30 Aralık 2020 Çarşamba

İlk Kitabım Çıktı! | 8 Dakika Sizlerle

Aralık 30, 2020 90

Evet, o zorlu günlerin sonucunda kitabım sizlerle dün buluştu. Her türlü desteğiniz için ilk önce sizlere minnettarım. Yorumlarınız, önerileriniz her birini dikkatle inceledim. Ayrıca sosyal medya hesaplarıma ulaşarak destek verenlere de ayrıca bir teşekkür etmem gerek.

Uzun ve yorucu günler, haftalar geçti. Geçti ve kesinlikle değdi. O kadar güzel bir his ki bu! Kelimelerle anlatamam. Hala inanamıyorum doğrusu. O kargodan gelişi ve kitabı elime ilk alışımla dünyalar benim oldu sanki. Emeklerinin karşılığı hissi o kadar muazzam ki... Birkaç yayın sonrasında da kitap bastırmak ile ilgili her şeyi tek tek anlatacağım. Çünkü kendimden de biliyorum. İnternette bu konuyla ilgili çok az şey var. Ben de eğer aramızda yazarlar varsa bu konuda bilgilendirmek amacıyla sizlere güzel bir yazı hazırlayacağım. Beklemede kalın!

Bir sonraki yayında yayıneviyle ilgili değerlendirmelerimi sizlerle paylaşacağım ama burada da değinmek isterim. Ben kitabımı Platanus Kitap yayınevinde bastırdım. Açıkçası çok içime sinen bir yayınevi oldu. Özellikle de emeklerinden dolayı Yayın Koordinatörü Arzu Betül Çuhacıoğlu'na çok teşekkür ederim. Ricalarımı asla geri çevirmeyerek çok güzel bir süreci benimle birlikte geçirdi. Biraz yorsam da...  😍😋

Instagram ve diğer sosyal medya hesaplarımdan paylaşmaya devam edeceğim. Son gelişmeleri oradan takip edebilirsiniz. Aşağıdaki linkten kitabıma ulaşabilirsiniz. Yeni kitabevleri geldikçe bu liste yenilenecektir. BKM ve D&R birkaç güne gelecektir. Şimdiden herkese çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız...





























Amazon: Tıkla!














27 Aralık 2020 Pazar

2021'de Zinciri Kırma!

Aralık 27, 2020 46

İşte o muazzam Zinciri Kırma sizlerle! 2017'den beri yaptığım ''Zinciri Kırma'' etkinliğinin son dört gününden sonra yeni bir sayfaya başlıyor alacağız. Eğer Barış Özcan'ı takip ediyorsanız bu zinciri kırma oyununu biliyorsunuzdur. Her yıl Aralık ayının son günlerinde paylaştığı ''Zinciri Kırma!'' etkinliği, herkesin o ay katıldığı fakat azimli ve kararlı olanların yürüttüğü o oyun. Yandaki fotoğrafta da gördüğünüz gibi bazen işler istediğimiz gibi gitmedi. Çarpılar yok olmaya başladı. Bazen de zincirler aldı başını gitti. Fakat hiçbir zaman pes edilmedi. Önceki Zinciri Kırma yayınları için buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Ayrıca önceki zinciri kırma takvimlerinizi bana gönderebilirsiniz. Sorularınız ve görüşlerinizi de aşağıdaki yorumlar bölümünden iletebilir, sosyal medya hesaplarımdan da bana ulaşabilirsiniz. O zaman haydi başlayalım!


Uzun bir zamandır takip ettiğim bir YouTuber kendisi. Özellikle de bu gibi etkinlikleri paylaştığı bölümleri sizlerle sık sık paylaşıyorum. En çok rağbet gören etkinlik de bu zinciri kırma oyunu. Açıkçası benim de aralık denilince aklıma ilk olarak yeni zinciri kırma takvimi geliyor. Gördüğünüz gibi bu etkinlikle bolca emek var. O zincirler boşuna oluşmadı ki. Bazen zorlansak da hiçbir zaman bırakmadık. Çünkü o güne çarpı atmak artık bir alışkanlık oldu. Atmadığın her gün için vicdan azabın giderek arttı. ''Artık başlamalıyım!'' dediğin ve sonunu güzelce bitirdiğin o anlarda o ferahlık hissi her şeye değdi. Küçük bir hedefin olabilir. Ama en önemlisi bu küçük hedefi her gün gerçekleştirebilmekte değil mi?

Kendimden örnek verecek olursam ben hedefime ''Her Gün Kitap Okuyacağım!'' olarak yazdım. Belki siz bunu sayfa olarak ya da gün olarak değiştirebilirsiniz. İsterseniz bambaşka bir hedef de koyabilirsiniz. Çok su içmeyen birisi hedefine ''Her Gün Su İç!'' ya da spor yapmak ve hayatına sağlıklı bir şekilde devam etmek isteyen birisi hedefine ''Her Gün Spor Yap!'' yazabilir. O kısım size kalmış. Çünkü sizi tanıyan kişi yine kendiniz. Neyi yapıp neyi yapamayacağınıza karar veren yine sizsiniz. Önemli olan dediğim gibi bunu her gün o disiplinle yapmak ve o zinciri oluşturmak!

Barış Özcan'ın yeni videosunda değindiği bir şey vardı; ''800 milyon kullanıcı aktivitesi üzerine yapılan bir araştırmaya göre insanların büyük bir çoğunluğu yeni yıl hedeflerini en fazla 19 Ocak'a kadar sürdürebildiklerini söylüyor.'' diye. 2021 Zinciri Kırma takviminde de bu 19 Ocak günü kalın bir şekilde yazılmış. Videosunda da dediği gibi zinciri kırma metodolojisine göre çok küçük ve çok yavaş başlamak esas alınmalı. Çünkü hızlı başlamak ve büyük bir hedef koymak asıl amaç değildir. Sonuçta nasıl bir pastayı dilimlemeden yenilemiyorsa bu hedef de ilk baştan büyük ve zorlayıcı olmamalı.

Bize küçücük bir adım olarak görünse de bu küçük adımlar büyük adımları oluşturmak için gerekli. Yoksa nasıl o adımlar büyüsün? Her gün yaptığımız ve bunu devam ettirdiğimizde o adımlar aslında o kadar da büyüyor ki sadece biz fark etmiyoruz. Dönüp takvime baktığımız zaman aslında ne kadar da büyük bir adım attığımızı görüyoruz. O küçük çarpılar büyük bir zincire dönüşmüş! ''Nasıl yani, onu ben mi yaptım?'' diye kendinizle gurur duyuyorsunuz. Çünkü o azim ve kararlılık karşınızdaki takvimde apaçık görünüyor. İlk önce bu oyunu bilmeyenler için bir anlatalım;

  • Kendinize bir hedef belirliyorsunuz.
  • İsterseniz bu hedefi ikiye bölerek kolaylaştırıyorsunuz. 
  • Hedefe ulaşmak için hiçbir hamle fırsatını kaçırmadan her gün bir adım ilerliyorsunuz. 
  • Her hamlenin sonunda takviminize bir çarpı atıyorsunuz. 
  • Bu noktadan sonra bahsettiğim o daha derin yeni oyun başlıyor. Yan yana gelen çarpılardan oluşan zinciri kırmama oyunu.

Yazma kısmı da en önemlisi. Beynimiz bir şeyleri görmekten hoşlanır. O yüzden hedeflerinizi hem yazmalı hem de bu çizelgeleri gözünüzün görebileceği bir yerlere koymalısınız. Çalışma masanıza asabilir ya da kitaplığınızın bir köşesinde bulundurabilirsiniz. Ben çalışma masama asarak kendimi, eğer o gün okumadıysam beni rahatsız etmesi için bulunduruyordum. Gerçekten de çok işe yarıyor diyebilirim. Özellikle alışkanlık kazanmasını istediğiniz şeyle ilgili hedefinizi yazın ya da bırakmak isteyeceğiniz kötü alışkanlıklarınızı. Yıl sonu göreceksiniz ki ne kadar da disiplinli bir şekilde o alışkanlığı bıraktığınızı veya edindiğinizi.

Sizce de basit değil mi? Artık attığınız her bir çarpı, gittikçe bir desene dönüşüyor. Buna ''Çarpıların Deseni'' diyebilirsiniz. Attığınız her bir çarpı size umut veriyor, motivasyon kaynağınız oluyor. Hedefinizi istediğiniz kadar genişletebilir ya da birden fazla hedef koyabilirsiniz. O size kalmış. Önemli olan hedefe uygunluk. Eğer kitap okumaktan hoşlanmıyor fakat artık bunu yıkmak istiyorsanız 100 sayfa kitap okumak yerine 50 sayfa olarak hedefinizi yazarsanız, küçükten büyüğe doğru ilerleyerek kitap okuma alışkanlığını kazanabilirsiniz.

Bu zorlu 2020 yılı artık bitiyor. Hayatına yeni bir sayfa açmanın zamanı geldi. Bu yıl da kendine bu hediyeyi ver. Hatta sadece kendine de değil herkese bu hediyeni paylaş. Zincirler almış başını gitmiş olsun, hedefler birbirini takip etsin. O takvimi istediğin renkle donat. At çarpılarını o günlere, haftalara, aylara... O zincirin sana verdiği en büyük hediye bu değil mi? Bak şimdi önceki yıllara. O sen, sen misin artık. O hedefler küçükken sen büyütmedin mi onları? Bir düşün! Bu yılda her zamanki olduğu gibi zincirler konuşsun.

Aşağıda pdf'li olarak zinciri kırma takvimlerine ulaşabilirsiniz. Bu yıl, yeni yılın doğum günü senin de doğum günün olsun... Unutma; Her Gün Yeni Bir Renk Kat Hayatına!

