem de hikayeciliği açısından beğendiğim bir yazar oldu. Açıkçası bu analizim diğer analizlere göre daha detaylı ve uzun oldu. Ama değdi kesinlikle. Detaylara geçmeden önce eğer siz bu kitabı okuduysanız aşağıdaki yorumlar bölümünde görüşlerinizi yazmayı unutmayın. Ayrıca Anton Çehov'dan okuduğunuz başka kitaplar varsa önerilerinizi bekliyorum. Kitapyurdu'ndan sipariş verdiklerimden birisiydi. Özellikle cep boy olarak seçtim. Çünkü hiç cep boy olarak bir kitap almamıştım. Bu da benim için bir deneyim oldu. Açıkçası çok beğendim. Yazı fontu küçük değildi ve basımı kaliteliydi. Artık bunun gibi klasik kitap sipariş vereceğim zaman cep boy olarak almayı düşünüyorum. Peki sizler de cep boy kitap okumayı seviyor musunuz ya da tercih ediyor musunuz?

Kitabımızda üç hikaye birleştirilmiş. İlk hikaye Küçük Köpekli Kadın, ikincisi Bir Hekimin Yaşadıkları ve üçüncüsü Kara Keşiş. Hangisini daha çok beğendin derseniz üç hikaye de çok güzeldi. Verdiği mesajlar olsun, dili olsun bir oturuşta biten bir kitap oldu benim için. Zaten hikayelerden en uzunu Kara Keşiş idi. O da tamı tamına otuz-kırk sayfaydı. Yani diğer hikayeler biraz daha kısa. Durum hikayeciliğinin öncüsü olan Anton Çehov, olay hikayeciliğinin tam tersine hikayenin sonu açık bırakılıyor. Okurun düşünmesi sağlanıyor. Bu yüzden durum hikayecilerini sık sık okumaya çalışıyorum. Bazıları da sıkıcı olabiliyor tabii ki. Ben de bu üç güzel hikayeyi ayrı ayrı anlatmak istedim. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.

Küçük Köpekli Kadın

Küçük Köpekli Kadın olarak bahsedilen kişi aslında Anna Sergeyevna. Dmitri Dimitriç Gurov ona Küçük Köpekli Kadın olarak tasvir etmektedir. Hikaye bir aşk hikayesi. İlk defa 1899 yılında yayımlanan öykü Yalta'da başlayan bu aşk hikayesi aslında hayatı boyunca kadınlardan “ikinci cins” diye bahsetmiş bir adamın yani Dmitri Dimitriç Gurov'un aşık olmasıyla ilgili. Kahramanlarımızın ikisinin de evli ama mutsuz bir hayat sürmeleri nedeniyle birbirlerine yakınlaşmaları olay örgüsünü şekillendiriyor. Kitapta en hoşuma giden şey erkek başrolümüzün "ikinci cins" dediği gelir geçer sandığı kadınlardan birine aşık olması. Aslında bu süreç onun içinde zorlu geçiyor.

Bir Hekimin Yaşadıkları

Anton Çehov'un bir doktor olması eserlerine de yansımış. Tıp ile ilgili terimler olsun, betimlemeler olsun mesleğini eserlerine yansıtmış bir yazar. Bir Hekimin Yaşadıkları da kısa ve öz bir hikaye idi. Hikaye Lyalikov fabrikasından gelen bir telgrafla başlıyor. Başkarakterimiz asistan doktor olan Korolev, profesörü tarafından fabrikaya doğru yola çıkıyor. Fabrikalardan biraz uzakta olan yeni boyanmış bir eve doğru çağırılan doktor, Bayan Lyalikov tarafından buyur edilir. Bayan Lyalikov fabrikaların sahibi ve zengin bir kadındır. Ama bu kadının tek çaresizliği vardır o da kızının yani Liza'nın hasta olması. Ev de doktorun tahmin ettiği bir mürebbiye vardır. Onun ismi de Kristina Dmitriyevna. Bu mürebbiye hem ev işlerinde hem de kızın eğitimden sorumludur. Doktoru Liza'nın yanına götürerek durumu anlatılır. Önceki gece geçirdiği kalp çarpıntılarının artması ve annesinin bu duruma çok üzüldüğünü belirten annesi bu konuda çare bulunmasını ister. Korolev, hastaya baktıktan sonra hiçbir şey bulamaz. Kız tamamen sağlıklıdır. Doktor evden ayrılırken annesi bir gece daha burada kalmasını ister. Kalmayı çok istemese de annesinin çaresizce bakışlarından dolayı bir gece daha kalmayı kabul eder. Hikayemiz de tam bu noktadan sonra başlıyor. 

