16 Haziran 2021 Çarşamba

Hadi Ama Baba! | Christine Nöstlinger

Haziran 16, 2021 8

Herkese yeniden merhaba! Bugün biraz farklı bir türden kitap paylaşmak istedim. Gençlik romanlarını her ne kadar çok okumadığım bir tür olsa da şans vermemek elde değil. Tabii ki aralarında güzel dediğim kitaplar çıkıyor. Christine Nöstlinger'in Hadi Ama Baba! kitabı da bu türe rahatlıkla giriyor. İki gün önce Instagram'dan yorumumu paylaşmıştım. Aslında önceden yani buradan paylaşmadan Instagram hesabımdan paylaşmıyorum. Ama önceden okuduğum bir kitap olduğundan dolayı önce o hesaptan paylaşmak istedim. Oradan da güzel yorumlarını esirgemeyen sevgili arkadaşlarıma teşekkür ederek kitabımızı incelemeye başlayabiliriz artık.

Açıkçası beğenerek okuduğum bir kitap değildi. Zaten kitabı önceden okumuştum. Tabii o zamanlarda kitap ilgimi çekmişti. Eğer 13-15 yaşlarında bir okursanız tavsiye ederim fakat bu yaş dışında okurların pek beğeneceğini garanti veremem. Belki beğenirseniz. Yazarın diğer kitaplarını tabii bu kitabı okuduktan sonra bakmadım ama not aldığım bir yazar diyebilirim. Örneğin ''Konuk Değil Baş Belası'' çok güzel ve eğlenceli bir kitaptı. Fakat aynı cümle bu kitap için geçerli değil maalesef. Çerezlik ve hoş bir kitap ama biraz sıkıcı. Şimdiden söyleyeyim. Kitabımızın konusu ise şöyle başlıyor: Gazeteci annesiyle Viyana'da yaşayan Feli mutlu bir gençtir. Annesiyle grafik tasarım firması sahibi babası boşanalı epey olmuştur. Feli'nin yaşamı, arkadaşları ve özellikle yakışıklı Lorenz sayesinde oldukça renklidir. Derken bir gün annesinin, aldığı cazip bir iş teklifi nedeniyle Almanya'ya gideceklerini ve Münih'e yerleşeceklerini öğrenir. Feli, Münih'e gitmeyecektir! Bunun için tek çare, babasıyla oturabilmesidir. Oysa, babasının yaşamında Feli'ye yer yoktur...

Peki siz bu kitabı okudunuz mu? Eğer okuduysanız düşünceleriniz neler, gençlik romanları hakkında neler düşünüyorsunuz? Hak ettiği değeri alabiliyor mu? Yorumlarda buluşalım!

Tüm dünyanın severek okuduğu ödüllü yazar Christine Nöstlinger, günümüzde sayıları giderek artan ayrılmış aileler ve bu ailelerde büyüyen çocukların sorunlarını oldukça genç bir dille ve muzip bir kararlılıkla ele alıyor. Yazar, diğer kitaplarında olduğu gibi, bu kitabında da güçlü bir sosyal eleştiri sunuyor. Yetişkinlerle gençlerin birlikte okuyup, uzun süre keyifle tartışabilecekleri bir başyapıt olarak değerlendirebilir. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

İnsan çocuklardan anlamıyorsa, öğretmen olmamalı!


Hiçbir şey kesinlikle olması gerektiği gibi yürümüyor; bu yüzden alışılmışın epeyce dışında bir gece geçiriyorum... 



 

7 Haziran 2021 Pazartesi

Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi | F. Scott Fitzgerald

Haziran 07, 2021 12

Dopdolu bir aydan herkese merhaba! Bugün bir daha ''tufah'' hikaye ile karşınızdayım. Dr. Jekyll ile Bay Hyde'in Tuhaf Hikayesi kadar bilim kurgu ve fantastik olmasa da kısa ve bir o kadar etkileyici bir kitaptı diyebilirim. Kitabımıza geçmeden önce tekrardan duyurmak isterim ki kitaplar açısından Instagram hesabım üzerinden daha çok aktifim. Eğer sayfamı oradan da takip etmek isterseniz yukarı yer alan sosyal medya ikonlarının üstüne tıklayarak ya da ''konumuzkitapp'' adını yazarak hesabıma kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Orada bolca soru-cevap etkinliği ve okuduğumuz kitaplar üzerinden birçok etkinlik yapıyoruz. Takip etmeyi unutmayın diyerek muhteşem bir kitaba geçiş yapıyoruz!

F. Scott Fitzgerald'ın Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi'ni, Mark Twain'in şu sözü esinlemişti: ''Hayatın en iyi kısmının başta, en kötü kısmının da sonda olması ne yazık.'' Bu söz kitaba dair yapılan yorumlarının en iyisi diyebilirim. Öncelikle bu sözle kitabı özetlemek mümkün. Zira yaşlanma üzerine yazılmış bu nükteli, fantastik hiciv, Hollywood'un da dikkatinden kaçmamış, 2008 yılında vizyona giren film uyarlaması büyük bir ilgi görmüştü. Her ne kadar filmini izlesem de aynı tadı maalesef alamıyorum. Çünkü okurken Fitzgerald'ın birçok betimlemeleri ve kitapta geçen birçok olayın var olmadığını fark ediyorum. Bu yüzden eğer bu kitabı okumadıysanız filmini izlemenizi önermem. İlk başta kitabı okumanızı tavsiye ederim. 