2021 Zinciri Kırma Takvimi: bit.ly/zinciri-kirma-2021

23 Aralık 2020 Çarşamba

2021 Hedeflerim Mimi

Aralık 23, 2020 42

Size çok tanıdık geldiğine eminim bu mimin. Bilmeyenler için bir geçmişe yolculuk yapalım. Ne dersiniz?


Tarihler 28 Aralık 2019'u gösterirken çok sevdiğim bir blogger arkadaşım olan Farklı Diyarlar bu güzel mimi paylaşmıştı. ''2020 Hedeflerim Mimi'' adlı yazımı okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Gel zaman git zaman 2020'nin son günlerini yaşarken biraz duygulandım açıkçası. 2020'den beklentilerimiz ve şu anda yaşadıklarımız gerçekten sıra dışı. 


Yine büyük umutlarla 2021'e bakacağız. Bu yazımda da yine yorumlar bölümünden 2021 için hedeflerinizi yazmayı unutmayın. Bir yıl sonra yine bu yazıda buluşalım ve neler yapıp neler yapamadığımızı görelim. Haydi yorumlara... Ayrıca isteyen herkes bu mimi yapabilir. Kısacası herkesi Mim'ledim!


1) Önceki yazımda ne yazdığıma baktığımda ilk sırada 8 Dakika'ya yer ayırdığımı gördüm. Ben de ilk olarak bununla başlamak istedim. Birkaç haftaya kadar raflarda olacak olan ilk kitabım 8 Dakika'nın bana şans ve ilham getirmesini diliyorum. Biliyorum yılın sonuna denk geldi. Fakat oldu. :) Sizin destekleriniz olmasa ne olurdu bilemem açıkçası. Mail yollayanlar, sosyal medyadan mesaj yazanlar... İyi ki varsınız! Ayrıca bu hafta bomba yazılar geliyor. Serimiz olan Zinciri Kırma 2021 ve Kitap Bastırmak İle İlgili Her Şey adı altında iki güzel başlığı sizlerle paylaşmak için can atıyorum. Takipte kalın!


2) Bir diğer hedefim ise önceki yıla oranla daha fazla kitap okumak ve sizlerle paylaşmak. Özellikle de bu pandemi döneminde birlikte çok sık olamadık. Bir geldim bir gittim karışık bir şeyler oldu. Fakat bu yeni yılda daha fazla içerikle sizlerle birlikte olacağım. Eğer sizlerin de önerileri varsa yorumlar bölümünden iletmeyi unutmayın.


3) Yıllar çok hızlı geçiyor. Ve bu güzel zamanı en iyi şekilde değerlendirmek istiyorum. Çünkü on birinci sınıfa gidiyorum ve seneye sınav. Hedeflerim büyük olduğu için çok çalışmalıyım, çalışmalıyız. Kardeşimle beraber bu zorlu ve yorucu sınav sürecini hafifletmek amacıyla erkenden yola çıkmayı planlıyoruz.


4) Kendimi her alanda geliştirmek istiyorum. Çünkü maalesef bu pandeminin biteceği yok. Ve bu değerli zamanda da daha çok hobilerime yönelmek istiyorum. Örneğin yani umarım 8 Dakika'yı çok severseniz ikinci ve üçüncü kitabı yazmayı planlıyorum. Onun dışında polisiye gerilim ve korku üzerine roman yazmak istiyorum. Aklımda birçok senaryo var. Bunları gerçekleştirmek ve bu yönümü daha da güçlendirmek en büyük amaçlarımdan birisi.


5) En önemlisi de herkesin sağlıklı olduğu bir yıl diliyorum. Umarım en kısa sürede bu hastalık biter ve mutlu günler bize el sallar. Herkesin yeni yılı şimdiden kutlu olsun. Evde kutlasak bile birlikte ve sağlıklı olmak en önemlisi. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın dostlar...

20 Aralık 2020 Pazar

Kitapseç'ten Aldığım Kitaplar #1

Aralık 20, 2020 26

Herkese yeniden merhaba. Bugün alışveriş serimize bir yenisi ekleniyor. Ama bu sefer Kitapseç'ten. Aslında kitap alışverişlerimi BKM'den yapıyordum. Fakat kardeşlerimin alacağı kitaplar ve para puanları yıl sonu olmadan harcamak için Kitapseç'ten yaptım.

Açıkçası kitapların eve ulaşması tamı tamına bir buçuk hafta sürdü. Yoğunluktan mı bilemem ama gerçekten çok geç geldi. Hatta siparişi iptal edip BKM'den almaya karar vermiştim ki kargoya verilmişti bile. Bir de müşteri hizmetleri kötü. Bana mı denk geldi diye araştırma yaptım fakat 'şikayetvar' birçok şikayet yazılmıştı. Ayrıca siparişinizi iptal etmek olanaksız. Arıyorsunuz ve maalesef ulaşamıyorsunuz. Gerçekten çok sinir bozucu. En azından sitede bir bölüm olmalı iptal etmek için. O da yok.

Bir buçuk haftada gelen kitaplarımız bunlar. Test kitapları da vardı. Onları ayırdım ve okuma kitaplarını sizlerle paylaşmak istedim. Bu kitapları kardeşlerim İlayda ve Aleyna seçti. İlayda okuduklarını özellikle de Feminist Manifesto'sunu ve Kendine Ait Bir Oda'yı ''Panda Sohbetleri'' adı altında bizlerle paylaşacak. Yine çok güzel yazılar geliyor. Paulo Coelho'nun Veronika Ölmek İstiyor; Virginia Woolf'dan Kendine Ait Bir OdaChimamanda Ngozi Adichie'den Feminist Manifesto'sunu Kitapseç'ten aldım. Üç kitap da birbirinden özel kitaplar. Eğer ne okusam diye düşünüyorsanız bu kitapları size öneririm. En kısa zamanda da incelemeler gelecek.

Bu arada kitabım bu hafta basıma geçiyor. En kısa zamanda sizlerle bulaşacak. Gönderdiğiniz mesajlar, verdiğiniz destekler için çok teşekkür ederim. Ayrıca yayınevleri ve kitap basımı için size efsane bir yazı hazırlıyorum. Kitap bastırmak isteyenler ya da ne gibi süreçlerin olduğunu merak edenler bu yazıyı kaçırmasın. Bir iki güne hazır olup sizlerle paylaşacağım. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın.

16 Aralık 2020 Çarşamba

Kroyçer Sonat | Tolstoy

Aralık 16, 2020 14

Herkese yeniden merhaba. Bugün kitap önerisini kardeşim İlayda'dan. Hayli bir uzun olsa da sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim. Önereceğiniz kitaplar varsa aşağıdaki yorum bölümüne bizlerle paylaşabilirsiniz. Ayrıca kitabım çıkıyor! Platanus Yayınevinden olumlu yanıt alır almaz sözleşme yaparak kitabımın ilk adımını attı. Çok heyecanlıyım! Bu arada İlayda'nın bu yazılarını ''Panda Sohbetleri'' adı altında toplayacağım.

Ablamın blogunda ilk emarelerim... Bugün tüm yanlarıyla Kroyçer Sonat'ı tartışacağız. Kreuzer Sonat, Beethoven’ın bestesidir. Beethoven bu sonatı önce George Bridtower’a adar. Fakat iki sanatçı Beethoven’ın aşık olduğu kadın için araları bozulunca Beethoven bu sonatı Fransız kemancı Kreutzer’ e adamaya karar verir. Kreutzer bu parçayı hiç çalmaz. Beethoven’ın aşık olduğu kadınsa başkasıyla evlenir. Yani aslında kavuşamadığı aşkı Kontes Giulietta Guicciardi aşk acısını yansıtır. Bu beste, Kroyçer Sonat  içindeki çatışmalar için iyi bir ipucu oluyor. Başlamadan önce belirtmek de lazım ki, kitap dönemin eleştirmenlerince iyi karşılanmamış. Üstüne üstlük Amerika' da yasaklanmış, Rusya'da sansürlenmiş. Ve evet tahmin edebileceğiniz üzere bunun nedeni toplumu ahlaksızlığa itmek (bir yerlerden tanıdık geliyor olabilir, biliyorum 😆) Ayrıca Tolstoy, ölümünden önce hala sansürler karşılaşan fikirlerini savunduğunu, arkasında durduğunu belirtmiştir. 

Yazıma başlamadan önce birçok sayfada yazılan eleştirilere ve insanların bu kitaptan ne anladığını anlattıkları bölümleri okudum. Bu bana aslında birçok kişi hakkında;  onların tercihlerinden, anlaşılanlarından, sevdiği ya da sevmediği  kısımlardan yola çıkarak onlar üzerinde kişiliklerini, önceliklerini ve hatta belli bir konu hakkına ne düşünecekleri gösterdi. Evet biraz faşistlik yaptım. Ne demek istediğimi ilerleyen kısımlarda değinerek geçeceğim. 

Kitabı en basit haliyle anlatacak olursak ana karakterimiz, Vasily Pozdnişev, trende karısının bıçaklayarak öldürene kadar olan sürece anlatıyor. Kitap kadın-erkek ilişkilerini, aşkı ya da sevgi var mı gibi her dönemin gri bulut konularına değinip duruyor. Sevgi var mı sorusu ise bir muamma, Pozdnişev bu soruyu kastederek sürekli "Olmaz öyle saçma şey" diyor. Kitabın ilk sayfalarında karşıt fikirli insanları görüyoruz. Cinsiyet eşitliği savunandan hiçbir şeyi savunmayana... Ardından sahnemizi Pozdnişev' e bırakıyoruz. Kronolojik olarak "saf sevgisinin" yerini nasıl yalnızca arzularının aldığını anlatıyor. Ve bu kısımlarda da beni kanser eden görüşler ortaya çıkıyor 🤔 Evet, ağır bir eleştiri yapmak haksızlık olur döneminin kadın anlayışını yansıtıyor diyebiliriz. En azından belli bir kısmın "kadın" anlayışını. 