Eğer spoiler almak istemiyorsanız bu bölümü okumadan diğer hikayeye geçebilirsiniz. Korolev bu sırada hem evi hem de çevreye bir göz atar. İçine hiç sinmez bu durum. Zaten o gece de hiç uyuyamaz. Akşam yemeğinde toplanan aile ile birlikte yemek yer. Evde hiç erkek yoktur. Liza'nın babası da bir buçuk yıl önce ölmüştür ve bütün mal varlığı onlara kalmıştır. Yemek bittikten sonra herkes odalarına çekilir. Ama dediğim gibi Korolev hiç rahat olmaz. Fabrikadan gelen ürkünç sesler onu tedirgin etmeye başlar. Sıkılan Korolev hastanın yani Liza'nın yanına gider. Çünkü yine nöbet geçireceğinden şüphelenir. Yanına gittiğinde o da uyuyamamıştır. Liza, Korolev ile konuşarak içinde bulunduğu durumu anlatır. Aslında Liza hasta değildir. Onu hasta yapan şey haksız kazançtır. Fabrikada çalışanlarının bütün yükünü Liza çekmektedir. Onların sabahtan akşama kadar uyumadan çalışması ve bu çalışmanın sonucunda kazanç onu rahatsız etmektedir. Korolev'in konuşmasıyla Liza bu yükten biraz uzun kurtulmuştur.

Kara Keşiş

Konusu kısaca delilikle dahilik arasındaki ince çizgi diyebilirim. İnsanın delirmesi konusu bakımından Çehov'un Altıncı Koğuş adlı kitabına benziyor. Bu öyküde şunu sorguluyorsunuz: Normal olan ne, sıradan olmak ya da insanlığın yararı için çalışan ve deliren biri olmak, hangisi doğru? Ya da şöyle sorayım, insanlık için deli olmayı göze alır mısınız? Gerçekten düşündürücü ve bir o kadar da felsefi bir özellik taşıyan bir hikaye. Ayrıca Kara Keşiş, Lev Tolstoy'un da övgüsünü kazanan en önemli eserlerinden biridir. 

Hikaye, görkemlilik kuruntusuna kapılan vasat bilim insanı Kovrin'le ilgilidir. Bu genç adam kendisinin bir dâhi, Tanrı'nın seçilmiş kullarından biri olduğuna inanmaktadır. Kara Keşiş, bin yıl öncesinde Doğu'da görülmüş serap olarak anlatılır. Ancak bu serap, neredeyse tüm dünyayı, yansıya yansıya dolaşır ve sonsuzluğa dönüşür. Burada simgeciliğe dikkat etmenizi istiyorum. "Kara Keşiş" dediğimiz serabın sonsuzlaşması durumu, bizi ana karakterimizle bağdaştıracak olan bir tablo niteliği görür. Kısacası psikolojik sorunları olan ana karakterimiz, "Kara Keşiş" rivayetini dinledikten sonra bu serabın bin yıl sonra tekrardan ortaya çıkabileceğini öğrenir. Nitekim, çok geçmeden ana karakter "Kara Keşiş"i görür. Ve çevresi tarafından "sen gerçekten de deliymişsin!" yaftalaması almaya başlar. 

Kitabın asıl aktarmak istediği, Kara Keşiş ile Kovrin'in konuşmalarıdır. Fakat çeşitli yorumlamalara açık bir kitaptır. Kara Keşiş'i bilgin bir biri rolünde, hayatın manidar olmayışı üzerine sözlerini "deli" Kovrin'e anlatan biri olarak da ele alabiliriz. Zira Kovrin, Sartre'nin deyimiyle tam bir "bulantı" halindedir. Bu sebeple karşısına Kara Keşiş çıkar ve onunla, temelinde hayata dair konuşmalar yer alan, diyaloglar kurar. Esasında "Kovrin-Kara Keşiş" diyalogu, "Kovrin-Kovrin'in dışa vuramadıkları" haline transforme olur. Bunun bir kanıtı da, Kovrin'in ölmeden önce mutlu bir şekilde tasvir edilmesidir. Eserin başında, çok sevilip sayılan Kovrin, "Kara Keşiş" olaylarından sonra nefretle bakılan bir heriften fazlası değildir. Dolayısıyla Çehov'un yoğun psikolojik ve beraberinde felsefi olarak bütünleştirdiği Kara Keşiş, hepimizin dışa vuramadıkları şeklinde karşımıza çıkıyor. Hepimizin bir Kara Keşiş'i var. Ve hepimiz biraz değil, çok fazla deliyiz. Sürüyü takip eden akıllıdır der Çehov, bu sözleri bile tüm hikayenin özeti diyebiliriz.

Peki aralarında hangi hikayeyi daha çok beğendiniz? Hiç Anton Çehov'un bir kitabını okudunuz mu? Yorumlarda buluşalım!