Yazarımızı araştırırken çok ilginç bir şey fark ettim. Fitzgerald, doğumundan beri gerçekleşen önemli olayları kronolojik olarak kaydettiği 1910-1911 yılları itibarıyla yıllık özet tuttuğu kaynaklar varmış. Bu kaynakların -bir nevi defterler diyelim- her bir yılı özetleyici bir cümleyle belirtmiş. Örneğin: on dört yaşını, ''Çok olaylı ama bir o kadar tehlikeli.'' sözüyle özetlemiş o yılını. Hayat hikayesini okurken bir ara şaşırmıştım yazar ile ilgili nasıl bu kadar detaylı bilgiler var diye. Nedeni ise hayatındaki önemli olayları not tuttuğundan dolayı pek çok bilgi mevcutmuş. Açıkçası her yılını özellikle de eserlerini yayınladığı yaştaki özetler çok etkileyiciydi. Bir açıp okumanızı tavsiye ederim.

Kitabımıza gelecek olursak güzel ve kısa bir hikayeydi. Gün içinde bitirdim diyebilirim. Çerezlik bir kitap arıyorsanız Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi tam size göre. Kitabımız da işte böyle başlıyor; Heyecanla beklenen sıradan bir doğum, ölümün hemen eşiğinde bırakır ''küçük'' Benjamin'i Baltimore’daki hastane odasına. Anne ve babasının onu gördüklerinde yaşadıkları hayreti giderecek hiçbir açıklaması yoktur doktorların. Hiç de sıradan olmayan bu yetmişlik koca bebeği ne yapacaklarını ya da çevrelerine nasıl açıklayacaklarını bilemez hâlde hastaneden ayrılırlarken başlar işte Benjamin Button'ın Tuhaf Hikâyesi. Fitzgerald, 20. yüzyıl Amerikan ve dünya edebiyatının en önemli isimlerinden.

Peki Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesini okudunuz mu? Eğer okuduysanız Benjamin Button'ın yerinde olmak ister miydiniz? Yorumlarda buluşalım!

Ünlü eseri Muhteşem Gatsby'nin yanı sıra birçok önemli esere imza atmış olan Fitzgerald, zekice bir kurguyla oluşturduğu Benjamin Button'ın Tuhaf Hikâyesi'nde zaman kavramı ve sıradan sosyal hayatlarımız üzerine okuru düşünmeye davet etmektedir. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

Hayatlarımızı bazen yakaladığımız fırsatlar belirler. Bazen de kaçırdığımız.


Herkes hayata senin gibi baksaydı dünya nasıl bir yer olurdu hiç düşündün mü? 


Benim için kitaplar, insanlardan çok daha değerliler.


Yirmi beşlikler fazla dünya işlerine dalıyor, otuzundakiler çalışmaktan solup gitmiş oluyor; kırk.. bitmeyen uzun hikayelerin yaşı; altmış ise.. yetmişe çok yakın; ama elli en olgun yaş.. 


Tepeden tırnağa ürperdi. Onu korkunç, alışılmadık bir kader bekliyordu anlaşılan. 


Sizin gibi enerjik ve yaşam dolu gençlerin önünde parlak bir gelecek var. 


Günün birinde her birimizin üstüne çöken ve sonuna kadar da bizimle kalan ebedi uyuşukluk çoktan yutmuştu onu. 



 

5 Haziran 2021 Cumartesi

Dr. Jekyll ile Bay Hyde'in Tuhaf Hikayesi | Robert Louis Stevenson

Haziran 05, 2021 10

Herkese yeniden merhaba dostlarım! Ayın ikinci kitabı ile karşınızdayım. Geçen ay pek de istediğim gibi bir verim alamadığım için bu ay sıkı bir planlama yaptım. Umarım gerçekleştirebilirim. Peki sizlerin okuma günleri nasıl gidiyor? Okuduğunuz bir kitap var mı? Yorumlarda belirtirseniz çok mutlu olurum. Fotoğrafta da gördüğünüz gibi Karbon Yayınlarının cep boy kitaplarından birisini okudum. Geçen ay yaptığım kitap alışverişimde olan Dr. Jekyll ile Bay Hyde'in Tuhaf Hikayesi'ne başlama kararı aldım. Daha doğrusu bu kararı kardeşim İlayda verdi. Zaten alışverişi yaptığımız zaman kitabı öneren İlayda idi. Ben de baya bir merak etmiştim açıkçası. Okuduğumda da iyi ki okumuşum dediğim kitaplardan birisi oldu kendisi. 