Kadınlar genelde şeytanlaştırılmış diyebiliriz. Bu yüzden ben Kroynçer Sonat'ı cinsiyetçi kategorime koydum. Cinsiyet eşitliği değil de " evet belki erkekler böyle yaptı, fakat kadınlar da şöyle" tavrıyla yazılmış. Fakat haklı eleştiriler de yok değil. Birçok kısımda kadınların cinsel meta haline getirilmesini, dönemin kadınlarının bağımsızlığına düşkün olmaması gibi vurgu yaptığı kısımları hak vermedim değil. Sonuçta ortada bir "cinsiyet eşitsizliği" varsa bunun bir nedeni de dönemin kadınlarının ,yüzdeye vurduğumuzda, kendi bağımsızlığını kazanmaya erkeklere oranla daha pasif olmasıdır. Halbuki böyle bir kadın bağımsızlığı vurgusunu alıp tamam belki de bir kinaye söz konusu derken Pozdnişev, yine bir anti feminist görüşle ortaya atılıyor. Aslında demek istiyormuş ki "okuyup bağımsız olmak bir kadının değerini düşüren bir olgudur; kadının, cinselliğin tek iyi yanı bir bireyin dünyaya gelmesidir."  

Bu arada belirtelim Tolstoy bu kitabı yazdığında 60 yaşındaydı, 27 yıllık bir evliliği ve 13 çocuğu vardı, tutarlı olmak için çok çabalamış demek ki. Agresif şekilde "Kadınlara bir erkeğin karşısında yalancı durumuna düşmek mi istersin, yoksa onun karşısına eski ve kötü bir kıyafetle mi çıkmak istersin diye sorulsa kadınlara yalancılığı seçeceklerdir" diyor Pozdnişev. Burada aslında kendi "kadın" görüşünü açığa vurmaktadır. Onun gözünde kadınların yaşamı aşk, sevgi, çocuk üzerine kuruludur ( Şimdi gel de sinir olma!) Bu yüzden Pozdnişev' e göre erkekler çapkın olmak, kadınlar ise kendini beğendirmek, güzel olmak görüşleriyle yetiştirilir. Bu görüşü şöyle dile getiriyor " Beni böyle avladılar; arselerle, buklelerle, süslerle, elbiselerle avlandım. Yetiştirilme koşullarım tıpkı tufanda hıyar yetiştiren seralar gibi genç âşıklar yetiştiriyordu." Bir yandan da özündeki kötülüğe dönüyor. Karısının güzel olması, piyano çalması yani Pozdnişev göre odağının Pozdnişev ve çocuklarından başka bir yerde olabilmesi; Pozdnişev'e aldatmış olabileceğine yeterli bir sebeptir. Bu aslında birçok açıdan ülkemizin gerçekliğine de atıf mıdır? Bence evet, her gün bir kadın "kadın cinayetine" kurban gidiyor. 

Hepsinin sebebi Pozdnişev gibi takıntılı, kuruntulu ve  kadını nesneleştiren insanlar yüzünden! Bu gibi kitaplar aslında ülkenin çoğunluğunu oluşturan zihniyetin bir aynası oluyor. Okullar dünyayı tanımaları için değil, kapalı bir kutu içinde verileni görmek amaçlı bir eğitim(!) veriyor. Bu gibi kitaplar "tarih tekerrür" eder mantığıyla okutulsa, ne kadın cinayeti yaşanır ne de kadın hakları yürüyüşü yapan kadınlar tutuklanır! Evet, tekrar Kroyçer'imize dönecek olursak; çarpıcı bulduğum bir cümle var "Ben onu 5 Ekim’de değil, ondan daha önce öldürmüştüm".  Burada aslında kendi kötülüğüne kabul mü ediyor yoksa karısını saflığını yitirmesinden sonra kafasından attığını mı söylemeye çalışıyor?  Tren yolculuğunun sonunda da karını öldürdükten sonra bilinci yerine geldiğinde, söylediği sözü tekrarlıyor "Beni affet/affedin.". Ben tüm bu anti feminist görüşlerinden dolayı Pozdnişev'i kendimce şeytanlaştırdım ve sanki karısını bıçaklayarak öldürdüğü için özür dilemiyordu. Tam aksine; kendini inandırdığı, daha sonra sert bir dille reddettiği, saf aşk ve tutku üzerine sürdürmeyi planladığı hayatını nasıl bu hale getirdiği üzerine söyleniyor gibi. Kendini kandırmış, tüm bu kuruntuların ve güvensizliğin üzerine yıllarını harcamış. 

Bu ilk çıkarımım oldu fakat aklımı çelen bir başka fikir var. Pozdnişev'in 2 yanı var: Biri bazen içindeki iyiliği biri de kötülüğü. Zaten anlayabileceğiniz gibi "kötü yanı" baskın. Trendeki (hikayeyi anlatırken), karısı hakkında yanıldığını düşündüğündeki ve "saf aşka" inandığı zamanlardaki iyi yanı ise tüm bu kötülüğünün kurbanı. Bu yüzden tüm o özürler o iyi tarafı için. Asla dinlemediği, baskın gelmeyen ama varlığının o bedende bulunduğu için belki de bi' gram da olsa vicdanını rahat bırakmayan. Zaten öyle değil midir normalde de? Yapmaman gereken bir şeyi yaptığını fark ediyorsan belki de içten içe iyi biri olabilirsin. Çoğu azami suçlusudur, seri katilidir genelde zaten bunu aşmış olduklarından ve suçlarının cezasından hiçbir kaçırı olmadığını bildiklerinden çok azı pişmanım derler. Bence bile isteye birine zarar veren biri çıkıp "pişmanım" diyorsa bunun tek nedeni belki cezayı 'hafifletmektir'. Zaten o pişman edebilecek vicdan bu suçu işlemeyi kabullenemezdi. 

Peki eğer vicdan sahibi değilsek bir hayvandan, bakteriden farkımız ne? Burada yine geliyoruz eğitim sistemine. Eğer sen nesillerine doğru bir eğitim vermek istiyorsan neden müfredatına insanlık dersi koymuyorsun? Tamam bu dersi verebilecek sayı kanımca öğretmenlerin yalnızca %25. Ben bir lise öğrencisiyim ve bazen (tuhaf da olsa) yalnızca durup insanların tartışmasını seyretmekten zevk alıyorum. İnsanlar genelde x konusu hakkında konuşurken y konusu hakkında da çizgilerini belli eder. En basit örneğiyle eğer bir öğretmen konusu geldiğinde, en azından ilk ve orta okullarda,  hayvan sevgisini öğrencilerine öğütlemeyi düşünmüyorsa bu demek ki onun önceliği değil. Kendisine zarar vermeyen, insanların aksine bir kere sevdiğiniz için sizi karşılıksız sevebilecek hayvanları hor gören biri insan sevemez. Çünkü insanlar hayvanlardan kat ve kat daha nankördür. Yanlış anlaşılmasın bunu "işte onlar böyle" gibisinden söylemiyorum. Bunu kendim için de ayrıca kabul ediyorum. Köpekleri sevgi konusunda ve sadakat konusunda örnek almaya çalışıyorum. Bir insana köpek demek hakaret değildir. Bunun söylemek masum canlıların adını kirletmektir. Bu dünyaya felaketlerin hepsini insanlar getirdi sonuçta. Neyse konu çok dağıldı (Söyleyip söylemediğimden emin değilim o yüzden şu anda belirtme ihtiyacı duydum bu büyük ihtimalle bu blogta son yazım olacak, ablam ' kim okur bunu ya kısa yaz biraz' diyecek ve ben de ' yazının burasına kadar okuduysa yalnızca o'na hitap ediyor' diyeceğim . Yani buraya kadar okuduysan teşekkürler 🙂 ) 

Pozdnişev ' e geri dönelim, evet karısına her ne olursa olsun nefret duyduğu aşikar. "Gündüz nefret ettiğim kadınla, akşam şevketle sevişiyoruz" diyor. İçindeki öfke asla sinmiyor çünkü kategoriyi artık bellemiş. Eğer kadınsa, "süslü"yse, Pozdnişev  için o kadının "amacı" bellidir. Bu ne kadar da günümüz nedenlemelerine (!) benziyor. Yazımın başında okuyucuları kişilik testine tuttum demiştim. Şimdi o kısma geldik. Genel olarak şöyle bir şey fark ettim okurlar dikkat ettiği yöne göre 3' e ayrılıyor: Pozdnişev 'in cinayet işlemesini baz alanlar, Pozdnişev' in saf ve hayvani (ya da ilkel) olarak adlandırdığı sevgi hakkında düşüncelerine dikkat edenler, dönemin kadın düşmanlığı, anti feministliği hakkında kafa yoranlar. Cinayet işlemesini baz alanlar, genel olarak biraz daha vurdumduymaz ya da suya sabuna dokunmayan tipler. Tüm bu düşüncelerin garipliği hiç mi hiç ilgisini çekmiyor demek ki. Her şeye susuyor, belki haksız olduğunu bildiği düşünceleri dahi sorgulamıyor. Pozdnişev' in sevgi hakkında düşüncelerine dikkat edenler, sanırım kitabı eline ilk almalarının sebebi, Tolstoy' un ağzından erkek-kadın ilişkilerini okumaktı. Anti feministliği hakkında kafa yoranlar sanırsam günümüz dünyasına daha yakın olan insanlar. 

Tüm bu kitabı okurken "Bu durum hala böyle" ya da "Bu gibi ilkel ve bağnaz zihniyetten dolayı kadınlar sadece milattan sonrası düşünürsek 2000 yılın son 100 yılında 'evet onlar da bizimler aynı haklara sahip'' zihniyetiyle karşı karşıya kalmış" düşünceleri akıldan geçmiyor değil. Bu blogu okuyorsanız zaten kitap tutkunusunuzdur ve Tolstoy' un birçok kitabını okumuş olmanız olası. Fakat bu kitap beni kızdıranlardan biri oldu 😅  Kroyçer Sonat' tan sonra bir Virginia Woolf eseri tavsiyemdir. Hangi kitabı olduğu fark etmez, beyinsel bir rahatlatma yaşatacağı kesin ❤️ 

Sanırsam şimdilik bu kadar, fikirlerinizi ya da "yürü git" dediğiniz noktaları yorumlara yazarsanız sevinirim. İlayda Can...

10 Aralık 2020 Perşembe

Yeni Bir Seri! | Biraz Sohbet #1

Aralık 10, 2020 20

Herkese yeniden merhaba! Sizlerle bu blogta sadece mim gibi etkinliklerde ya da soru cevap bölümlerinde konuşuyorduk. Ben de her ay bir tane Biraz Sohbet adlı konuşmada toplanalım diye düşündüm. Bu ayın rengini fotoğrafta da gördüğünüz rengi seçtim. Bir sonraki ayın rengini de aşağıdaki yorumlar kısmından siz seçebilirsiniz. Ayrıca konuyu da siz belirleyin. Aşağıdaki yorumlar kısmında bir sonraki ay için konular hazırlayalım. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

Evet gelelim konumuza. İlk başta 2020 yılının bitmesine bir hafta kala sizlerin en çok ilgi gösterdiği Zinciri Kırma adlı etkinliğinin sonuçlarını paylaşacağım. Yeni yılın gelmesindeki en büyük sevinç ben de bu oluyor. Her sene -hatta bu sene dördüncüsü bitiyor- bunu sizlerle paylaşmayı çok seviyorum. Gerçekten de çok etkili bir iletişim halinde oluyoruz. Bu Zinciri Kırma etkinliğiyle beraber birçok arkadaşımız okuma alışkanlığı kazandı. Yine birçok örneği sayabiliriz. Ama en güzeli ise bunu başarabiliyor olmak diye düşünüyorum. Yine bu ayın son bir haftasında 2020 yılının sonucunu sizlerle paylaşacağım. Şimdiden çok heyecanlıyım!

Bir sonraki konumuz tabii ki ilk kitabım hakkında. Arkadaşlar bunu itiraf etmeliyim. Yazmak asla zor iş değil. Asıl zor olan yayınevi aramak ve içine sinen bir yayıneviyle tanışmak. Kitabımın yazım işlemi bitti. Ayrıca kapak tasarımını da ben yaptım. Bu açıdan baya bir hazırlıklıyım aslında. Şu an Sokak Yayın Grubu ile iletişim halindeyim. Bilmiyorum sonuç ne çıkar. Ama çok heyecanlıyım gerçekten. İlk kitabım ve gelecek geri dönüşleri çok merak ediyorum. Eğer 8 Dakika'yı bilmiyorsan buraya tıklayarak kitabımla ile ilgili bilgilere ulaşabilirsin.

İlk kitabım ile ilgili bahsederken bu konuyu da sizlerle paylaşmak isterim. Yayınevlerine ulaşmak ve bilgi almak kolay. Fakat ne kadar doğru, verdikleri sözün yerine getirip getirmediğini öğrenmek zor açıkçası. Her yayınevi biz yapıyoruz dese de ben yine de o yayınevinden kitabını çıkarmış yazarlara ulaşmaya çalışıyorum. 8 Dakika çıktıktan sonra özellikle de yayınevleriyle ilgili başka bir yazıda sizlerle buluşabiliriz. Hem süreç ile ilgili hem de deneyimlerimi sizlerle paylaşarak aramızdaki yazar adaylarına da faydalı olur. Çünkü ben araştırdım fakat detaylı bir yazı yok açıkçası. Ama merak etmeyin ben teker teker sizleri bilgilendireceğim.

Bir sonraki konumuz ise yine kitabımla ile ilgili bir konu. Aslında birçok tanıdığım kitabımı dijital ortamda mı yayınlayacağımı sordu. Bu da zaten Wattpad oluyor. Açıkçası Wattpad çok güzel bir mecra. Ama şöyle; yazar ile okuyucu arasında güzel bir iletişim sunuyor. Fakat Türkiye'deki Wattpad maalesef öyle değil. Zaten Wattpad sayfasına ilk girdiğinizde konu başlıklarını görürsünüz zaten. Dediğim gibi tanınmak ya da etkileşim için iyi. Ama kitabımı asla dijital ortama hediye etmem. Sonuçta buna emek veriyorsunuz. Geceniz gündüzünüz oluyor ve bir terslik olsa her şey gidiyor. Ayrıca oradaki yazarların konuları da gerçekten kötü. Yani ben okumuyorum ve ilgimi çekmiyor. Peki siz Wattpad hakkında neler düşünüyorsunuz?

Açıkçası pandemiden dolayı film dizi izlemem daha da azaldı. Hem sıkılmam hem de salgından dolayı beklediğim yapımlar hep bir sonraki seneye attılar. Özellikle de Batman bunların başında geliyor. Fakat Christopher Nolan'ın yeni filmi Tenet'i izlemenizi öneririm. İzlerken beyin biraz yanıyor ama buna değer. Zaten Yıldızlararası'nı izlediyseniz ve beğendiyseniz bunu da beğeneceğinize eminim. Peki sizler şu aralar neler izliyorsunuz? Önerileriniz varsa yorumlarda buluşalım.

Bu ay değil de önümüzdeki aylarda değineceğim bir konu olan Grammy hakkında çok doluyum. Bakalım 31 Ocak 2021 tarihinde neler yaşayacağız? Ama şunu söylemeden geçmek istemiyorum. Haksızlıklar diz boyu. The Weeknd, Selena Gomez, Blackpink, BTS... Ama özellikle de The Weeknd. Gündemi takip edenler ne diyeceğimi anlayacaktır. O zaman bir sonraki ayda buluşalım ve tartışalım!

3 Aralık 2020 Perşembe

Zeugma Darbesi | Adnan Gökçe

Aralık 03, 2020 4

Herkese yeniden merhaba. 2020 yılının son haftalarında doğru bu yılda okuduğum en iyi beş romanı sizlerle paylaşacağımı söylemek isterim. Bu sıralamanın içinde olan ve geçen günlerde de aynı yazarın kitabını paylaştığım Yazgı Tutsakları'nı eğer okumadıysanız buradan yazıma ulaşabilirsiniz.

Adnan Gökçe'ni bir diğer kitabı olan Zeugma Darbesi, Yazgı Tutsakları'ndan apayrı bir tür. Zeugma Darbesi aksiyon ve bilim kurgu türünde yazılmış bir kitap. Açıkçası yine bu eserde de altını çizdiğim birçok yer oldu. Bunları aşağıdaki alıntı bölümünde görebilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın...

Peki nedir bu Zeugma? Zeugma Antik Kenti, İskender'in generallerinden biri olan Selekos Nikotar tarafından kurulmuştur. Nikotar kente Selekos Euprates adını vermişti. Daha sonra kent Roma hakimiyetine geçmiş ve adı Zeugma olarak değiştirilmiştir. Zeugma, köprü anlamına geliyordu. Roma döneminde kentin nüfusu o gün için çok yüksek olan 80 bine ulaşmıştı. Kent, tapınaklarıyla ve Fırat'a bakan yamaçlardaki villalarıyla o dönemin en görkemli kentlerinden de birisidir.

Toplam 125 sayfadan oluşan kitap, sade ve akıcı bir dile sahip olmasından dolayı bir oturuşta bitirebileceğiniz bir eser. Zeugma Darbesi'nin konusu da ODTÜ mezunu genç bir bilim insanının, yüksek teknolojiyi kullanarak dünyanın yönetimini ele geçirmek isteyen bir tarikatla yaptığı mücadeleyi konu almaktadır. Zeugma'dan Los Angeles'e uzana süreç de 'bilim kurgu' formunda anlatılmaktadır. Bu heyecanlı serüveni okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. (Aşağıdaki alıntılar kitaptan alınmıştır.)

Osmanlı, Sanayi Devrimi'ne ayak uyduramadığı için koca bir imparatorluk kaybedildi. Ancak önümüzde yeni bir süreç var. Türkiye Cumhuriyeti bu süreçte geri kalmamalıdır. Bilimde, teknolojide, tarımda bu yeni sürece ayak uyduramazsak, Cumhuriyetimizin büyük bir tehditle karşı karşıya kalabilir. (sy. 38)


Geçmişte bir tarım ülkesi olan ve kendi kendine yeten ülke olmakla öğünen ülkemiz günümüzde birçok tarım ürününü ithal eder hale düşmüştür. Buna hayvancılığı da ekleyebiliriz. Bugün ne yediğimizi bilmez haldeyiz. Daha kötüsü bu ürünlerin insanlarımıza ne gibi kalıtımsal etkileri olacağını da bilmiyoruz. Politika konuşmayı ve tartışmayı çok seviyoruz. Oysa bilim ve teknolojinin olmadığı yerde politika havanda su dövmekten başka bir şey değildir. (sy. 38)


Çağdaş bilim ve teknolojide söz sahibi olmamız zor ama imkansız değil. Bilimde çağı yakalamak daha kolay. Çünkü günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolaylaştı. Ancak önemli olan edinilen bilgiyi hayata geçirebilmek; yani üretim yapmak. İşin zor olan yanı bilimi teknoloji kurmakta kullanmak. Bunun için gerekli altyapı ve deneyimli personel stokumuz oldukça yetersiz. Yetişmiş elemanlarımızı da ülkede tutamıyoruz. Çünkü bu elemanlar masa başında ömür tüketmek istemiyorlar. (sy. 39)


Politikacılar bilimsel ve teknolojik gelişmeleri kendilerine mal etmek için büyük bir çaba içinde. Ancak gerçek şu ki politikacılar bilimin önündeki başlıca engellerden biri. Bilim dışı hurafeleri toplumda egemen kılarak kendi etkinliklerini sürdürmekse en büyük amaçları. Ama bilimsel gelişmelerin ivmesi her engeli aşacak güçte... (sy. 55)



1 Aralık 2020 Salı

2020 Yıl Sonu Raporu Mimi

Aralık 01, 2020 16

Herkese yeniden merhaba. Şu günlerde evde olduğumuz için sizlerle daha sık olmayı planlıyorum. Umarım başarabilirim.

Açıkçası bloglarda dolaşırken en çok okumayı sevdiğim şey mimler oluyor. Önceki aylarda da sık sık mimler paylaşıyordum. Onları okumak için buraya tıklayabilirsin. Yine Sade ve Derin'in paylaşımıyla çok güzel bir blog keşfettim. Belle'nin Kütüphanesi adlı bu şirin blogda da çok güzel bir mim gördüm. Malum şu 2020 herkes için çok zor geçti ve hala da geçecek gibi gözüküyor. Bu mimde de 2020 yılı hakkında kendi deneyimlerimizi paylaşacağımız, pandemi döneminde neleri aradığımızı, 2021 yılına dair umutlara kadar geniş bir yelpazede soruları yanıtlayacağız. Eğer siz de bu mimi beğendiyseniz yapmayı ayrıca Belle'nin Kütüphanesi'ni de ziyaret etmeyi unutmayın.

1) 2020 senin açından nasıl geçti?
Açıkçası çok zor geçti. Fakat hızlı da geçti. Aslında bu senenin bir sınanma olduğunu da düşünüyorum. Sen doğuya, canlılara zarar verirsen dönüp dolaşıp seni bulur en kısa zamanda. Öğrenci açısından bakacak olursam; kendimize zaman ayırmak için bir şanstı. Çünkü maalesef eğitim sistemi yüzünden öğrenci kendine zaman ayıramıyor. Örneğin ben bu karantina günlerinde ilk kitabım 8 Dakika'yı yazma zamanım oldu. Geniş bir zamanda ve rahatlıkla kitabımı hazırladım. Hazırlanmaya da devam ediyor. En kısa zamanda da raflardaki yerini almaya başlayacak. Kendinize popüler davranın, kitapla kalın!

2) Yıl boyunca yapmayı en çok özlediğin şey nedir?
Çok şey var. Birincisi maskesiz olmak. Tabii artık maskeye alıştık. Taktığımda hissetmiyorum bile o derece. Aslında çok bir şey de özlememişim diyebilirim.

3) Biraz da olumlu yönden bakalım. 2020'de güzel geçtiğine inandığın veya 2020 şu yönden uğurlu geldi dediğin bir durumla karşılaştın mı?
Yani her yıl olduğu gibi bu yılında katkıları vardı benim için. Ne kadar zor bir süreçten geçiyoruz olsak da bazı şeyleri anladığımızı düşünüyorum. Bana uğurlu gelen bir durum ilk kitabım olabilir. Uzun zamandır bir şeyler yazıyorum. Burada da paylaşıyorum bazılarını. Ama ilk kez bir kitap formatına gelip basılacak. Ve bunu okuyanlar, eleştirenler olacak. Bunun için çok heyecanlıyım. 

Ayrıca müzik sektörünün ben bu dönemde pek aktif olacağını düşünmezken bol bol albümler geldi. Zira evde olduğumuz için de onları kaçırmadan takip ettim. Taylor Swift'ten The Weeknd'e, Blackpink'ten EXO üyelerinden birisi olan KAI'ye kadar bolca doyduk diyebilirim. Sadece film ve dizi sektörü bundan baya bir etkilendi. Örneğin beklediğim birçok film vardı; Wonder Woman, Black Widow, Batman... Daha liste çok uzar da uzar.

4) Karantina süresinde veya bulabildiğin boş vakitlerde kendine zaman ayırabildin mi? Ayırdıysan neler yaptın? (Örneğin yeni bir hobi edinme, önceki alışkanlıklara daha çok vakit ayırabilme vb.)
Tabi ki ayırdım. Bu özel zamanı değerlendirmek olmazdı bence. Okunacak kitaplarım birikmişti. Teker teker onlara başladım. Dediğim gibi kitabımla ilgilendim. Kardeşlerimle birlikte bolca zevkli vakit geçirdik. Mutfakta farklı şeyler yapmaya başladım. Özellikle de muffin, donat, pasta, kurabiye gibi tatlı işlerinde. Hala da devam ediyor. Malum şu günlerde de evdeyiz. Hem dersler hem de aktiviteler derken zaman hızlı geçiyor benim için. Bir de bol bol spor yaptım. Chloe Ting Challenge öneririm. Sizi ağır hareketlerden uzak tutarak ve istediğiniz bölgeye uygun aktiviteler yaptırarak bedeninizi geliştiriyorsunuz. Kesinlikle öneririm.

5) Son olarak 2021 yılından beklediklerin neler?
2021 sana sesleniyorum! Bol sağlık, bol neşeli ve bol huzurlu bir yıl ol. Aslında bunlar bize bağlı tabi ki. Dediğim gibi herkesin mutlu, huzurlu ve en önemlisi de sağlıklı bir yılın olmasını diliyorum. 2020 için yazdıklarıma bakınca bir duygulandım açıkçası. Zamanı geriye alamıyoruz maalesef. Bu yüzden yapmak istediklerini asla iteleme. Yapacaksan o zaman yap. Tam o zaman! Çünkü zaman çok acımasız. Geriye sardırma gibi bir seçeneğimiz de yok maalesef...

27 Kasım 2020 Cuma

Yazgı Tutsakları | Adnan Gökçe

Kasım 27, 2020 8

Herkese yeniden merhaba! Uzun aradan sonra muhteşem bir kitapla karşınızdayım. Tek söylemem gereken şey; kurgu çok güzel. Aslında ilk kitabı olan Zeugma Darbesi'ni Instagram hesabımdan paylaştım. Buradan da en kısa zamanda paylaşmayı umuyorum.

Kitapta birçok yerin altını çizdim diyebilirim. Özellikle de Yazgı Tutsakları tamı tamına toplumun gerçeklerini yansıtan bir ayna görevinde. Karakterler çok gerçekçi, olaylar havadan sudan değil; bizi anlatan şeyler. Belki ben toplumcu gerçekçi yazarları çok seviyorum, orası ayrı tabi. Eğer siz de bu türden romanları ya da hikayeleri seviyorsanız Yazgı Tutsakları'nı okumayı unutmayın.

Adnan Gökçe'nin elimde üç tane kitabı var. Bunlar; Yazgı Tutsakları, Zeugma Darbesi ve Sadece (Resim Çalışmaları). Aslında bu kitapların da bir hikayesi var. Adnan amca bizim oturduğumuz sitede oturuyor. Bir gün benim de bir kitap yazdığımı öğrenince bu eşsiz kitaplarını imzalayarak hediye etti. Umarım ben de en kısa bir zamanda kitabımı sizlerle buluşturacağım. :) İyi okumalar...

Kitabın arka kapağındaki özet şöyle: Günümüzde, doğuştan şanssız çocuklar, yaşları ilerledikçe kendilerine ve topluma büyük zararlar vererek, oradan oraya savrularak yitip yok oluyorlar. Toplum ise onların geçtikleri yolları ve o yollardan geçerken yaşadıklarını yok sayarak onları acımasızca yargılıyor. Oysa onlar içinde yaşadıkları toplumun çocuklarıdır ve içine düştükleri durumdan o  toplumun sorumluluğu yadsınamaz!.. Romanın bir yerinde Recep: “Farklı koşullarda doğup büyüseydik bunlar başımıza gelmezdi... İçinde yaşadığımız toplumun bize reva gördüğü rol  bizim bu suçları işlememize neden olmuştur…” diyerek bu konuya parmak basmaktadır. YAZGI TUTSAKLARI kurmaca bir öyküden yola çıkarak, doğuştan şanssız çocuklar konusunda bir farkındalık geliştirmek için girişilmiş küçük bir çabadır...

Şu insanoğlunu hiç anlamıyorum. Yeryüzünde konuşabilen, duyguları olan tek canlının kendileri olduğunu sanıyorlar. Oysa dünya bir eko sistemdir ve insanoğlu da diğer canlılar gibi bu sistemin bir parçasıdır. Yani bu dünya, üzerinde yaşayan tüm canlıların ortak malıdır. Hal böyle iken bu kibir niye? (sayfa 137)


Yüreğinde sevgi ve dostça duygular besleyenler yaptıkları yaptıkları yardımları bir karşılık beklemezler. Çünkü onlar başkalarına yardım ettikçe içsel huzura erişirler. Bu onların elde edeceği en değerli karşılıktır. Ben Tanrı'ya, bana ihtiyacı olan birine yardım edebilme fırsatı verdiği için her zaman şükrederim. (sayfa 169)


İyilik, dostluk, yardımlaşma insanların doğal davranlarışı olup yaygınlaştıkça dünya daha güzel ve yaşanabilir bir yer olacaktır. Bana düşen bu inancın yaygınlaşması için çaba harcamaktır. (sayfa 169)


Siz insanlarda yaşamınız boyunca başınızdan geçen her şey derin izler bırakır. Yaşananlar zamanla solup unutulsa da içinizde bir yerlerde kalan derin izleri silinmez. Bir bakıma kişiliklerimizin gelişmesinde o izlerin etkin rolü vardır. (sayfa 179) 



 

11 Ekim 2020 Pazar

Neden Sabahattin Ali Okumalıyız?

Ekim 11, 2020 10

Herkese yeniden merhaba! Nasıl geçiyor ekim? Hiç fark ettiniz mi bir türlü sonbahar gelmiyor. Bugünler böyleyse gelecek yılları hiç düşünemiyorum. Sık sık yazamıyorum ama çok güzel kitaplarla tekrardan buluşacağız. Ayrıca test kitapları ya da konu bazlı kitaplar gibi eğitime yardımcı olacak kitaplarımı da yakın zamanda paylaşacağım. Çok soru geliyor bunun için. Hangi testleri çözüyorsun ya da hangi kaynakları önerirsin diye. Merak etmeyin en kısa zamanda sizlerle...

Meşhur 1 Soru 1 Cevap bölümüne hoş geldiniz! Bugünün yazarı da Sabahattin Ali. Beni takip edenler bilir, tam bir Sabahattin Ali hayranıyımdır. Öyküleri beni benden alır. Türk Edebiyatında da en önemli yazarlardan birisidir kendisi. Özellikle bu seriyi sizlerle paylaşmamın asıl sebebi kitabını okuduğunuz yazarı daha da yakından tanımak. Örneğin ben yazarın ilk kitabını okuyacağım zaman hemen bir hayat hikayesini araştırır ve okurum. Ayrıca nelerden etkilenmiş, hangi dönemde yazılmış gibi küçük ayrıntılara inerek yazarı daha da yakından tanırım. Böylece benim için kitap daha anlamlı olur. Size de tavsiye ederim.

Benim bu soruya cevabım ise şöyle: Sabahattin Ali'yi okumak, onun dilini anlamak, verdiği küçük ipucuları yakalamak tarif edilemez bir tutkudur. Hayatından izler taşır eserleri. Sinop Hapishanesi Sabahattin Ali için dönem noktasıdır. 12 Mayıs 1933 Cuma günü 20 No'lu koğuşa getirildi. İşte o koğuşta türküden öyküye birçok eser verdi. Aldırma Gönül Aldırma bunun örneğidir. Satırları okudukça içiniz bir garip olur, o hapishane görüntüleri aklınıza gelir. Başını asla öne eğmeyip bugünlerin de geçeceğine inanan Sabahattin Ali bu kısacık ömründe edebiyatımıza birçok önemli eseri bizlere emanet etmiştir. İşte bundan dolayı Sabahattin Ali'yi okumalı, okutmalıyız...

Özellikle bu gibi durumlar her yerde var. Sana karşı mı hemen hapis ya da kitap yasaklansın. Edebiyatımızda bu durum daha fazla. Nazım Hikmet Ran, Sabahattin Ali ve daha niceleri... Bu büyük isimler edebiyatımızda daha da çok yer alması gereken yazarlar iken başlarına gelenlere diyecek bir şey yok maalesef. Bu gibi olaylar yaşanmasa belki edebiyatımıza daha çok başarılı eser girebilirdi.

Peki sizler neler düşünüyorsunuz? Neden Sabahattin Ali okumalıyız? Yanıtlarını aşağıya yazarsanız çok mutlu olurum. Yanıtlarınızı merakla bekliyor olacağım. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

1 Ekim 2020 Perşembe

Dünyamız | Gezegenimizin Doğa Harikalarını Keşfedin!

Ekim 01, 2020 10

Herkese yeniden merhaba. Açıkçası bu yeni Blogger güncellemesine hala alışamadım. Yeni yayın oluştururken canım çıktı. Eski ara yüz daha iyiydi bence. Peki siz? Uzun zamandır yazmadım. Şu anlar hem bir yoğunlukla geçiyor. Kitap okumaya bile bazen yetişemiyorum. Peki sizlerin günü nasıl geçiyor, nasılsınız?

Bugün de bir dergi günü yapalım dedim. Yine TÜBİTAK'ın dergilerinden ''Dünyamız Gezegenimizin Doğa Harikalarını Keşfedin''. TÜBİTAK'ın en beğendiğim dergisi diyebilirim. Çünkü Dünya ile ilgili çok önemli bilgiler bu dergide. Açıkçası coğrafya dersi için de birebir. Mavi Gezegen, İklim Kuşakları, Karaların Fethi, Tutulmalar, Bir Kasırganın Anatomisine kadar geniş bir yelpazede konular var. Saydıklarım sadece birkaçı. Özellikle de bu dergiyi çok beğenmemin sebebi de her konuyla ilgili görsellerin yer alması. Dergiyi her okuduğumda Dünya hayran kalıyorum. Gerçekten çok şaşırtıcı ve ''vay be!'' diyeceğiniz türden bir sürü ilginç bilgiler de mevcut dergide. Bu aralar dergi okumayı çok seviyorum. Özellikle de gezegenlerle ya da canlılarla olan dergiler. Bu derginin de serisi var fakat ben de sadece bu var. Diğerlerinin isimleri de şöyle: ''Dinozorlar'' ve ''Uzay'' dergileri. Diğerlerini de bulabilirsem sizlerle paylaşırım.
  • Dünya ilk ne zaman ortaya çıktı?
  • Yağmurlar, kasırgalar ve şimşekler nasıl oluşur?
  • Gelgit hareketlerine neden olan şey nedir?
  • Bitkiler nasıl gelişir ve çoğalır?
Eğer bu soruların cevabını merak ediyorsanız bu dergi tam da size göre. Muhteşem tasarımı ve göz alıcı görselleriyle bu kitap, sizi gezegenimizde görkemli bir yolculuğa çıkarıyor. Dünya'nın hareketlerinden doğa olaylarına, iklim ve hava olaylarından göz kamaştırıcı çeşitliliğe sahip bitki yaşamına kadar Dünya'mızı şekillendiren ve ona canlılık için elverişli kılan koşullar hakkında pek çok ayrıntıya ver yeriyor. Ailece keyifle okuyabileceğiniz, başvuru niteliğinde Dünyamız, hem meraklı zihinlerin sorularına yanıt veriyor hem de gezegenimizin doğa harikalarını gözler önüne seriyor.

Dergiden bir bölümünü sizlerle paylaşmak istedim. İklim Kuşakları adlı bölümde Dünya'daki iklimlerle ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz. Köppen İklim Sınıflandırması, Sıcaklık ve Yağmur İlişkisine kadar birçok bilgi bu bölümde. Sayfanın büyük bölümü harita ile açıklanmış. Böylece bilgiler daha kalıcı oluyor. Dünyadaki farklı yerler, birbirlerinden çok uzak olsalar dahi iklim kuşakları altında gruplandırılabilirler. Bunlar sıcak, basınç, yağmur ve nem gibi iklim ögeleri bakımından benzer bölgelerdir. İklimbilimciler arasında bu bölgelerin sayısı ve tanımlaması konusunda bazı anlaşmazlıklar olsa da bu haritada verilen çizimler genel olarak kabul edilmektedir.

Bu sadece bir bölümü. Daha birçok önemli bölümler var. Dünya'nın oluşum süreci, Tutulmalar, Su Döngüsü, Kara ve Okyanus ve Canlılığın Temeli adı altında birçok önemli konular mevcut. Özellikle de ben bu dergiyi okurken Dünya'nın düzenine hayran kaldım. Kendini oluşturma süreci, doğa olaylarının meydana gelmesi ve canlıların da katkısı beni çok şaşırttı. Doğa olayları birçok etkene sebep oluyor. Yerde gördüğünüz küçücük karınca bile büyük sonuçlara sebep olabiliyor. Aynı Kelebek Etkisi gibi değil mi? Dünya gerçekten çok şaşırtıcı ve birçok gizemi de içinde saklıyor...

Peki sizler neler okuyorsunuz? Dergi önerileriniz ya da ''Şunu kesinlikle okumalısın!'' dediğiniz kitaplar varsa yorumlar bölümünden bizlerle paylaşırsanız çok mutlu olurum. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın.


17 Eylül 2020 Perşembe

Doğum Günüm Kutlu Olsun! | Ve 18...

Eylül 17, 2020 28
Bugün günlerden 17/09/2020. Ve 18. yaşıma da girdim! Hayat ne kadar da hızlı geçip gidiyor.

Bundan tam bir yıl önce 17. yaşımı sizlerle beraber kutlamıştık. Ve bundan tam 365 gün sonra 18. yaşımı sizlerle kutluyorum. İlk önce herkese nice mutlu, huzurlu ve en önemlisi de sağlıklı yıllar diliyorum. Evet bu yıl ''baya'' zor geçti. Geçmek de bilmiyor gibi. Ama sizlerle bu koca yılı beraber yaşadığımız için ilk önce sizlere çok teşekkür ederim. Yazılarımı takip eden, kitabımla ilgili hem görüşleriniz hem de önerileriniz yapan bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız!

18. Kendimi biraz garip hissediyorum açıkçası. Bütün sorumlulukların kendi omzumda olduğunu daha iyi hissediyorsun. Ayrıca bu yükler de katlanarak artıyor. Ama en önemlisi de kendi ayakların üzerinde durmaya yavaş yavaş başlıyorsun. Hayatın gerçek yüzünü, dünyanın hiç de senin hayal ettiğin gibi olmadığını ''dank'' diye anlıyorsun. Yani benim için öyleydi. :) Ama ne olursa olsun o içindeki çocuğu öldürmemek bunların hepsini kül edip gidiyor. Evet 18 güzel bir yaş. Her yaş da güzeldir bence. Çünkü her yaşında yepyeni şeyler öğreniyorsun. Ama en önemlisi de zamanı yani anı yaşamak oluyor. Bu yüzden lütfen sevdiklerinizi sımsıkı sarılın, onları sevdiğinizi söyleyin. Bu zamanlar çok çabuk akıp gidiyor. Bu yüzden bu istediklerini her şeyi yap da ilerde keşke deme. 

17 yaşıma denk öğrendiğim ve asla unutmadığım bir şey bu. Çünkü zaman adaletsizdir... Kendinize çok iyi bakın, daha nice yıllara beraber girme umuduyla... Teşekkür ederim!


12 Eylül 2020 Cumartesi

İnternete Girmeden Önce Bir Daha Düşünün!

Eylül 12, 2020 14
Herkese yeniden merhaba. Bugün yeni bir söyleyişle beraberiz. Bir nevi baba-kız söyleyişi de diyebiliriz. Bu önemli söyleyiş için bana zamanını ayıran, bu konuda hem bilgilerini hem de tecrübelerini aynı zamanda da kitap önerilerini bizlerle paylaştığı için babama çok teşekkür ederim. 

Sizlerle yeni bir seriyi de ''Karanlık Dosyaları'' başlatmış olduk. Bu konuda da daha doğrusu buz dağının görünmeyen yüzünü sizlerle paylaşmak istedim. Ayrıca aşağıdaki örnekler de gerçek bir olaydan alınmıştır. Özellikle de bu konuda bir farkındalık yaratmak, internetin bu kadar da masum olmadığını görmek insanı baya bir ürkütüyor. Canım babam da bizlere bu konudaki karanlık olayları bizlere aktardı. Söyleyişi de soru cevap olarak değil de bir konu bütünlüğüyle sizlere paylaşmak istedim. İyi okumalar...

İlk olarak sokaktan çevirdiğiniz herhangi birine Google'ın, Twitter'ın, Facebook'un ya da Instagram'ın neden ücretsiz olduğunu sorun. Çoğu kişi cevabı tam bilemese de reklam için diyecektir. Cevap doğru olsa da olay boş bir alanda reklam göstermek kadar basit değil, keşke öyle olsaydı. Özellikle de teknoloji her geçen gün geliştikçe bu sorunlar bir hiç gibi görünüyor. İnternet, hiç de bu kadar masum değil... 

Adam, mağazadan kızına gönderilen broşürler ve hediye kuponlarıyla adeta deliye dönmüştü, çünkü gelen şeyler hamilelikle ilgiliydi. Oysa kızı daha liseye gidiyordu, değil hamile olması, mağazanın bu ürünleriyle ilgilenmesi bile imkansızdı. Soluğu doğruca mağazada alır. Mağaza müdürünü bulup, "Kızımı hamileliğe mi teşvik ediyorsunuz, o daha liseye gidiyor." diye bağırır ve ortalığı birbirine katarak evine döner. Ancak birkaç gün sonra aynı müdürü arayıp ''Kızım hamileymiş, size bir özür borçluyum.” demek zorunda kalır. Peki ama mağaza, kızın sadece kendisinin bildiği bu özel bilgiye nasıl ulaşmıştı? 

Bu sorunun cevabı, çoğu kişi tarafından bilinmeyen, ancak büyük bir sektör haline gelmiş olan gözetleme ekonomisinde yatmakta. Bu ekonomide mağaza, müşteri profillerini çıkarmak için özel analizler yapıyordu. Bu analizlerden biri de hamilelik tahmin algoritmasıydı. Algoritma hamile kadınların özellikle hamileliğin ilk üç ayından itibaren magnezyum ve çinko içerikli vitamin ürünlerini aldığını, kokusuz losyonlar tercih ettiğini belirlemişti. Bu bilgileri kredi kartı bilgileriyle eşleştiren algoritma, bir kadının hamile olup olmadığını yüksek bir oranla belirleyebiliyordu. Kızın hamile olduğunu da bu şekilde belirlemişti. Fakat Amerika'daki Target isimli bu mağaza 2013 yılında hacklendi ve 110 milyon müşterisinin verisi çalınmıştı. 

Bir diğer örnek ise gerçekten ürkütücü. Bir gün kapısına bırakılan satış broşüründeki notu gören Mike'ın canı oldukça sıkılmıştı. Çünkü üzerinde “Mike Seay, kızı trafik kazasında öldü.” yazıyordu. Kızı gerçekten de geçen yıl geçirdiği bir trafik kazası sonucu genç yaşta ölmüştü. Ancak firma bunu nasıl bilebilirdi? Oysa, ofis malzemeleri satan o firmaya sadece bir defa gitmiş ve yazıcısı için kağıt almıştı. Firmayı arayıp şikayet ettiğinde ise tabi ki yetkililer durumu inkar etti. Ancak olay medyaya taşınınca firma bizden kaynaklanmayan bir nedenle oluşan bu hatadan dolayı özür dileriz demekle yetindi. 

Acxiom, Epsilon, RapLeaf, Flurry, BlueKai... Bunlar muhtemelen çoğunuzun ismini duymadığı şirketler. Yüz milyarlarca dolarlık gözetleme sektörünün arkasındaki bu veri simsarlarının yaptığı iş, verilerimizi toplamak, analiz etmek ve reklamcılara ya da pazarlamacılara satmak. Hangi verileri topluyorlar derseniz, bir kişiye dair ulaşabildikleri ne kadar veri varsa hepsini. Bu verileri kişilerin online aktivitelerinden bankalara, kredi kartı hareketlerinden kullandıkları mobil operatörlere ya da üye oldukları yerlere kadar pek çok yerden verileri topluyorlar. 

Bu firmalardan mesela Acxiom'un arşivinde, tüm dünyadan 700 milyondan fazla kişinin bilgisi var ve her kişiye 13 haneli bir kod atanmış durumda. Bu kodlar, her biri farklı bir profil içeren 70 kümeden birine atanıyor ve kişi o profille tanımlanıyor (bilim kurgu filmi gibi?). Mesela 56 nolu kümedekiler; “30-35 yaş aralığında, üniversite mezunu, boşanmış, 1 ya da 2 çocuğu olan, orta düzey geliri olan, kirada oturan erkekler” gibi. Firma bu bilgileri olduğu gibi satabiliyor ya da kategoriyi daha da daraltmak için başka bir firmaya verebiliyor. Bu durumda diğer firma, aldığı bilgilere ek olarak; “kamuda çalışanlar”, “babası sağ olanlar”, “şu lokasyonda oturanlar” ya da “alkole düşkün olanlar” gibi daha da detaya inebiliyor. 

Bazı firmalarsa bu kümelerle ilgili çok daha derin detaylara ve özel bilgilere kadar inebiliyor. Mesela “kanser hastası olanlar”, “HIV virüsü taşıyanlar”, “X ameliyatı olanlar” ya da “cinsel saldırıya uğrayanlar” gibi. Büyük veri simsarlarından MEDBASE200 isimli şirket, bu bilgileri çok ucuz bir fiyata (1000 kişi için 79$) isteyen ilaç firmalarına satıyor. Veri simsarlarının topladığı veriler pek çok amaç için kullanılabiliyor. 

Bunlardan gün yüzüne çıkan en meşhur örnek, çoğu kişinin en azından kısmen bildiği Facebook-Cambridge Analytica (CA) skandalı. CA da veri simsarlarından veriyi alıp işleyen şirketlerden birisi. Olayı kısaca hatırlatalım. Son Amerika seçimlerinde, Trump lehine çalışan CA firması, milyonlarca Amerikalı seçmeni, yukarıdaki gibi profillere ayırmış ve her bir profile, Facebook’da gösterilmek üzere özel içerikli gösterimler hazırlamıştı. Mesela beyazların olduğu profil grubuna, Meksikalı göçmenlerin karıştığı bir olay gösteriliyor, ardından Trump’ın göçmen karşıtı vaatleri ekrana getiriliyordu. İşsiz gençlerin olduğu gruba ise Trump’ın ekonomi vaatleri ve gençlere yönelik sözleri hatırlatılıyordu. Veri simsarlarının topladığı verilerin önemli bir kısmı, bedava diye düşünüp telefona kurduğumuz uygulamalardan geliyor. Mesela Angry Birds, Candy Crush, Fruit Ninja gibi ücretsiz popüler oyunlar neden sizden lokasyona ve temel bilgilere erişim izni ister ki? Milyonlarca kişinin oynadığı bu oyunları yazan firmalar, nasıl para kazanıyor? Borsadan mı? Ya da neden Google, yıllarca üzerinde çalıştığı onlarca uygulamayı hiç para almadan herkese bedava dağıtıyor? Peki ya Twitter, Facebook, Instagram, Snapchat ve diğer uygulamalar?.. 

Facebook’un, hiçbir geliri olmayan Instagram’ı, 2012 yılında 1 milyar $ gibi oldukça yüksek bir ücret ödeyerek satın almasının nedeni neydi? Instagram’ın doğa üstü güçlere sahip (!) toplam 13 çalışanı mı, yoksa çok süper (!) bir resim paylaşma uygulaması mı? Bu soruların cevabı aslında açık: Ürün onlar değil, sizsiniz. Firmalar geliştirdiği uygulamalardan değil, onları kullanan insanlardan para kazanıyor. 2018 verilerine göre, Twitter’da bir kişinin değeri 48$, Facebook’da 253$, Google’da 359$, Amazon’da ise 1793$ ediyor. Bir firmanın envanterinde, ne kadar çok kullanıcı varsa, o kadar çok veri var demektir. Bizlerin kişisel verileri de firmalar için tekrar tekrar satılacak reklam kaynağı demektir. Bizim paylaştığımız verileri satarak, Google dünyanın en büyük 2. firması haline geldi. ”Facebook kullanmıyorum, kapattım ya da gizlilik ayarlarımı en üst düzeye getirdim.” diyerek kendinizi rahatlatan bir açıklama yapabilirsiniz ancak bilmediğiniz bir şey var: Facebook, hesabınız olmasa bile reklam ortakları sayesinde sizi izliyor. Girdiğiniz bir sitede, Facebook’un o meşhur “beğen” tuşunun olması yeterli, hesabınızın olup olmaması, o tuşa basıp basmamanız önemli değil, kayıt altındasınız. Hatta o sitede “beğen” tuşu da olmayabilir, veri simsarları vasıtasıyla ne yaptığınızı yine takip ediliyor.

Benzer şekilde Google’ın Gmail’ini de kullanmıyorum diyebilirsiniz, ancak yine bir şey fark etmiyor. Eğer Gmail hesabı olan birine mail attıysanız, bu Google’ın sizin hesabınızı mercek altına alması için yeterli, çünkü Gmail lisans anlaşmasına göre Google’ın buna hakkı var. Google, hem kendi ürünleri (Gmail, Google Docs, Google Drive, Haritalar), hem satın aldığı firmalar (Youtube gibi), hem de veri simsarları vasıtasıyla bizi bizden daha iyi tanıyor. Google’ın CEO’su şöyle demişti: "Şu an nerede olduğunuzu ve az çok ne düşündüğünüzü biliyoruz." Google ve Facebook, bu sektörün en büyük oyuncuları ancak bizi gözetleyerek verilerimizi alan analiz ederek ya da etmeyerek satan Twitter, Linkedln, Pinterest, Snapchat ve Foursquare gibi irili ufaklı binlerce firma var. Bu firmalara, “konum” bilgisine erişmek için izin vermek bile çok şey ifade ediyor. Çünkü konum bilgisi sayesinde sadece bugün nerede olduğunuzu bilmiyorlar, 1 ay önce nerede olduğunuzu da biliyorlar, daha da önemlisi yarın nerede olacağınızı da biliyorlar. 

Sadece bu kadar mı? Kişinin daha önce gitmediği halde, birden rakip firmanın binasına gitmesi ve ilerleyen günlerde o firmadan birileriyle bir kafede olması, iş değişikliği hakkında o firmalara çok şey söyler. Örneğin bir kadının, kadın doğum uzmanına gitmesi, reklamcılar için standart bir konum verisidir. Ancak sonraki süreçte o kadının, bebek ürünleri satan mağazaları ziyaret etmesi, reklamcılar açısından değerli bir veridir, çünkü artık dikkatlerini hamilelik üzerine yoğunlaştırırlar.

Tüm bu olanların nedeni, bedava diye bize sunulan uygulamalar, bir şey olmaz diye internete bıraktığımız bilgiler ve buralarda paylaştığımız bilgiler. Ve tüm bu olanlardan şikayet etmeye hakkımız yok, çünkü daha en başta “Hükümleri ve koşulları okudum, kabul ediyorum.” dedik. Aslında hiç okumadan. Bizler sanal dünya için kullanıcı değil, ürünün kendisiyiz. Ve bize dair bu verileri kullanmak isteyenler sadece reklam firmaları değil, kötü niyetli kişiler, hackerlar ya da organizasyonlar da var. Bu nedenle, şunu hiçbir zaman unutmayın: ''Hayattaki en pahalı şeyler bedavadır.'' 

Son olarak, konu hakkında detaylı okuma yapmak isteyenler için babamın önerdiği kitaplar aşağıdadır. Kesinlikle okumanızı tercih ederim. Bu kitap önerileri için de babama çok teşekkür ederim. Ayrıca üzerine basarak kitaplarla ilgili detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

6 Eylül 2020 Pazar

Geçmişten Günümüze Dünya Tarihi

Eylül 06, 2020 8
Herkese yeniden merhaba. Bugün de sizlerle biraz tarihe yolculuk etmek istedim. 2013 yılında aldığım ve en beğendiğim tarih kitabı olan Geçmişten Günümüze Dünya'yı yakından inceleyelim dedim.

Evet dediğim gibi 2013 yılından beri kitaplığımda olan bir tarih kitabı. Açıkçası ben tarih kitaplarını pek de okumam. Okumam dediğimde bazıları gerçekten ya çok sıkıcı oluyor ya da nesnel bir bakış açısıyla yazılmadığından okuma hissim kaçıyor. Ama Tolga Uslubaş'ın yazdığı bu kitap ilk doğru düzgün okuduğum bir tarih kitabı. Kitabın kapağında da dediği gibi ilk çağlardan başlayıp günümüze dek dünyanın seyrini değiştiren tarihsel olayların anlatıldığı bir kitap. Tabi kitabın sonlarına doğru siyasi olaylar artıyor. Kitabın ben de en çok iz bırakan yanı da şu oldu; görsellerle birlikte zenginleşen tarihi olaylar bende daha kalıcı olmasını sağladı. Sizi bilmem ama özellikle de tarih kitaplarında bence görsellik çok önemli.

Kitabı ilk açtığınızda karşınıza İlk Medeniyetler ve Eski Mısır Uygarlığı sizi karşılıyor. Biliyorsunuz ki birçok icadın öncüsü sayılır Mısırlılar. Hiyeroglif yazılan yazılardan tutan, matematik alanından mimarlığa kadar geniş bir yelpazede birçok ürün koymuşlar. Mısır Uygarlığını her okuyuşunuzda tüyleriniz diken diken olacaktır. O tarihin kokusu buram buram sizi de etkileyecektir. Mısır'ın genel bir görünümünden sonra Mezopotamya'nın Gelişimi'ne geçiyorsunuz. Gerçekten de inanılmaz. Sümerler, Akkadlar, Asur ve Babil derken Anadolu Medeniyetleri'ne geçiş yapıyorsunuz.

Burada kısa bir molaya geçmek istedim. Size çok komik bir anımı anlatmak isterim. Anadolu Medeniyetleri'nden birisi olan Hititleri ben Hitler diye anlıyordum. Diyordum ki; ''Yav bu Adolf Hitler değil mi?'' Gerçekten o günü asla unutamam. İlkokuldan böyle bir anıyla tarih dersini geçirmiştim. Peki sizin de böyle bir anınız var mı? Lütfen yazalım da yalnız olmadığımı fark edeyim. :)

Anadolu Medeniyetleri'nden de sonra Orta Asya'ya oradan Roma'ya; Kavimler Göçü'nden Bizans'a kadar yolculuk sürüyor. İslamiyet Öncesi Arap Dünyası'na bir bakıp Selçuklulara kadar uzanan uzun sayfalar var. Not aldığım birçok nokta olduğundan burada da kısa kısa olarak değinip geçiriyorum. Eğer siz de kitabı alırsanız dediğimi anlayacaksınızdır. Ama beni en çok etkileyen olaylar şuradan başlıyor; Avrupa'da Milliyetçilik Rüzgarları. Bundan sonra da birçok önemli tarihsel olaylar yaşanıyor. Tarih kitabı deyip geçmeyin bence, bu kitapta 19. Yüzyılda Bilimsel Gelişmeler'i, Sanatta Devrim Yılları'nı ve Batı Etkisindeki Türk Edebiyatı'na da bir göz kırpıyorsunuz.

İşte o devrim gerçekleşiyor... 1. Dünya Savaşı! Buradaki görseller gerçekten de çok acı. Birçok fakir insan sömürge yüzünden oradan oraya bir malmış gibi davranılıyor. Savaş gemileri, askerler, Sopwith Camel model uçaklara denk birçok fotoğrafa ulaşmanız mümkün. Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı anılarını ve izlenimlerini de yer verilmiş. Açıkçası birçok tarihin izleri bu kitapta toplanmış.

1929 Dünya Ekonomik Bunalımı baş gösteriyor. Bu duruma da Ekonomik Buhran adı verildi. Buhran Kuzey Amerika ve Avrupa'yı merkez almasına rağmen dünyanın geri kalanını da özellikle de sanayileşmiş ülkelerde büyük yıkıcı etkilere yol açtı. Hemen onun ardından da Almanya'nın gelişimine. Bu bölümde Adolf Hitler hakkında biyografi tarzında Almanya'nın başına gelişi anlatılıyor. 2. Dünya Savaşı da bunun ardından geliyor. Beni en çok etkileyen de Atom Bombası ve Savaşın Sonu adlı bölüm oldu. Gerçekten içler acısı.

Sömürgeler, yeni devletler, yeni akımlar derken Berlin Duvarı'nın yıkılışına geçiyoruz. 1989 yılında yıkılan bu duvar ile ilgili bilgileri bir sayfaya özetlenmiş halinde olayın genel hatlarını da öğrenmiş oluyorsunuz. Sonraki sayfalarda da dengelerin değişmesi, ekonomik sıkıntılar, SSCB'nin yıkılması ve Yeni Dünya Düzeni ile ilgili birçok detaylar da verilmiş. Kitabın 3 sayfasında en son olarak 11 Eylül Saldırısı yerini almakta. Kitapta da bahsedildiği gibi Medeniyetler Çatışması adı altında bu saldırıya da yer verilmiş. Gerçekten de tarih çok acımaz ve üzücü olaylarla dolu.

İşte bitti... Yukarıda da bahsettiğim gibi tarih çok acımasız ve üzücü. İnsanoğlu her geçen gün geliştikçe kendine daha çok zarar vermekte. Özellikle de kitapta en çok dikkatimi çeken şey ise ilk sayfalarda iklim değişikliğinden bahsetmiyorken son yıllarda özellikle de son iki yüz sayfasında sıkça yer verilmiş.Bu da dikkat çekici bir nokta bence.

Peki sizler neler düşünüyorsunuz? Okuduğunuz bir tarih kitabı var mı? Eğer varsa yorumlarda buluşalım. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!