Sanki tüm dünya pusuya yatmış bana bakıyor ve anlaşılmayı bekliyor... (Kara Keşiş)


Yaşamın insana verebileceği o önemsiz ya da son derece sıradan nimetler karşılığında ne kadar fazla şeyi alıp götürdüğünü düşünüyordu. (Kara Keşiş) 


Ne yabani tavırlar! Ne insanlar! Ne anlamsız geceler, ne kadar sıkıcı günler, tekdüze günler! (Küçük Köpekli Kadın) 


Daha iyi bir şey istedim, kendime farklı bir hayat tarzı olmalı dedim,  yaşamak istedim, yaşamak, yaşamak, yaşamak! (Küçük Köpekli Kadın) 


Bin beş yüz ya da iki bin kadar işçi, sağlıksız bir ortamda dinlenmeden çalışıyor. Kalitesiz pamuklar üretiliyor ve açlık sınırında yaşıyorlar. İşçilerin tüm hayatları da ceza ödetmekle, görevi kötüye kullanmakla ve adaletsizlikle geçiyor. (Bir Hekimin Yaşadıkları) 


Bizim neslimiz uykusuz, huzurumuz yok fakat çok konuşuyoruz. Sürekli haklı olup olmadığımız hakkında tartışmalara girmek istiyoruz. Ancak çocuklarımız ve torunlarımız bu durumu çoktan çözmüş olacaklar. Onlar her şeyi açık bir şekilde görebilecekler. Elli yıl içinde hayat insanlar için çok daha iyi olacak. Ne yazık ki biz o zamanları göremeyeceğiz. O günlere en azından bir göz atabilmek çok ilginç olurdu. (Bir Hekimin Yaşadıkları) 

 


28 Mart 2021 Pazar

Blogger Gazetesi | 19. Sayı

Mart 28, 2021 35



Herkese yeniden merhaba! Blogger Gazetemizin 19. sayısı da fırından çıktı. Yine birbirinden ilginç konular ve bloglarla bu haftayı da tamamladık. Hem kitap hem de blog önerileri var bu hafta. Her hafta olduğu gibi bu haftada bir önceki gazetede yorum bırakan arkadaşlarım arasından seçtim. Eğer siz de gazetede yer almak istiyorsanız sadece aşağıdaki yorumlar bölümünde yorum bırakmanız yeterli. Gazetede yer alan sevgili blog arkadaşlarım sayfaları da aşağıdaki linktedir. Şimdiden iyi okumalar dilerim. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın. Seviliyorsunuz!

25 Mart 2021 Perşembe

Bir İdam Mahkumunun Son Günü | Victor Hugo

Mart 25, 2021 20

Herkese yeniden merhaba. ''Sonunda paylaştım!'' dediğim bir yayın ile karşınızdayım. Havalar kötü olduğundan dolayı fotoğrafta çekemedim. Çünkü her ne kadar filtreler kullanırsanız kullanın güneş ışığı hiçbirinin yerini tutmuyor. O yüzden güneşli bir günde çekmeye ve yazmaya karar verdim. Instagram hesabımdan beni takip edenler bileceklerdir ki Anne Pandam'ın önderliğinde her hafta bir klasik kitap okuduğumuz bir grubumuz var. #anne_pandam_klasikokuyoruz etiketiyle okuduğumuz kitapları sayfamızda paylaşıyoruz. Eğer siz de katılmak ya da paylaştıklarımızı görmek istiyorsanız beni ve Anne Pandam'ı Instagram üzerinden takip etmeniz yeterli olacaktır.

Okuduğum en iyi klasiklerden birisiydi Bir İdam Mahkumunun Son Günü. Bunun arkasında da dururum açıkçası. Ama okuduklarım arasından seçim bu. Belki başka bir klasik geçebilir ileriki zamanlarda. Önceki yayınımında sizlerle paylaşmıştım. Kitapyurdu'ndaki ilk bitirdiğim kitap kendisi. Stephen King'e başlamadan önce klasikleri elden geçirip bitirmek istedim. Çünkü şu son zamanlarda klasik okumayı çok seviyorum. Ama bu bazı zamanlarda oluyor. Okuma istediği geliyor birkaç hafta ondan sonra klasikler beni boğmaya başlıyor. Bu boğulmaya kadar da okumaya devam etmeyi düşünüyorum. Kitaba gelecek olursak Victor Hugo'dan okuduğum ilk kitap diyebilirim. Herkes gibi ben de biraz korktum açıkçası klasik okumaktan. Ama bir yerden başlamam lazımdı. Şu an bitirmek için can attığım Babalar ve Oğullar'ın birkaç sayfası kaldı. Onun yorumu daha detaylı olacak bilginize. Şu an konuyu karıştırmadan kitabımızın konusuna gelelim.