Kitabımız 108 sayfadan 10 bölümden oluşuyor. Kitaba geçmeden önce kısacık bir yazarın otobiyografisini okuyoruz. İskoç Yazar Robert Louis Stevenson'u ben bu kitapla tanıdım desem yerinde olur. Çünkü daha önce hiç adını duymamıştım. Tabii ki bu eşsiz eseri bitirdikten sonra diğer eserlerine de bakmadım değil. Hemen araştırmaya geçtim. Sade ve akıcı bir dili var. Klasiklerin aksine okuyunca hiç sıkılmıyorsunuz. Hatta bölümler öyle hızlı akıyor ki bir bakmışsınız kitabın yarısına bile gelmişsiniz. Aslında kitabın ortaya nasıl çıktığının da bir hikayesi var. Dr. Jekyll ile Bay Hyde'ın Tuhaf Hikayesi, yazarın kâbuslarından esinlenerek kaleme aldığı eseridir. Stevenson yinelenen kâbuslarında çifte yaşam sürmekte; gündüzleri saygın bir doktor olarak çalışırken geceleri sokaklarda gezinmektedir. Tabii ki de yazarımız bu kabuslarını kaleme aktarılarak dikkat çekici bir başyapıtı ortaya çıkarır. 1886 yılında eseri yayımlandığında İngiltere ve Amerika'yı kasıp kavuran yapıt, çok sayıda tiyatro ve sinema uyarlamasıyla bir popüler kültür efsanesine dönüşerek günümüze kadar gelmiştir. Ayrıca eserinin ilk taslağını eşine gösterince beklediğinden çok farklı bir tepki almasından sonra bütün kâğıtları şömineye atarak yakmıştır. Sonrasında Bay Hyde kendisine musallat olmuş olacak ki kalemi yeniden eline alarak kitabın büyük bir çoğunluğunu üç gün içinde yazmıştır. Gerçekten olağanüstü! 

Kitabımıza gelecek olursak insanın ikili doğasını çarpıcı bir biçimde gözler önüne seren bu korku dolu bilim kurgu hikâyesini okurken, kendinizi Viktorya Dönemi'nde Londra'nın puslu, gece lambalarıyla aydınlatılmış, esrarengiz sokaklarında bulacaksınız. Zaten yazarın betimlemeleri sizi sarıp sarmalayacak. Ne çok aşırı ne de çok gereksiz betimlemeler var. Onun anlatımıyla sanki Londra'nın o puslu sokaklarında geziyormuşsunuz gibi gelecek. Gerçekten muazzam. Ayrıca kitabı okurken sanki  bir Sherlock Holmes macerasına atılmışım gibi geldi. Ayrıca o değişim bölümlerini okurken de kendimi Phantom Operası'nda buldum. O his de olaya daha çok bağladı diyebilirim.

Bu sefer de yazarımızdan bir soru gelsin! İyilik ve kötülük arasında bir sarkaçta sallanıp duran insan, aslında iblis mi melek mi? Okuyucuyu cevabı zor bir soru bekliyor. Bakalım cevaplarınız merakla bekliyorum!

Dediğim gibi bilim kurgu korku türündeki bu eşsiz eseri okumadıysanız kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. O zaman kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

Aklını mı kullanacaksın, yoksa merakının rüzgârına mı kapılacaksın?


İkiyüzlülük içime işlemiş olsa da asla bir sahtekar değildim; her iki yüzüm de samimiydi. 


Sahip olduğum güç bana o kadar çekici geldi ki... Sonunda onun kölesi oldum. 


Eğer ben günahkarların en başında geleniysem, acı çekenlerin de en başında geleni olmalıydım. 


Bu dünyanın böylesine dayanılmaz acılar ve dehşetler barındıran bir yer olduğunu düşünemedim. 


Yaşam güzeldi; onu sevdim; evet, efendim, yaşamı  severdim. Bazen her şeyi bilseydik, bu dünyadan göçüp gideceğimiz için sevinirdik diye düşünüyorum.


İnsanın gerçekten bir değil, iki kişiliği olduğu kanısına varmıştım. 



 

2 Haziran 2021 Çarşamba

Altı Yıl | Harlan Coben

Haziran 02, 2021 16

Herkese yeniden merhaba! Uzun zamandır paylaşmadığım kitap önerilerimi bugün sizlerle paylaşıyorum. Mayıs ayı okuma konusunda benim için kötü bir ay oldu. Fakat Haziran bomba gibi geliyor diyebilirim. Bu ay sizlere muhteşem kitapları buluşturmayı planlıyorum. Umarım bu isteğimi gerçekleştirebilirim. Burada pek kitap açısından aktif olamasam da Instagram hesabım üzerinden baya bir aktifim. Anketler olsun soru cevap olsun kitaplar üzerinden tartışmalarımız ve okuma günlüklerimiz daha aktif. Eğer beni takip etmiyorsan aşağıdaki sosyal medya bölümünden takip edebilirsin. Peki sizler nasılsınız? Nasıl gidiyor okumalar? Yorumlarda yazmayı unutmayın! Haydi bu ayın ilk kitabına geçiş yapalım!

Harlan Coben'den okuduğum en iyi kitap olarak başlamam yanlış olmaz diyebilirim. Tabii bu spesifik olarak Coben'den okuduğum ikinci kitap. Yani diğer kitaplarını kıyaslamadan ilk okuduğum Yüksek Gerilim'den bu çıkarımı yapıyorum. Yüksek Gerilim'in yorumunu okumak için buraya tıklayabilirsin. Dediğim gibi Yüksek Gerilim okurken olaya tam olarak bir bağ kuramamıştım. Kötü müydü, asla değildi. Polisiye gerilim hayranı olarak zaten Harlan Coben'i yakından takip ediyorum. Altı Yıl'da kardeşim Aleyna sayesinde tanıştığım bir kitap oldu. Tabii ki ilk önce Aleyna okudu. Okuduğu anda (o sırada ben de Altıncı Koğuş'u okuyordum) bana gelerek: ''Kesinlikle okumalısın. Çokkk güzeldi!'' diyerek kitaba karşı olan hayranlığını bana bildirdi. Kitabı öve öve bitiremedi. Tabii ki ben de o sırada okuduğum kitabı bitirdikten sonra sıralamayı değiştirerek Altı Yıl'a başlamaya karar verdim. Şu an düşünüyorum ki iyi ki böyle karar vermişim. Çünkü hiç pişman olmadım.

Kitap 400 sayfa ve 36 bölümden oluşuyor. İlk bakışta biraz göze korkutucu gelse de bir çırpıda okunan çerez kitaplardan kendisi. Her bölüm ayrı bir heyecan diyebilirim. Ama 36 bölüm nasıl bir bölüm derseniz, her bölüm büyük bir merakla bitiyor, büyük bir heyecanla başlıyor. Bölüm sayısının fazla olması biraz göze korkutucu gelebilir fakat bir yarım saat oturup okumaya başladığınızda çoktan yarısını hatta yarısından fazlasını bitirdiğinizi fark ettiğinizde şaşıracaksınız. Açıkçası ben de o etkiyi yarattı. Polisiye gerilim türüne hayran olan birisi olarak Harlan Coben'den bu kadar efsane bir olayı nasıl kurguladığını çok merak ediyorum. Spoiler vermemek adına şu an çırpınsam da tek şunu itiraf edebilirim ki kitabın son sayfasına kadar hiçbir şey belli olmuyor. Kurgusal açıdan bu kadar profesyonelce düşünülüp yazılan bir kitap çok az vardır. Harlan Coben'in Altı Yılı da bu kategoriye aday.

Kitabın konusuna gelecek olursak; Başarılı bir öğretim görevlisi olan Jake Fisher tezini yazmak üzere gittiği yaz kampında Natalie adındaki ressamla tanışır. Birbirlerine ilk görüşte âşık olurlar fakat Natalie yaz sonunda Jake'ten nedensizce ayrılıp eski sevgilisi olduğunu söylediği Todd ile evlenir. Genç adam olan bitene inanabilmek için düğüne gitse de aradığı cevabı bir türlü bulamamıştır. Yine de Natalie'ye onları rahat bırakacağına dair söz verir. Altı yıl sonra Jake ofiste öğrencisiyle görüşme yaptığı esnada bir ölüm ilanı görür. Bu ilan Natalie'nin kocası Todd'a aittir. Jake yıllar sonra eski aşkını görme umuduyla cenazeye gitmeye karar verir ancak cenazede gördüğü kişi o değildir. Üstelik yaslı dul, Todd'la on yılı aşkın süredir evlidir ve Natalie'yi tanımamaktadır. Bunun üzerine Jake olayın üstüne gitmeye karar verir. İlk olarak hayatının aşkıyla tanıştığı kampa gider fakat kasabadakiler orada bir kampın hiçbir zaman olmadığını buranın yıllardır bir çiftlik olduğunu söylemektedirler.

Olayı araştırdıkça hayatını büyük bir tehlikeye attığını anlayan Fisher, hiç ummadığı tuhaflıklarla karşılaşır ve aslında en yakınındaki insanların bile kendisinden yıllardır sakladığı gerçekleri gün yüzüne çıkarmak üzeredir...

Peki sorum sizlere gelsin: Harlan Coben'in herhangi bir kitabını okudunuz mu? Eğer okuduysanız bu kitap hangisi? Yorumlarınızı merakla bekliyorum...

Dediğim gibi bir şans vermelisiniz. Ayrıca benim gibi polisiye gerilim hayranı iseniz kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

İlk görüşte aşka inanır mısınız? Ben de inanmam. Ancak ilk görüşte büyük, yalnızca fiziksel olmanın ötesinde bir çekime inanırım.


Suçlu bulunmamakla masum bulunmak arasında büyük fark vardır. 


Umut acımasızdır. Umut fiziksel acıyı geri getirir. 


İnsanın bir şeyi gerçekten istediğinde mantığına uygun kılabilmesi ne kadar hayret verici.


Hepimizin kendine özgü hayalleri, umutları, arzuları ve kalp kırıklıkları vardır. Hepimizin kendine has çılgınlıkları vardır. 


Her ikimiz de normal hayatımızdan ve bunun getirdiği her türlü sıradanlıktan uzak olduğumuzdan, ilişkimizin gerçeküstü bir kalitesi oldu. Belki de onu böylesine mükemmel kılan buydu. 


Arka sırada oturup hayatım boyunca seveceğim tek kadının başka bir adamla evlenmesini seyrettim.

 


 

30 Mayıs 2021 Pazar

Blogger Gazetesi | 25. Sayı

Mayıs 30, 2021 28

Herkese yeniden merhaba. Blogger Gazetesinin 25. sayısı da çıktı! Bu sayıda birbirinden güzel bloglar ve çok özel konuklarımız var. Tekrardan belirtmek isterim ki siz de üçüncü sayfada köşe yazarı olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey sayfamdaki iletişim bölümünden paylaşılacak olan yazınızı bana göndermek. Her yayında dediğim gibi eğer siz de gazetede yer almak istiyorsanız aşağıdaki yorum bölümünden belirtmeniz yeterlidir. Ama özel bir yazınızı gazetede olmasını istiyorsanız yorum bölümünde yazarsanız sevinirim. Ayrıca bu hafta gazetemizde yer alan sevgili arkadaşlarımın sayfalarına aşağıdaki linklerden kolayca ulaşabilirsiniz. Sayfalarını ziyaret etmeyi ve yorum bırakmayı unutmayın. Güzel ve sağlıklı bir pazar günü dilerim.


8 Dakika (Kitap Yorumu) | Patates'in Kitaplığı

Vicdanım Öyle Rahat Ki... | Kalbe Dokunmak EsTen

Daha İyi Yazmak İçin 2 | Bir Yıldızın Hikayesi

Araba Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz? | Hayat40tansonra

Masal Kitaplarında Keşke Çıkmak | Kitap Keşfimm

Bulut Yumurta Tarifi | Kayıp Fısıltı

Dar Zamanı | Sade ve Derin

Yıldızımın Barışmadığı Kitaplar | Gözlüklü Kitap

Sen ve Ben | Duygu'nun Mekanı

Furkan'ın Kitapları | Instagram Sayfası

Kitap Gözüm (Didem) | Instagram Sayfası

23 Mayıs 2021 Pazar

Blogger Gazetesi | 24. Sayı

Mayıs 23, 2021 36



Herkese yeniden merhaba! Blogger Gazetesinin 24. sayısı da sizlerle. Yine muhteşem ve dolu dolu bir gazete oldu. Bu arada üçüncü sayfa da çok beğenildi. Yorumlarınızı teker teker okudum ve çok mutlu oldum. Ayrıca belirtmem gerekir ki siz de üçüncü sayfada köşe yazarı olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey sayfamdaki iletişim bölümünden paylaşılacak olan yazınızı bana göndermek. Her yayında dediğim gibi eğer siz de gazetede yer almak istiyorsanız aşağıdaki yorum bölümünden belirtmeniz yeterlidir. Ama özel bir yazınızı gazetede olmasını istiyorsanız yorum bölümünde yazarsanız sevinirim. Ayrıca bu hafta gazetemizde yer alan sevgili arkadaşlarımın sayfalarına aşağıdaki linklerden kolayca ulaşabilirsiniz. Sayfalarını ziyaret etmeyi ve yorum bırakmayı unutmayın. Güzel ve sağlıklı bir pazar günü dilerim.


Daha İyi Yazmak İçin | Bir Yıldızın Hikayesi

Eriklitepe Tabiat Parkı Gezisi | Hayat40tansonra

Beyaz Gemi (Kitap Tanıtımı) | Duygu Emanet

Oz Büyücüsü (Kitap Tanıtımı) | Kağıttan Dünyam

Wanda Vision | Buzlar Kraliçesinin Blogu

Olduğunuz Kişiden Hoşlanıyor Musunuz? | CZBN

Kendi Dünyasından Günlükler | Kendi Dünyasında

Tale Of The Nine Tailed (Dizi Yorumu) | Mor Düşler Kitaplığı

Sıradan Bir Gün (Kitap Yorumu) | Kitap Keşfi

Duvarlara Veda | Sanat Penceresi

9 Mayıs 2021 Pazar

Blogger Gazetesi | 23. Sayı

Mayıs 09, 2021 28




Herkese yeniden merhaba! Bugün yine muhteşem bir Blogger Gazetesiyle birlikteyiz. Ama sürprizlerle dolu bir gazetede! Üçüncü sayfamızı da sizlerle paylaşıyorum. Bu sayfada gündemden, eğitimden, teknolojiden aklınıza gelen her türlü konudan konuşup tartışacağımız bir bölümümüz olacak. İlk bölümün açılışını ben yaptım. Bu da demek oluyor ki sizler de bu sayfada yer alabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey sayfamdaki iletişim bölümünden paylaşılacak olan yazınızı bana göndermek. Detayları zaten gazetede yer verdim. Şimdiden çok heyecanlıyım. Umarım beğenirseniz.


Her yayında dediğim gibi eğer siz de gazetede yer almak istiyorsanız aşağıdaki yorum bölümünden belirtmeniz yeterlidir. Ama özel bir yazınızı gazetede olmasını istiyorsanız yorum bölümünde yazarsanız sevinirim. Ayrıca bu hafta gazetemizde yer alan sevgili arkadaşlarımın sayfalarına aşağıdaki linklerden kolayca ulaşabilirsiniz. Sayfalarını ziyaret etmeyi ve yorum bırakmayı unutmayın. Güzel ve sağlıklı bir pazar günü dilerim.

Sanat Tarihi Saati! | Cansu Gündüz

Ücretsiz Blog Tanıtımı | BilgiLaryum

Ay Işığı | Beş Senede Devri Alem

Fatma Dizi Yorumu | Gözlüklü Kitap

Lise Hatıralarım | Duygu Emanet

Her Son Yeni Bir Başlangıçtır! | Dlkgzr

Yazma Motivasyonu | CZBN

Olağanüstü Bir Gece | Kitap Keşfi

Karantinada Neler Yapabiliriz? | Gamzeli Kız

Bu Çizimi Sen Yorumla! | Sanat Penceresi

7 Mayıs 2021 Cuma

İthaki Yayınları | Yayınevi Önerileri

Mayıs 07, 2021 22

Herkese yeniden merhaba! Bugün kitap önerisi dışında yayınevi önerisinde bulunacağım. Öncelikle bu serimizi ilk olarak Instagram sayfamdan paylaştım. Bundan dolayı Instagram hesabımdan da beni takip etmeyi unutmayın. Bu serimizi sizlerle paylaşmamın amacı aynı nasıl kitap önerilerimi sizlerle paylaşıyorsam aynı şekilde yayınevi önerilerimi de sizlerle paylaşacağım. Bu konuda yayınevi önerilerinizi de bekliyorum. Yorumlar bölümünden önerilerinizi yazabilirsiniz. İthaki Yayınları genel olarak beğendiğim bir yayınevi. Kitapların hem kalitesi hem de çevirileri çok başarılı diyebilirim. Çoğumuz zaten İthaki’yi bilim kurgu serilerinden tanırız. Yaptığım birçok kitap alışverişlerinde İthaki’nin Bilim Kurgu serilerinden tamamlamaya çalışıyorum. Eğer bilim kurguna adım atmak istiyorsanız kesinlikle İthaki’yi öneririm. Ayrıca İthaki sadece bilim kurgu türünde değil birçok türde eserler mevcut. Fantastik, polisiye-gerilim, dünya klasikleri, çizgi romanlar, tarih, felsefe, sosyoloji, siyaset... 1997 yılında kurulan ve 2017 itibariyle binden fazla kitap yayımlayarak Türkiye’nin en büyük on nadir yayınevlerindendir. 

Kitaplığımdan da İthaki Yayınlarının en beğendiğim üç kitabını seçtim. Bunlar; 

🚞 Trendeki Kız 10/10
🌊 Karanlık Sular 10/10
🚒 Fahrenheit 451 10/10

Fotoğrafta yer alan üç kitabın detaylı yorumuna üzerlerine tıklayarak kolayca ulaşabilirsiniz. Hepsinin ayrı ayrı ve detaylı olarak yorumladım. Dediğim gibi İthaki Yayınlarının en beğendiğim üç kitap. Hem kurgu olsun hem kalite olsun kesinlikle okumanızı tavsiye ettiğim kitaplar. Tabii ki İthaki Yayınlarının birçok kitabı var. Diğer kitaplarını da her alışverişimde edinmeye çalışıyorum. Peki günün sorusu gelsin o zaman!

Peki sizler İthaki Yayınları hakkında neler düşünüyorsunuz? Kitaplığınızda bulunan İthaki Yayınlarına ait hangi kitaplar var? Yorumlarda buluşalım!

2 Mayıs 2021 Pazar

Blogger Gazetesi | 22. Sayı

Mayıs 02, 2021 38



Herkese yeniden merhaba. 22. sayımız da çıktı. Önceki gazeteler için buraya tıklayabilirsiniz. Geçen hafta yoğunluktan dolayı gazetemizi yayınlayamamıştık. Ama bu hafta da birbirinden güzel, ilginç yayınları sizlerle buluşturduk. Umarım bu sayıyı da beğenirseniz. Her yayında dediğim gibi eğer siz de gazetede yer almak istiyorsanız aşağıdaki yorum bölümünden belirtmeniz yeterlidir. Ama özel bir yazınızı gazetede olmasını istiyorsanız yorum bölümünde yazarsanız sevinirim. Ayrıca bu hafta gazetemizde yer alan sevgili arkadaşlarımın sayfalarına aşağıdaki linklerden kolayca ulaşabilirsiniz. Sayfalarını ziyaret etmeyi ve yorum bırakmayı unutmayın. Güzel ve sağlıklı bir pazar günü dilerim.

26 Nisan 2021 Pazartesi

Gece Nöbeti | Tess Gerritsen

Nisan 26, 2021 18

Herkese yeniden merhaba. Bugün nedense sizlerle paylaşamadığım bir kitabı paylaşacağım. Öncelikle şunu belirtmem gerekir bu hafta gazetede yayınlanacak. Geçen hafta çok yoğun olduğumdan dolayı gazetemizi hazırlayamadım. Ama bu hafta pazar günü yayında olacak. Mesajlarınız için teşekkür ederim. Bugün polisiye gerilimden çok tıbbi gerilim türünde olan bir kitaptan bahsedeceğim. Tess Gerritsen'i çoğunuz duymuştur. Son dönemde adından çokça söz ettiren yazarımız Tess Gerritsen'i daha çok Rizzoli & İsles serilerinden tanırız. Daha doğrusu benim için öyle oldu. O serileri çok sevdiğimden yazarın kitaplarını okumayı asla bırakmadım. Onun da yorumu birkaç güne gelir. Eğer bahsedeceğim bu kitabın konusu beğendiyseniz ve bu türden kitaplar okumak istiyor fakat nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız Tess Gerritsen'i size kesinlikle tavsiye ederim. Benim yazarı tanıma kitabım ilk Cerrah ile başladı. Onun yorumu için buraya tıklayabilirsiniz. Okudukça okudum diyebilirim. Aynı zamanda yazarımız bir doktor olduğundan kitaplarındaki betimlemeler çok gerçekçi. Eğer kandan filan korkuyorsanız ya da bu tür kitapları okumayı sevmiyorsanız hiç başlamanızı önermem.

Kitabımız oldukça heyecanlı başladığını belirtmem gerek. Başta ölen birisi, ameliyatı cinayete dönen bir doktor ve kaybolan ihtiyar bir adam. Tabi artık yazarımıza alışınca bunların net bir şekilde birleşeceğini anlıyorsunuz. Ama nasıl olacağı konusu hep bir merak içeriyor okura. Bu yüzden oldukça keyifli ilerlediğini belirtebilirim. Ana fikrimiz şu; Sağlıklı oldukları bilinen insanlar var ve bunlar bir anda başta aileleri olmak üzere kimseyi hatırlamıyorlar. Kendilerine ne oldukları bilinmiyor. Bunun çoğalmasıyla durum ciddileşiyor ve araştırmalar da bunun üzerinden yürütülüyor diyebiliriz. Toby Harper bir hastanede acil servis doktoru olarak görev yapmaktadır. Hayatın bütün yükleri omuzlarındadır Toby'nin. Zaten hastanedeki gece nöbetleri başlı başına sıkıntı iken Alzheimer olan annesi ile de ilgilenmek zorundadır. 

Bir gece acil servise yol kenarında çıplak halde bulunan bir yaşlı bir adam getirirler. Adam yaşına göre çok sağlıklı görünmektedir ama bir tuhaflık vardır. Teşhis koyamadan başka bir acil hasta ile ilgilenmek zorunda kalır. O hastayı kaybeder yaşlı adamda ortadan kaybolur. Hastane yönetimi durumdan Toby'i sorumlu tutar. Kaybolan hastasıyla aynı belirtileri gösteren bir vaka ile tekrar karşılaşınca teşhisi (ölümlerin sebebini) araştırmaya başlar. Bu araştırma sürecinde Toby hem aşkını bulacak hem de annesinin ve kendi hayatını tehlikeye atacaktır. Çünkü bir grup araştırmacı doktorun işlettiği zengin yaşlı bakım eviyle ilgili bilinmemesi gereken bazı sırları ortaya çıkarmak üzeredir. Tess Gerritsen tıp diline ait terimleri oldukça sık kullansa dahi çok fazla takılmıyorsunuz. Anlamını bilmediğiniz bu terimler sizi sıkmak yerine daha çok kendine bağlıyor. 

Tıbbi gerilim denilince bence ilk sırada yer alması gereken bir yazar. Nitekim Gece Nöbeti isimli kitabı da bunu gözler önüne seriyor. Dediğim gibi bu türde kitapları seviyorsanız kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

Peki hiç Tess Gerritsen kitaplarını okudunuz mu? Eğer okuduysanız bu kitap hangisi? Yorumlarda buluşalım!

Canlı egolar yerine ölü bedenlerle uğraşmayı tercih ederim.


Neşter kesiğinin iyileşmiş olduğu parmağına baktı; geride minicik bir yara izi kalmıştı. Bu, kendi ölümlülüğünü, görünüşte zararsız olan olayların insanı nasıl felakete götürebileceğini hatırlatıyordu. Bir kaldırımdan çok erken inmek. Bir önceki uçağa binmek. Yatağa girmeden önce son bir sigara içmek. Ölüm nöbetçisi sürekli izliyor, fırsatını bekliyordu. 


Doğduğumuz andan itibaren, hepimizin son durağı ölüm işte. Sadece o durağa ne zaman ve nasıl ulaşacağımızı bilmiyoruz. 


Hangimiz aynaya bakıp da kendisine bakan yaşlı yüzün kendisi olduğunu kabul etmeye yanaşır?



 

19 Nisan 2021 Pazartesi

Emojilerle Kitap İsimlerini Bulun! #3

Nisan 19, 2021 36

Herkese yeniden merhaba! Bugün en çok beğendiğiniz Emojilerle Kitap İsimlerini Bulun! etkinliğimizin üçüncüsü sizlerle. Önceki etkinlikler için buraya tıklamayı unutmayın.

Özellikle kitaplar ile ilgili yapılan etkinlikleri kaçırmadan takip etmeye çalışıyorum. Ayrıca sizler de bana sosyal medyadan yolluyorsunuz buldukça. Bunun için öncelikle sizlere teşekkür ederim. Emojilerle kitap isimleri özellikle de hem edebiyatımızdan hem de dünya edebiyatından eserler olması bir nevi de bilmediklerimizi öğrenmiş oluyoruz. Eğer bildiğiniz bunun gibi güzel ve eğlenceli etkinlikler varsa ya yorumlar bölümünden ya da iletişim bölümünden bana gönderebilirsiniz. Ama edebiyat ile ilgili olursa daha iyi olur.  Dediğim gibi önerilerinize açığım.

Yandaki fotoğrafta da gördüğünüz gibi on adet eser var. Bu eserlerin isimleri emojilerle gizli. Yapmanız gereken emojinin arkasına saklanan eserin ismini bulup yorumlarda yazmanız. Eğer fotoğraf sizde küçük görünüyorsa üstüne tıklayarak büyütebilirsiniz. Tek seferde hepsini doğru bilenler bu hafta yayınlanacak olan Blogger Gazetesinde yer alacaktır. Bakalım kimler hepsini doğru bilecek...

Spoiler yememek için hızlıca yorumları atlayabilirsiniz. Etkinliğin cevapları Blogger Gazetesinde yer alacaktır. Ayrıca tekrardan belirttiğim gibi bunun gibi eğlenceli etkinlikleri biliyorsanız benimle paylaşmayı unutmayın. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın! Herkese bol şans...

18 Nisan 2021 Pazar

Blogger Gazetesi | 21. Sayı

Nisan 18, 2021 38

Herkese yeniden merhaba! Gazetemizin 21. sayısı fırından çıktı. Önceki sayılar için buraya tıklayabilirsiniz. Bu hafta da birbirinden güzel içerikleri sizlerle paylaşmak istedim. Kitap, film önerileri; birbirinden güzel derleme öyküler ve daha fazlası... Umarım bu sayıyı da beğenirseniz. Eğer siz de gazetede yer almak istiyorsanız aşağıdaki yorum bölümünden belirtmeniz yeterlidir. Ama özel bir yazınızı gazetede olmasını istiyorsanız yorum bölümünde yazarsanız sevinirim. Ayrıca bu hafta gazetemizde yer alan sevgili arkadaşlarımın sayfalarına aşağıdaki linklerden kolayca ulaşabilirsiniz. Sayfalarını ziyaret etmeyi ve yorum bırakmayı unutmayın. Güzel ve sağlıklı bir pazar günü dilerim.

14 Nisan 2021 Çarşamba

Kitapyurdu'ndan Aldığım Kitaplar #2

Nisan 14, 2021 16

Herkese yeniden merhaba! Bugün yine birbirinden güzel ve dopdolu bir kitap alışverişiyle birlikteyiz. Önceki Kitapyurdu siparişim çok hızlı gelmişti. Fakat bu siparişimde Kitapyurdu kitapları hızlı tedarik etti fakat PTT üç günde getirdi. Sadece kargo konusunda gecikme yaşandı. Gerisi hızlıydı diyebilirim. Olsun, kitaplarıma kavuştum ya... Üç kardeş olduğumuzdan üçümüzün de farklı tercihleri oluyor. Bu tercihler de birçok kitap getiriyor. Önceki kitap alışverişlerimiz için buraya tıklayabilir, kitap önerilerime kolayca ulaşabilirsiniz.

İlayda'nın Aleyna'nın ve benim seçtiklerimi teker teker ayırdım ve fotoğraflarını öyle çektim. Örneğin yandaki fotoğraftaki kitapları Aleyna'nın seçimi. Stephen King'in ilk kitabı olan Göz'den Harlan Coben'in Altı Yıl'ına kadar geniş bir yelpazede bir listesi var. Şu an Harlan Coben'in Altı Yıl adlı kitabını okudu. Dediğine göre çok güzelmiş. Ben de hemen başlamayı düşünüyorum. Çünkü kitabı ilk günden bitirdi. Zaten Harlan Coben'in kitapları hem dil açısından hem de ilginç konular seçmesi okunurluğu arttırıcı etkenlerinden biri. Eğer polisiye gerilim türünü seviyorsanız okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.

Üçümüzün de zevkleri birbirine yakın olduğundan okuyacağım birçok kitabım oldu diyebilirim. Aldıklarıma bakınca okumamak için kendimi tutamıyorum. Şu an İlayda'nın seçiminde olan Nietzsche'nin eseri Deccal'i okuyorum. Şu an güzel gidiyor. Onun da yorumu bugün yarın gelir. Seçtiğimiz kitapların çoğu klasik olduğundan hızlı bitiyor kitaplar. Fakat dediğimiz gibi ''klasik'' olunca sindirerek okumak daha iyi oluyor. Örneğin bir solukta okuyabileceğim bir klasiği iki üç güne yayarak okuyorum. Böylece yazarın anlatmak istediğini daha iyi kavrayabiliyorum. Peki sizler nasıl okuyorsunuz klasikleri? Yorumlarda taktiklerinizi bizlerle paylaşın.

Evet, yandaki fotoğraftaki kitaplar da İlayda'nın seçimi. Klasiklerin yoğun olduğu bir seriyi seçti. Şu an okuduğum Deccal de İlayda'nın seçtiklerinden. İlayda'nın seçimleri daha çok felsefi alanında. Gördüğünüz gibi yine Karbon Yayınlarının cep boy klasiklerini seçtik. Üçümüz de cep boy olarak klasikleri aldık. Çünkü ilk deneyimimizde gayet başarılı ve kaliteliydi. Biz de artık klasikleri bu tür almaya karar verdik. Sizlere de tavsiye ederiz. Diğer cep boy kitaplarına göre daha kaliteli basımı var. Cep boy kitaplar için Karbon Yayınları en iyi seçim diyebilirim. Peki hiç cep boy kitapları kullandınız mı? Eğer kullandıysanız hangi yayınevinin cep boy kitaplarını kullanıyorsunuz? Yorumlarınızı ya da önerilerinizi aşağıdaki bölümde bizlerle paylaşabilirsiniz.

Evet sıra geldi benim seçtiklerime... Gördüğünüz gibi tümü Karbon Yayınlarına ait olan klasik kitaplar. Goethe'den Jack London'a; Ömer Seyfettin'den Franz Kafka'ya kadar geniş bir yelpazede kitaplarımı seçtim. Özellikle de Ömer Seyfettin'in Diyet adlı kitabını belirtmek isterim. Uzaktan eğitimde derslerimize devam ederken saygıdeğer Asuman Öğretmenim, Milli Edebiyat dönemini anlatırken konu Ömer Seyfettin'e gelmişti. Ömer Seyfettin'in bir çocuk yazar olmadığı hakkında konuşurken Diyet adlı kitabını da bizlere anlattı. O dersten sonra hem konusunu merak ettiğimden hem de öğretmenimin anlattıklarından etkilendiğim için almak istedim. Bakalım nasıl bir serüven olacak? Bir diğer değinmek istediğim konu ise Goethe'nin Faust adlı eseri cep boyunda üç cilt olarak birlikte geldi. Yani ayrı ayrı almanıza gerek yok. Aynı şekilde Vadideki Zambak da iki ciltli.

Peki Alışverişteki Kitaplar Neler?

  • Göz - Stephen King
  • Diyet - Ömer Seyfettin
  • İlk Aşk - İvan S. Turgenyev
  • Deniz Feneri - Virginia Woolf
  • Beyaz Diş - