30 Eylül 2019 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri #5

Eylül 30, 2019 14
Herkese yeniden merhaba. Bu haftanın ağaç ev sohbetleri de başlıyor. Sohbetlerimizin 5. haftasındayız. Ne kadar da hızlı geçiyor değil mi? Zaman su gibi akıp gidiyor. Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! İyi Okumalar...

Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Taha' nın da dediği gibi bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Önceki haftanın yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Bu haftanın konusuna gelecek olursak, içimizi yumuş yumuş yapacak, haftanın stresini atmak ve bomboş kağıtlara biraz yazı yazarak içimizi döküyoruz. Bu haftanın sorusu şöyle: Hayatınızda sevdiğiniz ve şükrettiğiniz şeyler, sizi gün içerisinde mutlu eden küçük detaylar nelerdir?

Hayatımda birçok şeye şükrediyorum. Bu hayatta en önemli şey sağlıklı olmak. Ailemi, arkadaşlarımı, öğretmenlerimi ve özellikle SİZLERİ çok seviyorum. Ve iyi ki sizlerle birlikteyim. Hayat çok acımasız ve beş saniye sonra ne olacağımızı bilmeden yaşadığımız için bulunduğumuz konuma şükretmeliyiz. Gelelim beni mutlu eden küçücük detaylara... 

Mutlu olmak dünyanın en güzel duygularından birisi bence. Ben genel olarak, arkadaşlarımın söylediğine göre, çok gülen yani mutlu birisiyim. Neden olmasın ki? Ama bazen bu durum sorgulanıyor. Neden hep yüzün gülüyor ya da hiç mi üzücü bir durumla karşı karşıya kalmadın? İnsanlar maalesef bu dönemde mutlu insan gördüğünde şaşırıyor. Evet, yaşadığımız dönem, ekonomi derken hayatın olumsuzluklarına gömülüyoruz. Fakat ben bardağın bir diğer tarafından bakanım. Evet, bugün senin için hiç iyi bir gün olmamıştır ya da üzücü şeyle yaşamışsındır. Fakat hayat üzülmek için çok kısa. Benim en mutlu eden küçük şey kütüphanede zamanımı geçirmek. Özellikle sessiz oluşu sanki kitaplarla konuşmamızı sağlıyor. Gerçi ben de öyle. 

Ya da spor yapmak çok mutlu ediyor beni. Voleybol oynadığımda takım ruhuna hakim oluyorsunuz ve savunmada olsanız bile bir film izliyormuşsunuz gibi size keyif veriyor. Mutlu olmak için zengin olmak gerekmez. Bana iki seçenek sunsalar; ömrün boyunca zengin ve mutsuz olarak mı yaşamak yoksa fakir fakat mutlu bir yaşam mı derseler ben mutlu olmayı seçerim. Neden mi? Çünkü mutluluk parayla satın alınamaz. Sizi mutlu eden küçük detayları gözden kaçırmayın derim. Çünkü bu dönemde mutlu olmak biraz zor gibi. Önemli olan içinizdeki çocuğu öldürmemek. Haydi herkes Mutlu Olmaya...

27 Eylül 2019 Cuma

İlk Kitabımı Yazıyorum!

Eylül 27, 2019 38
Herkese yeniden merhaba. Evet, bu duyurumu beni takip eden birçok arkadaşım merak ediyordu. Aslında daha bitmedi. Yazmaya hala devam ediyorum. Fakat sizlerin tavsiyelerine ihtiyacım var. Bu konuda tecrübe sahibi birisi değilim, bundan dolayı sizlerden de yardım alarak ilk kitabımı yayınlamak istiyorum. Aslında son üç-dört yıldır kitap yazmayı düşünüyordum. Fakat kendimi hazır hissetmiyordum. Bir konu bulmak ve bu konunun kolay bir yerden yazarak ilerlemek istemiyordum. Bir de ilk kitabım olduğu için çok heyecanlıyım. Bu kitabın görselini ben hazırladım. Sizlerin fikirlerini merak ediyorum. Görüşlerinizi, önerilerinizi ve bu zamanda neler yapacağımı ya da yapmam gerektiğini yazarsanız çok memnun olurum. 

Kitabımda daha 5. bölümdeyim. Gerçekten kitap yazmak çok yorucu bir işmiş. Yazarken ilerideki olayları da birleştirmek için neler yaptım. Galiba kitabı tam olarak bitirmek için beş ya da altı ayı vardır, belki daha fazla. Bu ilk bölümleri geçsem çok hızlı gider. Fakat hem okulum hem de yakında başlayacak stresli günleri hiç saymıyorum. Ama en kısa zamanda sizlerle buluşturmak istiyorum. Bu konuda maalesef cahilim. Eğer aramızda kitap yazmış birisi varsa benimle iletişim kurmasını çok isterim. Dediğim gibi bu konuda tecrübeli biri asla değilim. 

Kitabımdaki karakterler konusunda çok ikilemde kaldım. Bu konuyu sizlerle de sormak istedim. Karakterler yabancı mı olsun? Kitabımın konusundan dolayı beni daha çok yabancı karakterlere doğru yönlendiriyor çünkü. Konusu ise biraz bilim kurgu diyebiliriz bence. Güneş ile ilgili bir makale yazmıştım. Orada şöyle yazıyordu: Eğer bir gün Güneş yok olursa bunu 8 dakika sonra gerçekleşeceği yazıyordu. Yani gökyüzünde baktığımız Güneş 8 dakika öncesine ait. Ben de bu bilimsel konuyla yola çıkarak başlığına 8 Dakika koymaya karar verdim. Baş karakterimiz ve çevresi hatta insanlığı eğer bir gün Güneş birdenbire kaybolursa neler olacağını, daha doğrusu insanlığı nasıl etkileyeceğiyle alakalı bir kurgu dizisi. Kitabın ilk sayfalarından son sayfalarına kadar insanlığın nasıl yok olduğuna şahit olacaksınız. Ve bu şahitliği baş karakterimizin tasviriyle gerçekleşecek. 