Victor Hugo’dan okuduğum ilk kitaptı. Ve bu son olmayacağı da belli. Bir solukta okunan bir eser. Açıkçası ilk defa üzerinde uzunca düşündüğüm bir kitaptı. Özellikle de idam mahkumunun kızıyla birlikte son zamanını geçirdiği bölüm çok acıklıydı. Kızı babasını tanıyamaması, son görüşü olması... Kitapta ne zaman öleceğini bilen birinin çevresini nasıl algıladığı ve hangi içsel süreçleri yaşadığıyla edebi bir şekilde karşılaşıyoruz. Victor Hugo, aydınlanmacı hümanizmin geleneğinde, suç ile ceza ilişkisinin insansız bir mıntıkada tartışılmasının anlamsızlığına işaret eder gibidir. Onun kişisi, hayat ile ölüm arasındaki dar sınır çizgisinin üzerinde geri dönülmez bir noktada durmaktadır. Önünde bütün yolların sonu vardır: İnfaz. 

Ve bu infazdan kurtulmanın tek ihtimali vardır: Toplum vicdanından ya da yargıçlardan umabileceği merhamet.

Victor Hugo'nun romanlarında en çok kullandığı ''sefil'' sözcüğünü ilk kez bu romanda kullanmıştır. Hugo bundan yaklaşık iki asır önce idam gibi korkunç bir cezalandırmanın insanlığa faydası olmadığını fark edip toplumu bilinçlendirmek için yazmıştır ve ilk basıldığında ismini saklamıştır. O devirdeki insanların idamı zevkle izlediğini vurgulamış ve bunu eleştirmiştir. Bir insan ne kadar da büyük suç işlerse işlesin idamı hak etmediğini ve yok etme gücünün sadece tanrıya özgü olduğunu savunur. Cezayı verip insanı yok etmek yerine suçluları iyileştirmeyi öğütlemiştir. 1829 yılında verdiği bu öğütler ancak 1982 yılındaki sosyalist bir parti tarafından gerçekleştirilmiştir. Uzun lafın kısası hiç düşünmeden alıp okuyabileceğiniz ve sizi asla sıkmayacak bir klasik... 

Bir İdam Mahkumunun Son Günü, dünya edebiyatının ölümsüzlerinden Victor Hugo'nun (1802-1885) yirmi altı yaşında yazdığı bir gençlik yapıtıdır. Victor Hugo'nun içerik olarak bu romandaki amacı çok yalın, çok açık: İdam cezasının hem trajik, hem de saçma yanını göstermek. Onun büyüklüğünde onun dehasında bir yazar için böyle bir savı insan ve etik boyutlarıyla sergileyerek kanıtlamak hiç de güç değil. Ama bu romanın büyük önemi başka özelliklerinden kaynaklanıyor. Bu yapıt, birinci tekil kişi ben ile yazılan romanın ilk örneği. Daha önce böyle bir yöntem bilinmiyor. Demek ki bu özelliğiyle bir yol açıcı, bir öncü bu roman.

Eğer klasiklerden korkuyor ya da bugün ne okusam diyorsanız bu eşsiz eseri kesinlikle öneririm. Bir solukta okuyup bitirebileceğiniz bir kitap. Kitabın yayınevi bu sefer Karbon Kitaplar. İlk defa duymama rağmen kitabı basımı oldukça kaliteliydi. Hem normal hem de cep boy almıştım. Bakalım cep boyları nasıl olacak? Ama ilk izlenimim oldukça başarılıydı. Klasikleri basan birçok yayınevi var. Ama kaliteli basan çok az yayınevi var. Kalitelilerden Karbon Kitaplar da eklendi. Hiç tereddüt etmeden sipariş verebilirsiniz.

Peki sizler bu kitabı okudunuz mu? Eğer okuduysanız kitap ile ilgili düşünceleriniz nelerdir? İdamı doğru buluyor musunuz ya da Victor Hugo'nun düşüncelerine katılıyor musunuz? Yorumlarda buluşalım!

Daha çok spoiler vermemek adına yazıma nokta koymak istiyorum. Yorumlarınızı dört gözle bekliyorum. Önereceğiniz klasikler varsa onları da yorumlarda belirtebilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın. Seviliyorsunuz!

İnsanların hepsi belirsiz bir süre için ertelenen ölüm cezasına mahkumdurlar. 


İçinde bulunduğum bu umutsuz konumda bazı anlar oluyor ki insan bir saç teliyle bir zinciri kırabileceğine inanıyor.


Ölüm cezası! İşte beş haftadan beri beni varlığıyla donduran, ağırlığıyla ezen bu tek düşünceyle yaşıyorum! 


Ne yazık! Dünyada sadece tek bir varlığı sevmek, onu bütün kalbiyle sevmek ve (...) konuşurken, sizi tanımadığını fark etmek! Sadece onun tesellisine ihtiyaç duymak ve bunu yapması gerektiğinden habersiz olan tek kişi olduğunu anlamak! 


Zaten bu acılara katlanmanın en kolay yolu onları dilediğimce izleyip keyfimce tasvir etmek değil mi? Üstelik yazdıklarım belki de boşa gitmeyecek.



21 Mart 2021 Pazar

Blogger Gazetesi | 18. Sayı

Mart 21, 2021 34



Herkese yeniden merhaba. Blogger Gazetesinin 18. sayısı da fırından çıktı. Önceki gazeteler için buraya tıklayabilirsiniz. Bu hafta da birbirinden güzel bloglar gazetede yerini aldı. Film, dizi ve kitap ağırlıklı bir sayı oldu. Umarım beğenirsiniz. Her hafta olduğu gibi bu haftada bir önceki gazetede yorum bırakan arkadaşlarım arasından seçtim. Eğer siz de gazetede yer almak istiyorsanız sadece aşağıdaki yorumlar bölümünde yorum bırakmanız yeterli. Gazetede yer alan sevgili blog arkadaşlarım sayfaları da aşağıdaki linktedir. Şimdiden iyi okumalar dilerim. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın. Seviliyorsunuz!

15 Mart 2021 Pazartesi

Kitapyurdu'ndan Aldığım Kitaplar #1

Mart 15, 2021 34

Herkese yeniden merhaba. En çok sevilen ve kitap önerileri için hatırlatma görevinde olan alışveriş serimize bir yenisi daha eklendi. Bu kez başka bir siteden yaptım alışverişimizi. Bildiğiniz gibi ben daha çok BKM ve Kitapseç'ten kitap alışverişimi yapıyordum. Aslında bu alışverişimi de BKM'den yapacaktım. Fakat nedense onların sitesinde tam da o gün bir sorun vardı. Kitapları sepete koyup ödeme kısmına gelince sorun çıkıyor ve bazı kitaplar sepetten çıkıyordu. Birkaç kez denedikten sonra vazgeçip Kitapyurdu'na gittim. O gün de Kitapyurdu'nda klasiklerde büyük bir indirim vardı. Peki ben bunu kaçırır mıyım? Tabii ki de hayır! Bu alışverişte sadece benim listemde olan değil; kardeşlerim İlayda ve Aleyna'nın da listesinde olan kitaplar. Bu yüzden bazı kitapları size önermemiş ya da haber vermemiş olabilirim. Ama en kısa zamanda kitapların yorumunu sizlerle paylaşacağım.

Açıkçası Kitapyurdu diğer kitap alışveriş sitelerinden örneğin BKM ve Kitapseç'ten daha hızlı tedarik edildi. Özellikle de Kitapseç'in tedarik süresi çok uzun ve bazen kitaplar stoklarında olmuyor. Bu yüzden Kitapyurdu'ndan sipariş ettiğimiz kitaplar çok hızlı geldi. Eğer siz de yakın bir zamanda kitap alışverişiniz olacaksa Kitapyurdu'nu bir denemenizi öneririm. Tam olarak bütün siparişlerde hızlı mı onu bilemem ama bendeki tedarik süresi kısaydı. Ayrıca Kitapyurdu'nun Teslim Noktaları var. Onu da yeni keşfettim. Çoğu ilde kitap teslim noktaları var. Bu kitap teslim noktalarında eğer siz kendiniz kitabınızı almak ve kargo parası ödemek istemiyorsanız bu teslim noktalarına gidip kitabınızı siz kendiniz alabiliyorsunuz. Bence bu çok iyi bir şey. Öncelikle kargodan şikayetçi olanlar için birebir uygulama. Siparişi vermeden önce en yakın teslim noktalarından birini seçerek alışverişinizi tamamlıyorsunuz. Ondan sonrası da siz kitabınızı değil, kitabınız sizi bekliyor!

Peki Kitapyurdu'ndan Hangi Kitapları Siparis Verdim?

  • Enstitü - Stephen King
  • Çığlık Attığını Kimse Duymayacak - Stephanie Perkins
  • İskemlede Beş Ceset - Agatha Christie
  • Altıncı Koğuş - Anton Çehov
  • Bir İdam Mahkumunun Son Günü - Victor Hugo
  • Bir Alkoliğin Anıları - Jack London
  • Adem’den Önce - Jack London
  • Küçük Köpekli Kadın - Anton Çehov
Şu an Turgenyev'dev Babalar ve Oğulları okuyorum. Biter bitmez tabii ki Stephen King'in yeni çıkardığı ve çok satanlarda adını hiçbir zaman indirmediği Enstitü'yü okuyacağım. Çok merak ediyorum açıkçası. Kitap altı yüz küsur sayfa. Bakalım hangi maceraya atılacağız? Ondan sonra gördüğünüz gibi klasikler var. Aleyna'nın seçtiği kitaplar da Çığlık Attığını Kimse Duymayacak ve İskemlede Beş Ceset. Onları da çok merak ediyorum. 