Fazla spoiler vermek istemem, beni biliyorsunuz. Eğer konusuyla ilgili önerileriniz varsa yorumlar bölümünden bizlerle paylaşmayı unutmayın. Sizlerin yorumlarıyla kendimi daha çok geliştiriyorum. Eğer bir eksiğim varsa düzeltiyorsunuz. İyi ki varsınız! Sizlerle ilk kitabımı paylaşmayı çok istiyorum. Ve bunun için çok uğraşıyorum. Çünkü bugünkü Wattpad gibi saçma sapan yazarların dolması beni çok üzüyor. Hep aynı konular; zengin kız, fakir oğlan gibi... Ama ben sizlere hem bir şeyler katmak hem de kendimi bu alanda yeni kitaplarla taçlandırmak istiyorum. Daha ilk kitabım, ileride çok uzun bir yolum var. Ama bu yolu tek başına yürümek istemiyorum. Şimdiden herkese çok teşekkür ederim.

26 Eylül 2019 Perşembe

İlham Mimi

Eylül 26, 2019 22
Herkese yeniden merhaba. Ve yeni bir mimle sizinleyim. Taha Akkurt' un ve Edischar' ın yapmış olduğu mimi ben de yanıtlamak istedim. Çünkü mim içerisindeki sorular çok güzel ve size farklı bir bakış açısıyla bakmayı sağlayacak. Bu mim aslında Taha' nın bize, canının sıkkın olduğu ve motivasyonunun düştüğü şu sonbahar günlerinde, ilham almak ve fikirlerimizden yararlanmak için güzel mim hazırlamış. Ben de bu mimdeki sorulara en içten cevaplar vermeye çalıştım. Çünkü bazen hepimiz bu ikilemlerde kalabiliriz. İşimizden, okulumuzdan ya da her şeyden soğuyormuş gibi hissedebilirsiniz. Bu hissi hepimiz yaşarız. Çünkü her insan mükemmel değil.

Sizin de ilginç, veya yanıtlarımı merak ettiğiniz mimleriniz veya sorularınız varsa yorumlar bölümünden ya da iletişim bölümünden yazabilirsiniz. Sorularınızı merakla bekleyeceğim... Bu mimi gören herkesi mimliyorum. Hadi mimimize başlayalım!

1) Hayatınızda şikayet ettiğiniz şeyler nelerdir?
Hayatımda çok şeyden şikayetim var, isyanım var. Ben bir öğrenci olarak eğitim sistemininden, ulaşımdan, insanlıktan kısacası her konuda. Bir de olaylara tanık olduğumda kendimi kaybediyorum. Uzun lafın kısası her şey...

2) Rutine girdiğinizi fark ettiğinizde ne yaparsınız?
Rutine girdiğim zamanlarda kendimi daha çok hobilerime doğru yönelirim. Voleybol ve atletizmle uğraştığım için sık sık antrenmanlara giderim ya da kitap okurum. Kısacası hayatı gidişine bırakırım...

3) En son yaptığınız önemli değişiklikler nelerdir?
En son yaptığım büyük bir değişiklik yok fakat geceleri kitabımı yazmaya devam ediyorum. Kitabımla alakalı her türlü bilgiyi en kısa zamanda sizlerle paylaşmak için çok heyecanlıyım. Hayatımı şekillendirmeye başladım. Seçeceğim meslek, bu yolda önemli bir etkendi.

4) Motivasyon olarak düştüğünüzde sizi ayağa kaldıran, size ilham veren şey nedir?
Sporla ilgilenmek, tuval çalışmalarına katılmak, kitap okumak ve yazmak, blog sayfamda içerikler paylaşmak bana motivasyon veriyor. 

5) Hayat mottonuz nedir?
Hayat çok hızlı akıyor. Bunun için zamanını, anını, sevdiklerini yalnız bırakma. Boş ver kulak asanlara. Sen, kendin ol. Sadece anı yaşa...

24 Eylül 2019 Salı

Karmaşık Duygular | Stefan Zweig

Eylül 24, 2019 24
Herkese yeniden merhaba. Serilerden devam ediyorum. Evet, arada bir aksaklık oldu, bunu en çok da Zinciri Kırma takvimim de gördüm. Ama son hızla devam ediyoruz. Yine bir Stefan Zweig klasiklerinden Karmaşık Duygular. Artık ne denilebilir ki... Tek kelimeyle İNANILMAZDI! Kısa fakat etkileyici serilerinden birisiydi. Özellikle Stefan Zweig okuyorsanız karakterler size çok yakın gelecektir. Bilmiyorum fakat karakterler sanki arkadaşımız üzerinden veya tanıdığınız herhangi birinin kopyası gibi. Eğer bu kitabı okuduysanız yorumlar bölümünden görüşlerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz. İyi Okumalar!

Genç bir üniversite öğrencisinin hocasına duyduğu ve gitgide saplantılı bir hal alan hayranlık, hocasının sırrını öğrenmesiyle, yerini karmaşık duygulara bırakacaktır. Stefan Zweig insani duyguları büyük bir ustalıkla çözümleyebilmesini keskin gözlemciliğine ve psikolojik derinliğine borçludur. Benzersiz maceralar, büyük sırlar, marazi saplantılar, duygusal ikilemler ve gerilimler, bu sayede çağları aşarak, her devrin okuruna hitap edebilen anlatılara dönüşür. Bu derlemedeki novella ve öykülerinde de, duygudaşlığı elden bırakmadan insan doğasının en iyi ve en kötü yanlarını gözler önüne serer. Bunlar sevgiye, ölüme, yitirilen ve yeniden canlanan umuda, yeniden kazanılan inanca, gençliğe ve insanın kendini keşfine dair yapıtlardır.

Bazıları onun sağırlaştığını düşünüp söylediklerini yüksek sesle tekrarladılar. Fakat sorun bu değildi, kendi iç dünyasında kaybolup gidiyordu.

Şu anda odasında yapayalnız, düşünmeye devam ediyor ve ona kulak veren sadece şu fısıltılarla dolu, herkesi dinleyen, ama kimseyi avutmayan gece. 