Peki aralarında okuduğunuz ya da merak ettiğiniz kitaplar var mı? Aşağıdaki yorumlar bölümünden görüşlerinizi, deneyimlerinizi ve kitap önerilerinizi yazarsanız çok mutlu olurum. 

Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

14 Mart 2021 Pazar

Blogger Gazetesi | 17. Sayı

Mart 14, 2021 40

Herkese yeniden merhaba! Blogger Gazetesinin 17. sayısı sizlerle. Biraz gecikse de yayına koymayı başardım. Bu hafta da birbirinden güzel blog sayfalarını sizlere sundum. Aşağıdaki linkten onların sayfalarına ulaşabilirsiniz. Ayrıca her hafta pazar günü yayınlanan bu eşsiz gazeteye siz de katılmak istiyorsanız aşağıdaki yorumlarda belirtmeniz yeterlidir. İyi pazarlar dilerim!

Blog Savaşları

Her Renkten Bir Kitap Etkinliği

Şubat Ayı Favorilerim

Kitap Keşfi

Renkli Tırtıl

Masalsı Arazi

Deneysel Bir Soru Adam İlacı Nasıl Çalışmalı?

Siyah Su Zambakları'ndan Film Önerileri

7 Mart 2021 Pazar

Blogger Gazetesi | 16. Sayı

Mart 07, 2021 38

Herkese yeniden merhaba! Çok uzun bir aradan sonra Blogger Gazetesinin 16. sayısı sonunda çıktı. Zaman olmadığından ve bir haftayı paylaşamadığım için gerisi de gelmedi maalesef. Ama şimdi planlı olarak tekrardan yayınlamayı düşünüyorum. Çünkü Blogger Gazetesini çok beğenmişsiniz. Özellikle de Yazarix'e çok teşekkür ederim. Açıkçası bu hafta yayınlamayı düşünmüyordum ama Yazarix beni teşvik etti. Ben de özlemiştim zaten. 


Bu hafta çoğunlukla blog sayfalarını paylaştım. Gelecekteki gazetelerde yer almak istiyorsanız aşağıdaki yorumlar bölümünden yorum bırakmanız yeterli. Yorumlarınızı dört gözle bekliyorum. Ayrıca aşağıdaki linkten gazetede yer alan sayfaların linkine ulaşabilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!


Blogger Gazetesinin Diğer Sayıları

8 Dakika Tüm Seçkin Kitapçılarda!

Yazarix | Dizi Film Kitap ve Daha Fazlası

Hayat40tansonra | Gezi ve Lezzet Durakları

Aramızda Yeni Arkadaşlar | BilgiLaryum

Duygu'nun Mekanı'na Hoş Geldiniz!

Fenomenolmayangiller'den ReHiTu

Kitap Çıkartmayı Düşünenler Bu Yazıyı Okumadan Geçmesin

Kitap Biti Nedir?

4 Mart 2021 Perşembe

Kitap Biti Nedir? | Kitap Bitinden Kurtulma Yolları

Mart 04, 2021 44

Herkese yeniden merhaba. Bugün hepimizin aklına takıldığı ''Bu kitapların sayfaları neden sararmış?'' sorusunu biraz da olsa gidermeye çalıştım. Kitap biti nedir, onlardan kıymetli kitaplarımızı nasıl koruruz gibi kafaları karıştıran bütün sorular bu yazıda!

Peki kitaplarımı neden ters çevirdim? Açıkçası bu uygulamayı severek takip ettiğim Bookinstagram RüyaKitap sayesinde keşfettim. Kendisini kesinlikle takip edin. Hem kitap önerileri hem de çekilişleriyle göz kamaştıran bir kitapsever. Ben de onun sayesinde bu uygulamayı keşfettim ve sizlere paylaşmak istedim. Çünkü bu konuda birçok soru geliyordu bana. Kitaplar biraz zaman geçtiğinde sayfalarının sararması, kitapların şekillerinde değişmeler gibi fiziksel değişimleri sık sık duyuyordum. Ben de bu vesile ile sizlere bu yazıyı hazırladım. Bakalım sonuçlar nasıl olacak? Ayrıca bu uygulamayı denedikten sonra yorumlar bölümünden deneyimlerinizi de yazın. İşe yaradı mı? Kitapların sararma oranlarında değişiklikler oldu mu? Hep birlikte görürüz böylece. Bunu önceden deneyimleyen varsa aşağıdaki yorum bölümünde yorumlarınızı bekliyoruz.

Kitap Biti Nedir?

Düzenli olarak temizlenmeyen raflarda beliren kitap bitleri değerli kitaplarınıza büyük zararlar verebilir. Kitap biti nemli, sessiz yerleri seven insana zararı olmayan bir böcek türüdür ve düzenli bakımı yapılmayan kütüphanelere ve odalara evlerini kurarlar. Duvar kâğıtlarının ve mobilyaların altına, rafların derinliklerine saklanır ve ortamın uygun olduğunu düşündükleri zaman beslenmeye başlarlar.

Kitap Bitinden Kurtulma Yolları

Gözle göremediğiniz kitap bitleri, kitaplarınıza zarar verir ve sayfalarını sarartan küçük canlılardır. Senede en az 1 kez tüm kitaplarınızı ters çevirip 1 hafta havalanmalarını sağlamalısınız. Bu bir hafta çok değerli. Özellikle de kitaplığınız bir cam kenarına yakınsa bu daha iyi çünkü havalanması daha kolay olacaktır. Kitaplarınızı ters çevirdiğinizde onları daha rahat bir konumda sıralayın. Kitaplarınız sıkışık olmasın. Yoksa bu bir hafta uygulama boşuna gidecektir. Eğer herhangi bir kitabınızın sayfaları sararmış ise bu kitabı diğer kitaplardan ayırın. Ayrılmayan sayfaları sararmış kitaplar diğer kitaplarınıza da geçecektir. Yandaki fotoğrafta da gördüğünüz gibi kitaplarımı ters çevirdim ve aradaki bazı kitapları çıkardım. İkinci rafta sağ taraftaki kitap örneğin sararmış. Kitaplar sadece kitap bitinden değil kaliteli basılmayan kitaplarda bir süre sonra sayfaları sararmaya başlar. Ya da yılların getirdiği karışıklıklar kitaplara da yansır. Kitaplığımı ters çevirdiğimde gördüm ki temizliği iyi yapıyormuşum. Birkaç kitaptan başka diğer kitaplarım hala hayatta. 😄

Evinizde büyük bir temizliğe girişmeden önce kitaplığınızı ters çevirip öyle başlamanızı öneririm. Böylece kitaplığınızı da temizlemiş olursunuz. Ardından kitaplardan toz ve gözle görülmesi zor olan kitap bitleri dağılsın. Zaten kitap bitleri gün ışığı gördüğü an yere düşüp öleceklerdir. Herhangi bir ilaca gerek yoktur. İsterseniz bir gün kitaplığınızı da havalandırabilirsiniz. Araştırdığımda da kitaplıkları temizlerken temizlik suyuna çok az bir elma sirkesi ve karbonat ekliyorlarmış. Bilmiyorum etkisi ne kadardır fakat malum şu günlerde sirkeler ile iç içe yaşarken, sirkenin kokusunu bir kilometre uzaktan alabiliyorken kitaplıklar çoktan sirkelenmiştir bence. Temizlik bitince hemen kitaplarınızı yerleştirmeyin. Birkaç gün kitaplığınız hava alsın. Ondan sonra kitaplarınızı ters çevrilmiş bir şekilde kitaplığınıza yerleştirin. Kitaplarınızın arası çok sıkışık olmasın. Aralardan gerekirse birkaç kitap alın ki iyice havalansınlar.

Ters Çevrilmiş Kütüphane Keyfi

Açıkçası ters çevrilmiş kütüphane görüntüsü çok hoş. Kitapların beyaz sayfaları, temizliğin verdiği keyif anlatılamaz. Sizlerin de yorumlarınızı merakla bekliyorum. Bunu denedikten sonra yorumlar bölümünden deneyimlerinizi yazmayı unutmayın. Kitap biti uygulamasını denerken çok heyecanlandım sizlerle paylaşmak için. Kitapları ters çevirdikten sonra iyice bir temizlik sürecinden sonra kitapların rahat bir nefes aldığını gördüm. Zaten sık sık kitaplığımı temizlediğim için çok uzun sürmedi. Hızlıca yaptım bitti.

Şunu da belirtmem gerekir ki Akdeniz bölgesinde yaşadığımdan dolayı nem de fazla yaz aylarında. Bu yüzden sık sık kitaplarımı kontrol ediyorum. Bir de kitaplarımı arkaya kadar itmiyorum. Arkasında da boşluk bırakıyorum. Belki bundan da dolayı kitaplarım sararmamış olabilir. Çünkü arkadan da havalanıyordu kitaplar. Sizler de kitaplarınızı kitaplığınızın sonuna kadar itmeyin. Boşluk olsun ki kitaplar nefes alabilsin. Fotoğrafı tek bir kitaplıktan çektim. Sonuçları daha rahat görebiliriz diye. Bakalım, bunu her ay yapmayı düşünüyorum ben. Peki siz?

Tekrardan bu uygulamayı bizlerle paylaşan RüyaKitap sayfasına çok teşekkür ederim. Sayfasını da dediğim gibi kesinlikle takip edin. Çok faydalı bilgiler ve heyecanlı çekilişler mevcut. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın. Seviliyorsunuz!

1 Mart 2021 Pazartesi

Unutulmayan Kitap Alıntıları | Etkileşim Etkinliği

Mart 01, 2021 24

Herkese yeniden merhaba. Önceki yayında da dediğim gibi yepyeni etkinliklerle birlikte olacaktık. Bu da bunlardan biri. Amacımız hem okuduğumuz kitapları birbirimizle paylaşmak hem de etkileşimi arttırmak. O zaman haydi başlayalım!

Kitap okurken unutmadığınız ya da altını çizdiğiniz cümleler var mı? Bana soracak olursanız bir sürü oluyor. Öyle ki okuduğum kitapları sizlerle paylaştığım için küçük notlar da alıyorum kitabın üzerine. Özellikle de daha felsefi ve günümüze ait olan sorunlara değinildiği cümleleri kaçırmamaya çalışıyorum. Şu an okuduğum ve birkaç güne sizlerle paylaşacağım Babalar ve Oğullar'da değineceğim çok şey var. Bazı kitaplarda bu etki çok oluyor. Değineceğiniz o kadar çok şey oluyor ki. Ama bazılarında da olmuyor. Bu kitaptan kitaba değişiklik gösterebiliyor.

Konu karışmadan size iletmek istediğim asıl konu ise bu etkinliği bir etkileşim aracı olarak kullanmak istiyorum. Yani yorumlar kısmında paylaştığınız alıntının hangi kitaba ve kaçıncı sayfasına ait olduğunu yazacaksınız. İsterseniz kendi sayfanızda da paylaşabilirsiniz. Aynı mim gibi. Orada biriken yorumlarda da eğer birbirimizi takip etmiyorsak edeceğiz ve sayfasına gidip bir yayınına yorum yazacağız. Pandemi döneminden dolayı etkileşimler bir hayli dalgalanmalar oldu. Bu dalgalanmalar daha çok yeni açılan blog sayfalarında. Bu yüzden yeni gelen arkadaşlarımıza hem bir merhaba demek için hem de destek olmak için bir fırsat olabilir. Sizlerin katılımıyla çok güzel olacağına inanıyorum.

Etkinlik Süreci
  • Paylaşacağınız alıntının hangi kitaba ve kaçıncı sayfasına ait olduğunu yazmak. (Sayfasını yazmak zorunlu değildir. Fakat yazarı kesinlikle belirtin.)
  • İstersen bu yayını kendi sayfanda da paylaşabilirsin.
  • Biriken yorumlarda takip edilmeyen blogger arkadaşlarımızı takip etmek ve onların sayfalarına giderek son yayınına yorum bırakmak.
  • İsteyen herkes bu güzel etkinliğe katılabilir.

Süreci de açıkladığıma göre gelelim benim alıntılarıma. Yorumlarınızı dört gözle bekliyorum. Ayrıca önceki yayınıma soracağınız sorular varsa yazabilirsiniz. Birkaç gün sonra onu da ''Sıkça Sorulan Sorular'' çerçevesinde paylaşmayı düşünüyorum. Aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın. Seviliyorsunuz!


Deli olmak, düşünceleri iletmekten aciz olmak demek. Sanki yabancı bir ülkedesin, çevrede olup biten her şeyi görüyor, anlıyorsun ama istediğini anlatmaktan, dolayısıyla da yardım bulmaktan umutsuzsun çünkü orada konuşulan dili bilmiyor, anlamıyorsun. (Veronika Ölmek İstiyor - Paulo Coelho)


Peter F. Drucker'in sevdiğim bir sözü vardır; 'On dokuzuncu yüzyıla kadar, hiç sona ermeyen zorlu görev, insan soyunun ve çevresinin doğal etkenlere karşı korumasıydı. Ama bu yüzyılda yeni bir ihtiyaç doğmuştur: Doğayı insana karşı korumak.' sözü gerçekten de gerçekleşmekte. İşte bu bir savaş. İnsan ve Doğa'nın savaşı.” Söyledikleriyle beni büyülemişti. Yerden göğe kadar haklıydı. Bu, insanoğlunun bitmeyen savaşıydı. (8 Dakika - İrem Can


Osmanlı, Sanayi Devrimi'ne ayak uyduramadığı için koca bir imparatorluk kaybedildi. Ancak önümüzde yeni bir süreç var. Türkiye Cumhuriyeti bu süreçte geri kalmamalıdır. Bilimde, teknolojide, tarımda bu yeni sürece ayak uyduramazsak, Cumhuriyetimizin büyük bir tehditle karşı karşıya kalabilir. sy. 38 (Zeugma Darbesi - Adnan Gökçe)


Shakespeare'in o kutsal replikleri! Hoş ve duygusal replikler! (Unutulmuş Düşler - Stefan Zweig


Olur, bazen olur... İnsan dedikleri mahlukun, içinde neler kaynaştığını biliyor muyuz? Öyle anlar olur ki, en ummadığımız adam en beklemediğimiz şeyleri yapabilir. (Sırça Köşk - Sabahattin Ali