23 Eylül 2019 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri #4

Eylül 23, 2019 13
Herkese yeniden merhaba. Bu haftanın ağaç ev sohbetleri de başlıyor. Zaman su gibi akıp gidiyor. Bu haftayla beraber dördüncü kez sizlerle birlikte, sorunlarımızı, görüşlerimizi dile getiriyoruz. Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! İyi Okumalar...

Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Taha' nın da dediği gibi bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Önceki haftanın yazılarına buradan ulaşabilirsiniz. 

Evet! Beklenen an geldi. Bu haftanın tartışma konusunu Kaystros Thyra belirledi. Onun blog sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Sorusu şöyle: Özgür olduğunuzu düşünüyor musunuz? Özgürlük sizin için ne anlam ifade ediyor? Size göre özgür olmanın sınırı nedir?

Evet soru çok net ve basit. Bana göre özgür değiliz, hiçbir zamanda olmayacağız. Neden mi? Çünkü özellikle ülkemizde özgür kelimesi bence kullanılmıyor. Özgür kelimesinin anlamına buradan ulaşabilirsiniz. Özgür olmak bana göre herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta bağlı olmayan, serbest, hür demek. Evet bu zamanda özgür olabiliriz, fakat nasıl bir özgürlük orası pek açık değil. Özgür olmak her aklına gelen şeyi söylemek değildir fakat düşünce özgürlüğü fazlaca kısıtlanmakta. Düşünce özgürlüğü olmayan bir ülkede özgürlük kavramının ne demek olduğunu maalesef tartışamayız. Gerçek şu ki biz farklı görüşlerden korkuyoruz. Eleştirmekten, eleştiri almaktan çekiniyoruz. Neden? Çünkü korkuyoruz. 

Düşünce özgürlüğünün olmadığını Twitter üzerinden anlayabiliriz bence. Herkes takma isimlerle, konumunu ikide bir değiştirerek sistemi veya bir kişiyi eleştirmeyi bu yollardan yapabiliyor. Aman bana bir şey olmasın, aman başımıza bir şey gelmesin diye. Gerçekten çok acı bir durum bence. İnsan düşündüğünü açıklayamıyorsa özgürlük ne ki? Sadece bir kelime... 

21 Eylül 2019 Cumartesi

Huzur İçinde Uyu Güzel İnsan!

Eylül 21, 2019 18
7 Aralık 2018. Bu güzel insanı tanıdığım tarihti. O kadar neşeli, çılgın birisini ilk defa tanık olmuştum. Beni en çok da onu takip etmesini sağlayan özelliği ise savaşçı bir kadın olmasıydı. Evet belki şu an aramızda yok fakat yaptıklarıyla, söyledikleriyle yaşamaya devam edecek. 

YouTube' da videosuna rastlamıştım. İşte o zaman bu güzel insanı tanıdım. Söyledikleri içten ve yaşadıkları beni o kadar çok üzmüştü ki... Ama şu an karşımda duran bir Iron Woman olduğunu ve bu hayatta hiçbir zaman sizi hayatınızdan vazgeçirtecek kadar önemli olmadığını öğrendim. Evet Neslican' dan çok şey öğrendim. Onu her yerden takip ederek yaşamına dahil oldum birçoğumuz gibi. Onun videolarını, sözlerini hiçbir zaman unutmayacağım. Çünkü o sadece bir bacaktan ibaret değildi. Çok daha fazlasıydı. Evet sol bacağını kaybetmiş olabilirdi, fakat o hiçbir zaman pes etmedi. Savaştı. Ben sadece onu videolarıyla tanıdım. Yaşadığı zorluğu, kemoterapilerin acılarını belki tatmadım fakat benim için bir yaşama amacımızı sorgulattı. Belki bedeninizi sevmiyor olabilirsiniz, belki de boyunuzu... Ama Neslican, boyunuzu, kilonuzu, saçlarınızı sevin dedi. Hatta benim için sol bacağınızı da sevin dedi. Bu kısacık ömrüyle bile kanserle savaşan insanlara umut ışığı oldu. Evet daha çok yaşamak, dünyayı gezmek istiyordu. Keşke bunların hepsini yapabilseydi. 

Hayat gerçekten çok kısa. Ne zaman ömrümüzün biteceğini, bize neler olacağını maalesef bilemiyoruz. Fakat bir şey biliyoruz ki bu kalan ömrümüzle yapabileceğimiz her şeyi yapalım. Çünkü Neslican bize bunu öğretti. Evet 4. kez kansere yakalanmıştı fakat bu illet uğruna bir bacağını kaybetmişti. Vazgeçemezdi, etmedi de... Kanserle savaştı, hayatını ele almasını, onun kazanmasını istemiyordu. Kimse istemiyordu! Güzel insan, belki beni duyuyorsundur; iyi ki vardın, varsın... Ben sadece seni videolarınla tanıdım fakat benim ablam oldun. Her şeyim oldun! Keşke daha fazla yaşabilseydin, keşke o güzel gülümsemenle bize yine ''Merhaba!!!'' diyebilseydin. Keşke... Seni asla unutmayacağım, unutmayacağız GÜZEL İNSAN...

20 Eylül 2019 Cuma

Kütüphane Sorunları

Eylül 20, 2019 13
Herkese yeniden merhaba. Karşınızda başka bir etkinlikle karşınızdayım. Bunun gibi etkinlikler günlük hayatımızda yaşadığımız sorunları dile getirmek için en iyi ortam diyebiliriz bence. Evet, bugün kütüphanelerden bahsedeceğiz. Biliyorsunuz ki maalesef ülkemizde kütüphane çok az hatta yok bile denilebilir. Çoğu kişi bu durumu teknolojinin gelişmesinden olduğunu söylese bile ben bu durumu acınılası olarak görüyorum. Sizlerin de görüşlerinizi çok merak ediyorum. Yorumlar bölümünden yaşadığınız bir olayı veya görüşlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.

Kütüphane sayısı az olduğundan var olan kütüphaneler de yeterli olmuyor. Aradığınız bir kitabı ya da ders için gerekli olan birçok kitabı bulamıyorsunuz. Önceki yazımda bir kütüphane gezisi yapmıştık. O yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Tamam kütüphane çok güzel ve geniş bir alana sahipti. Fakat nedense en çok okunan kitapların ciltleri yıpranmış ve kitaplarının yerleri karışmıştı. Ama az okunan kitaplar yeni çıkmış gibiydi. Oradayken Stephen King' in bir romanını elime aldım. Sayfaları geçtikçe içim ciz etti. Sayfalar ya yırtılmış ya da yazılar yazılmıştı. Neden??? Sadece bu kütüphaneye demiyorum, birkaç hafta önce de gittiğim ve sizlerden gelen mesajlar üzerinden bu yazıyı yazıyorum. Blog sayfamı takip eden bir arkadaşım gittiği bir kütüphanenin fotoğrafını bana attı. Dediğim gibi kütüphane muazzamdı fakat en çok okunan kitaplar yıpranmış ve birçok kitabın yerleri de karışmıştı. Polisiye gerilim rafında kişisel gelişim kitapları mı dersiniz... 

Okumuyoruz, bunu hepimiz biliyoruz. Fakat okuyanlara da saygı göstermek lazım. Almanya' da gittim bir kütüphane vardı. O kadar düzenliydi ki anlatamam. Sadece Alman yazarlar da yoktu. Her ülkeden yazarların kitapları bulunuyordu. Sessiz, sakin ve bir o kadar da düzenli bir kütüphane görmemiştim. Fakat bizlere gelecek olursak bunu görmek imkansız gibi bir şey. Bu durum ayrıca okul kütüphaneleri içinde aynı bir sorun. Bu bilinci okulda öğretmezsek bunu gibi sorunlar tabi yaşarız. Ama maalesef okullarda kütüphane gibi bir bölüm yok ki. Çocuk nereden bilsin? Kütüphane diye bir oda açmışlar fakat odada kitap dışında her şey var! Özellikle bunun gibi durum karşısında çok üzülüyorum. Birçok dolabın içinde sıkışmış kitaplar... Aziz Nesin' in kitabında dediği gibi '' Biz Adam Olmayız.''

18 Eylül 2019 Çarşamba

Ağaç Ev Sohbetleri #3

Eylül 18, 2019 26
Herkese yeniden merhaba. Ağaç Ev Sohbetlerimize son hızla devam ediyoruz. Üç hafta boyunca neler konuştuk, neler yaptık... Bu etkinlikle beraber hem güncel haberleri hem de konuşmak istediğimiz fakat bir türlü fırsat gelemeyen konulara değiniyoruz. Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız bir katılın derim!

Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Taha' nın da dediği gibi bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Önceki haftanın yazılarına buradan ulaşabilirsiniz. Sonraki hafta için soru önerim; Ülkemizde ve dünyadaki birçok ülkede engelli insanlara karşı savaş hakkında neler düşünüyorsunuz? Şehirlerdeki bencillik ve sosyal yaşamı kısıtlayan engeller sizi de rahatsız ediyor mu?

Evet, gelelim bu haftanın konusuna: Yaşadığınız şehrin  veya memleketinizin sevdiğiniz ve sizi oraya bağlayan özellikleri nelerdir? Şehrinizde gitmeyi tercih ettiğiniz yerleri, meşhur yemekleri ve bir gün uğrarsak bize önerebileceğiniz aktiviteleri tanıtır mısınız?

İlk olarak ben Eskişehirliyim. Tabi ki Eskişehir' de gezilecek çok yer var. Özellikle müzeleri ve kütüphaneleri sizlere öneririm. Taha Akkurt' un da Eskişehir' i paylaşmış. Onun ki daha ayrıntılı ve çok güzel bir yazı olmuş. Yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Eskişehir şuana kadar gezdiğim -memleketim diye övmüyorum- en güzel şehirlerden biri. Boşuna üniversite şehri demiyorlar. Nüfusu genç ve dinamik. Kesinlikle gitmenizi öneririm. Tabii Eskişehir deyince insanın aklına çiğ börek gelir. Oradayken Papağan Çiğ Böreğine gitmenizi kesinlikle tavsiye ederim. Ellerinizi yiyebilirsiniz. Ayrı yeten gece hayatı da çok neşeli. Oradayken tanıdığımız birisinin barı vardı. Gerçekten bir gittiğinizde oraya da uğramayı unutmayın. Sözün kısası anlatılmaz gezilir...

Gelelim yaşadığım şehre... Ben Alanya' da yaşıyorum. İklimi gerçekten inanılmaz. Eskişehir' deki gibi soğuk hava yok. Kıştayken bile havanın en düşük sıcaklığı 18 oluyor. Bu yüzden burasını seviyorum. Özellikle Alanya' nın bir gün doğumuna ve gün batımını inanılmaz. Ayrıca Toros Dağları' na bir yürüyüş yapmanızı tavsiye ederim. Alanya' da yaz demek; sahil, güneş ve kitap üçlüsüyle devam eder. Havası, suyu bana göre bambaşka. İnsan alışınca vazgeçemiyor...

Ayrıca sadece Alanya' ya yı değil ayrıca Gazipaşa' yı da tercih ederim. Kesinlikle o güzel koyları ve o güzel insanlarla iç içe olmak çok güzel. Oradaki koylara gittiğinizde gerçekten de denize girmiş olduğunuzu fark edeceksiniz. Çünkü maalesef toplu plajlardaki deniz kirliliğinden dolayı yüzemiyorsunuz. Her yer insan dolu. Fakat Gazipaşa' daki koylar tertemiz ve balık kaynıyor. Her türden balıkla tanışmanız mümkün. Sıradaki Ağaç Ev Sohbetlerini merakla bekliyorum! İyi Gezmeler...







17 Eylül 2019 Salı

Doğum Günüm Kutlu Olsun!

Eylül 17, 2019 30
Bugün günlerden 17/09/2019. Tam 17 yıl önce canım ailemin ilk göz bebeği olarak dünyaya geldim. Teoman' ın da dediği gibi '' Daha 17' ymiş.'' şarkısıyla günümü kutluyorum. :) 17 yaşımdayım fakat ruhum daha 1 yaşında. Yıllar o kadar hızlı geçiyor ki anlayamıyorsunuz. Önceki doğum günlerimi hatırlıyorum, büyümek için can atıyordum. Fakat şimdi o istediğim yok. Aksine daha da küçülmek istiyorum. Büyüdükçe sorumlulukların, hayata bakış açın, düşüncelerin neler sayarsanız sayın değişiyor. Daha iki gün önce yaptığım davranışı beğenmediğim oluyor. Ya ben neden öyle dedim gibi. Pişmanlıklarım da oldu olmadı değil, fakat iyi ki de yapmışım dediğim olaylar da yaşamadım. Blogger' a başlamak gibi. 2017 yılından itibaren sizlerle iletişim kuruyorum, yeni insanlar tanıyorum, kendimi geliştiriyorum ve en önemlisi tecrübe sahibi oluyorum. İyi ki de Blog hayatına başladım. Sizler gibi güzel insanlar tanıdım. Umarım bunu uzun bir süre devam ettirebilirim.

Dediğim gibi insan değişiyor. Hem ruhsal hem de bedensel olarak. Evet 17 yaşındayım fakat dünyayı anlayacak bir yaşta değilim. Demek istediğim dünya çok acımasız bir yer. Özellikle de bu gibi durumlara karşı karşıya kaldığınızda veya haberleri izlediğinizde de görürsünüz. Beş lira için birbirini öldürenler mi dersiniz, üç kağıtçılık mı dersiniz bilemem. Daha çok şeyler sayabiliriz. Çünkü burası dünya değil mi? İnsanoğlu kendini diğer canlılardan üstün olarak görmesi veya diğer insanlardan üstün görmesi geri döndürülemez bir ego tutkusudur. İşte insan bu yüzden büyümek, dünyayı ve insanları ne kadar acımasız olduğunu bilmek istemiyor. Yıllar geçtikçe, gerçekleri görebiliyorsun. Arkadaşlarının gerçek yüzünü veya o kesinlikle öyle şeyler yapmaz dediğinin kişi her şeyi yapar. Bu gibi durumlardan da ders çıkarak hayatına bir tecrübe kazandırırsın. Ya iyi ya da kötü. Fakat biliyorum ki dünyada iyi insanlar da var. Örneğin sizler gibi. Birbirimizi tanımasak bile aramızdaki konuşmalar, desteklerimiz bizi biz yapan özelliklerimiz. Değil mi?

Kısacası demek istediğim hangi yaşta olursanız olun, yaş sadece bir sayıdır. Olgunluk senin tercihindir. Evet 17 yaşındayım fakat bu sadece bir sayıdan ibaret. 1 ve 7. Fakat yıllar çok hızlı geçiyor. Bu yüzden sevdiklerinize zaman ayırmayı, onları üzmemeye dikkat edin. Çünkü yıllar maalesef geri gelmiyor. Seneler akıyor, akıyor ve akıyor... Sizleri çok seviyorum. İyi ki varsınız!

14 Eylül 2019 Cumartesi

Bir Kalbin Çöküşü | Stefan Zweig

Eylül 14, 2019 11
Herkese yeniden merhaba. Stefan Zweig serisi son hızla devam ediyor. Bu eser de inanılmazdı. Ne denilebilir ki. Anlatılmaz okunur bence. Klasiklere başlamayı düşünüyorsanız ve karar veremiyorsanız size kesinlikle Zweig' la başlamanızı tavsiye ederim. Hem dili ağır değil hem de etkileyici tasvirleriyle sizi sarıp sarmalıyor. Peki siz şuan neler okuyorsunuz? Eğer bu eşsiz eseri okuduysanız yorumlar bölümünden görüşlerinizi, tavsiyelerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz. Sizleri çok seviyorum, bol okumalı günler diliyorum...

Bir Kalbin Çöküşü, Stefan Zweig’ın psikolojiye duyduğu yoğun ilgiyi yansıtan öykülerinden biridir. İnsan ruhunun en karmaşık duygularından biri olan tutkuyu olanca canlılığıyla dile getiren Bir Kalbin Çöküşü, ruh ikizini Lev Tolstoy’ un unutulmaz kahramanı İvan İlyiç’ te bulduğumuz yaşlı bir adamın, Salomonsohn karakterinin ailesinden ve yaşamdan uzaklaşmasını öyküler. Zweig’ ın en beğenilen öyküleri arasında yerini alan Bir Kalbin Çöküşü şüphe, korku ve nefretle ölüme sürüklenen baba Salomonsohn’ un psikanalizi olarak okunabilir. Salomonsohn' ın gözünde yalnızca bir nesneye, bir yüke dönüştüğünü hissetmektedir. Yaşlı adamın kaygıları paranoyaya dönüşecek ve artık kalbi çöktüğünde, her şeyin farkına varacaktır.

Kendisi ve geçmişi arasındaki kapıyı açıp gürültülü bir şekilde kapattı.

Sonunda varlığının gereksizliğini o da fark etti ve hiç gelmemeye başladı. 

Şükürler olsun, artık sona yaklaşıyordu. Ölüme doğru ağır ağır ilerliyordu; asıl güzel olan şey vardı sırada; o da Ölüm!

12 Eylül 2019 Perşembe

Kitap Kurtlarının Takıntıları

Eylül 12, 2019 20
Herkese yeniden merhaba. Farklı bir konuyla tekrar birlikteyiz. Bu haftaki konumuz kitap kurtlarına gelsin! Kitap okumayı çok seviyor ve kitaplarınızı özenle koruyorsanız bu konuya hakimsiniz diyebilirim. Çünkü bu yazımda biraz da içimi dökmüş olacağım. Çoğu kişi bu yazıyı okuduktan sonra rahatlayacağına eminim. 16 tane maddeyle sizlere sundum. Daha neler vardı da uzun olmasın diye kısaltarak paylaşmak istedim. Eğer siz de bu 16 madde içerisinde yaptığınız veya gıcık olduğunuz durumlar varsa yorumlar bölümünden bizlerle paylaşabilirsiniz.

Bu gibi etkinlikleri daha sık yapmamı istiyorsanız yorumlarda belirtebilir ayrıca konuyu da siz seçebilirsiniz. Konuşmak istediğiniz veya aklınıza takılan soruları yanıtlayacağım bir etkinlikle sorularınızı yanıtlayabilirim. Ayrıca Ağaç Ev Sohbetleri' ne de katılabilirsiniz. Her hafta yeni ve güncel konularla ağaç evde buluşmak üzere. İyi Okumalar!

İyi bir kitap kurdu musunuz? Cevabınız evet ise aşağıdaki takıntıların bir kısmı sizde de vardır sanırım... Ben de hepsi var! 

1) Okumaya ara verilen yeri hatırlamak için ayraç kullanmak yerine kitapların sayfa kenarlarının kıvrılması.
2) Ödünç verdikleri kitabın kimi yerlerinin altı çizilmiş olarak geri gelmesi.
3) Kitaplığa yerleştirilen kitapların boyuna ya da türüne göre değil de yan yana rastgele dizilmiş olması.
4) Kitaplarının yanında bir şeyler yenilip içilmesi ve dökülmesi.
5) Büyük bir hevesle aldıkları kitabın bariz bir şekilde kötü çeviri kurbanı çıkması.
6) Kitabın cildinin kötü olup zamanla sayfalarının ayrılması.
7) Kitabın güneşte kalıp kapağının ve sayfa kenarlarının solması.
8) İmla hatalı, eksik bölümlü ve kalitesiz korsan kitapların satılması.
9) Aynı yayın evinin kitaplarının farklı boyutlarda ve tasarımlarda basılması ve bu yüzden kitaplıkta 
kendilerine ayrılan yerde bir bütünlük oluşturamamaları.
10) Aynı yazarın başka başka yayın evlerinden farklı tiplerde ve tasarımlarda kitaplarının çıkması.
11) Aynı yazarın bazı kitaplarının kapakları ciltli olurken bazılarının ciltsiz olması.
12) Kitap ödünç isteyip bir türlü geri getirmeyen arkadaşlar.
13) Sevdiği yazarın yayın evi değiştirmesi ve tasarımı değişen yeni kitabın kitaplığın o yazara ayrılan bölümünde sırıtması.
14) Kitaplarının bardak altlığı olarak kullanılması.
15) Bir kağıda düzgün yazı yazabilmek için altına kitap konulması ve o kitabın kapağına kağıda yazılan yazının izlerinin çıkması.
16) Romanların filme ya da diziye uyarlanırken konusunun az ya da tamamen değiştirilmesi.

9 Eylül 2019 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri #2

Eylül 09, 2019 28
Herkese yeniden merhaba. Evet hem sonbahara geçiş yaptık hem de okullar yeni eğitim öğretim yılına başladı. Şimdiden herkese başarılar diliyorum. Ağaç Ev Sohbetlerimiz son hızla devam ediyor. Bu haftanın konusunu da ben seçtim. Sevgili Taha Akkurt ve Edischar' a çok teşekkür ederim. Sonraki haftanın konusunu siz de belirleyebilirsiniz. 

Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Taha' nın da dediği gibi bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Önceki haftanın yazılarına buradan ulaşabilirsiniz. 

Bu haftanın sorusu: Doğamız giderek tehlike sinyalleri veriyor. Küresel ısınma ve çevre kirliliği en had safhada. Bunlar için geri dönüşüm, sıfır atık, daha az tüketim hatta poşetlerin paralı olması gibi önlemler alınıyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Geleceğimiz için daha yaşanılır bir dünyayı nasıl sağlayabiliriz?

İlk olarak küresel ısınma atmosferde karbondioksit ve ısıyı tutan diğer gazların düzeyinin yükselmesine denir. Gerçekten de günümüzde en büyük sorunlarından birisi. Maalesef insanoğlu bu tehlikeyi görmemezlikten geliyor. Bu konuyu sadece bir poşetten yardım sağladığımızı düşünüyoruz. Fakat bu dünya sadece bir poşetten bu hale gelmedi. Yaptığımız her sorumsuz davranışımız bizi tehlikeye daha da çok sürüklüyor. Bazı devletler küresel ısınma ile dalga geçerken, hayvanların ölmesine göz yumarken neden biz kendimizi üstün görüyoruz? Şanışer' in yeni şarkısı olan Susamam' da da dediği gibi: ''Büyük ahlaksızlıklar için büyük aptallar lazımdır. Bütün insanlar suçlu değildir ama bütün hayvanlar masumdur.'' Ülkelerin yarış içinde olması, daha az maliyet daha fazla kazanç ilkesi yüzünden bugün dünyamız bu halde. Git gide artan sıcaklıklar, hava kirliliği, su kirliliği, konutlaşma ve yeşil alanın azaltılması küresel ısınmayı arttıracak faaliyetlerdir. Fakat bilinçli bir vatandaş olursak, okullarımızda küçük yaştan eğitim versek, belki de geri döndürülemeyeceğini fakat biraz da olsa durdurabileceğimizi bilmeliyiz. Sonraki haftayı merakla bekliyorum. İyi Okumalar!

7 Eylül 2019 Cumartesi

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat | Stefan Zweig

Eylül 07, 2019 24
Herkese yeniden merhaba. Sıcak sıcağına bitirmişken sizlere paylaşmak istedim. Evet şu sıralar Stefan Zweig eserlerinden gidiyorum. Şuan da Bir Kalbin Çöküşü' nü okuyorum. O da hemen bitince sayfada yerini alacak. Peki siz şu sıralar ne okuyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum. Kardeşimle beraber karşılıklı okuyoruz. Ben kitabımı bitirince kardeşimin okuduğu Stefan Zweig kitabını okuyorum. Böylece kitapla ilgili düşüncelerimizi sıcak sıcağına dile getirebiliyoruz. Bu sayede de blog sayfamdan paylaşmak daha kolay oluyor. Ayrıca kelime-bul.com' dan da Stefan Zweig' ın biyografisini buradan inceleyebilirsiniz. Gelelim kitabımıza...

Zweig bu eserinde bir kadının yaşamını bütünüyle değiştiren yirmi dört saatlik deneyimini anlatırken, insanda içkin saplantıların ve dayanılmaz arzuların sınırlarında gezinir. Özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılan bir kadının bu kısa ve yoğun hikayesi, kadın kalbinin sırlarına ermiş ustanın kaleminde olağanüstü bir anlatıya dönüşür. Yapıtı için mekan olarak muhteşem atmosferiyle Fransız Riviera' sını seçen Zweig, 1920' li yılların sonlarında Avrupa'nın "kibar" tabakasının ikiyüzlü ahlak anlayışına yönelik eleştirel tavrıyla dikkat çekmektedir. Üslubu çok gerçekçi, akıcı ve coşkunluklarla dolu olduğundan, alıp hemen bitirmek isteyeceksiniz. Her kitap okunmak içindir; ama Stefan Zweig’ in kitapları sadece hissetmek içindir. İyi Okumalar!

Beni unutmuştu, bana bir dakika önce verdiği sözü unuttuğu gibi ettiği yemini de unutmuştu.

İnsanları yargılamaktan değil, anlamaya çalışmaktan zevk alıyordum. 

Bir kadının duyguları sözcükler olmasa da, her şey apaçık ortaya dökülmese de, her şeyi hisseder.

6 Eylül 2019 Cuma

Kadın ve Manzara | Stefan Zweig

Eylül 06, 2019 12
Herkese yeniden merhaba. Evet kitaplara hemen başladım. Son okuduğum kitap olan Siyah Kan'a ara verdim. Ve bu güzel klasikleri başladım. Ben gizem dolu, sizi sarsacak kitapları kışın okumayı çok seviyorum. Bu yüzden Jean Christopher Grange' nin son iki kitabını sonraya sakladım. Peki siz şu an hangi kitapları okuyorsunuz? Yorumlar kısmında merakla bekliyor olacağım. Son derece sürükleyici ve tasvirleriyle kitap, hemen bitiyor. Benim önerim kitap alışverişimde de değindiğim gibi kitapları setli almanızı öneririm. Zaten kitaplar kısa olduğundan dolayı hemen bitiyor. Ve böylece diğer kitaba hızlıca geçebiliyorsunuz. Daha önce hiç Stefan Zweig okumayanlar için kesinlikle başlamanızı öneririm. Zaman kaybetmeden başlamalısınız yoksa vicdan azabı çekebilirsiniz. :) Hadi başlayalım...

İsimsiz bir adam, isimsiz bir kadın ve bir otel. Kavurucu bir yaz mevsimi. Stefan Zweig, tatil için geldiği otelde genç bir kadına rastlayan ve ona saplantılı bir tutku duyan isimsiz bir adamın hikayesini anlatıyor. Yaklaşmakta olan fırtınayla bir adamın saklı duygularını ilişkilendirerek, okurları imgelerle süslü bir yolculuğa çıkartıyor. Belirtmek isterim ki alıştığımız bir Stefan Zweig kitaplarından değil. Doğa ve canlılarla kurduğu tasvirler kitaba ayrı bir hava katmış. Hikayede anlatılan isimsiz bir adamın yaz sıcağı gibi kurak olan kalbini, otelde karşılaştığı ve ona saplantılı bir şekilde aşık olan kalbinin duyguları yeniden canlanıyor. Sanki kuru bir toprağa su verilmiş gibi... Saplantılı ve bir o kadar da çalkantılı duygular içerisinde kaybolan bir çocuk gibi... İyi Okumalar!

Yağmur yağdı, yağdı, uğuldayan narin gece harika bir beşik olmuştu ve ben kucağına kıvrılıp uykuya daldım.

Güçlüydüm, çünkü içimde beklediğini alamayan tüm doğanın susuzluğunu ve hasret çeken koca bir dünyanın umudunu taşıyordum. 

Bitkilerin günbegün solduğu, ağaçların kuruduğu, çayların sularının çekildiği ve her bir canlının günden güne öldüğü bu çürüyen dünyada, saatler bile avarelik ediyor ağır aksak ilerliyordu. 

4 Eylül 2019 Çarşamba

BKM' den Aldığım Kitaplar #4

Eylül 04, 2019 26
Herkese yeniden merhaba. Maalesef kendimi durduramıyorum. Bu seferde almak istediğim fakat sırası gelmeyen kitapları satın aldım. Listem o kadar uzun ki sıra gelmiyordu. Ve sonunda kitaplar elime ulaştı! Önceki alışverişlerime buradan ulaşabilirsiniz. Aldığım kitaplar; yeni çıkan ve Stephen King' in son kitabı olan Yabancı, Sabahattin Ali' nin İçimizdeki Şeytan ve Sırça Köşk, Ray Bradbury' den Fahrenheit 451 ve Stefan Zweig Toplu Öyküler serisini aldım. Okumak için sabırsızlanıyorum. Fakat şu anda Jean Christopher Grange' nin Siyah Kan' ı okumaktayım. Hemen bitirip bu güzel kitaplara giriş yapmak istiyorum. 

Kitap alışverişlerimi genellikle BKM' den yapıyorum. Size de tavsiye ederim. Kitaplar piyasadaki fiyatlardan apayrı. Dışarıdayken gördüğüm kitapları almamaya özen gösteriyorum. Çünkü internette araştırdığımda özellikle hemen BKM' ye girerek fiyatın daha düşük olduğunu biliyorum. Fakat bu alışverişimde elime pek hızlı ulaşmadı. Kargo şirketi PTT, bazen çok hızlı bazen de günler sürebiliyor. Bu durum sadece Ptt ile ilgili değil, aynı zamanda BKM kitapları temin etmekte yavaş diyebilirim. Fakat kargodan kitapları çıkarınca hiçbir sorun yok. Ayrı yeten kargonun içinde Ürün Garanti Belgesi' ni de koyuyorlar. Ben BKM' den memnun olduğum için kitap alışverişlerimi buradan devam ettiriyorum. Önceki yazımda tahminleri almıştım. Çoğu kişi beni çok iyi tanıyor. Geri dönüşleriniz için çok teşekkür ederim. Sonraki kitap alışverişim için kitap önerileriniz varsa yorumlar bölümünde belirtebilirsiniz. Bol Okumalar!

3 Eylül 2019 Salı

Ağaç Ev Sohbetleri #1

Eylül 03, 2019 40
Herkese yeniden merhaba. Karşınızda Ağaç Ev Sohbetleri! Taha Akkurt' un ve Edischar' ın fikri olan bu güzel etkinlikle karşınızdayım. Etkinliği sayfalarında görünce fikri çok beğendim ve ben de katılmak istedim. Her hafta farklı konularla ağaç evde toplanmaya ne dersiniz? Bence etkileyici bir etkinlik. Herkes bu etkinliğe katılabilir. Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Taha' nın da dediği gibi bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. 

Sonraki haftanın konusuyla ilgili yorum bölümünde yazabilirsiniz. Sonraki hafta için benim fikrim: Küresel Isınma hakkında ne düşünüyorsun ve bu konu niçin küçümseniyor? Gelelim bu haftanın konusuna! Bu haftanın konusu her gün beraber kaldığımız, izlediğimiz, hayran kaldığımız televizyonlara gelsin...

Ağaç Ev Sohbetleri' nin bu haftaki konusu Edischar' dan geliyor: Televizyon izliyor musunuz? İzliyorsanız veya izlemiyorsanız sebebi nedir?

Benim cevabımı gelecek olursak televizyon izlemiyorum. Çünkü televizyon eskiden dedikleri gibi bir aptal kutusu. İlk başta aptal kutusu denildiğinde anlamamıştım fakat gerçekten insanları aptal konumuna taşıyor. Bir deney sonucunda gerçekten bu fikri benimsedim. Deneyde bir insanı 3 saat boyunca televizyon karşısında otururken diğerini ise hiçbir şey vermemişler. Sonucuna baktıklarında televizyon izleyenin fonksiyonları yavaş yavaş durma noktasına gelirken diğerinin hızlandığını görmüşler. Gerçekten de insan televizyon izlerken aptallaşıyor. Bu durumu sadece televizyona yüklemiyorum. Ayrıca telefonlar da televizyon kadar etkili. 

Eskiden yani televizyon olmadan önce dünya daha güzelmiş bence. Tabi günümüzde artık yavaş yavaş televizyon kavramı yok olmaya başladı. Çünkü artık insanlar internetten izliyor. YouTube, Netflix, BluTv şimdiki neslin televizyonu bana göre. Televizyonda izlediğim kanallar var; Fox Crime, Fox Life, FX, ya da National Geographic People gibi belgesel kanallarını ve polisiye dizilerini izliyorum. Ülkemizde televizyonun çoğu kişi tarafından izlenmemesinin temel nedeni, dizilerin üç saatten fazla olması. İzle izle izle derken insan uyuşuyor. Fakat yabancı diziler 40-45 dakikada bizim yaptığımız üç saati anlatabiliyor. Bence biz dizi felsefemizi değiştirmeliyiz. İyi Okumalar!

1 Eylül 2019 Pazar

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu | Stefan Zweig

Eylül 01, 2019 24
Herkese yeniden merhaba. Eylül'e de girdik. Ne kadar hızlı geçti şu üç ay değil mi? Benim için kitaplarla dopdolu bir yaz tatili geçti. Peki sizin tatiliniz nasıl geçti? Hangi kitapları okuyorsunuz veya okudunuz? Yaz tatillerini çok seviyorum çünkü o aylarda kitap bitirmem ve yeni bir kitaba geçmem daha hızlı gelişiyor. Okuldayken ödevler sınavlar ve bu eğitim sistemiyle baş etmekte kafa kalmıyor maalesef. Aslında bu eşsiz eseri kelime-bul.com'dan ayrıntılı bir analiz yaptım. İsterseniz buradan okuyabilirsiniz. Çoğu kitabı tabi burada da paylaşım yapıyorum ama sıklıkla kelime-bul.com da ayrıntılı bir şekilde paylaşıyorum. Buradayken yani sizlerle daha samimi ve rahat sizlerle iletişime geçebiliyorum. Eğer kelime-bul.com ile ilgili bir öneriniz veya sorularınız varsa yorumlarda bizlerle paylaşmayı unutmayın. Bu arada yeni BKM kitap alışverişim yolda, sizleri bekliyor. Peki hangi kitapları satın aldım? Tahminlerinizi aşağıda bekliyorum!

Stefan Zweig, kısa ama sizi uzun bir süre etkisi altında bırakacak bir romanıyla baş başa bırakıyor. Kitabı bitirdiğime inanamıyorum. Çok sürekleyici ve etkileyici bir kitaptı. 60 sayfa fakat sizi uzun bir roman tadı bırakıyor. Gerçekten de inanılmaz bir eser. Eğer Stefan Zweig' in herhangi bir eserini okuduysanız ne dediğimi anladığınızdan eminim. Okumayanlara buradan sesleniyorum: Ölmeden okunması gerek bir yazar! Kitaba gelecek olursak tabi ki de başlıktan da anlayacağınız gibi bir kadının mektubu anlatılıyor. Fakat bilinmeyen bir kadın. Kadının ismi ya da soy ismi yok mektupta. Sadece kalbinin ve yılların sessizliği var. Kitapta duygular konuşuyor. Fakat karşılıklı olmayan bir duygu. Kısacası anlatmaya dilim varmıyor. Etkileyici bir yönü ve sizi derinden sarsan bir eser. Kaçırılmamalı!

Sabret sevgilim, sana her şeyi, hepsini en baştan anlattığım için, anlatacağım için, senden rica ediyorum, beni dinleyeceğin bu çeyrek saat yüzünden yorulma, çünkü ben seni bütün bir hayat boyunca sevmekten yorulmadım.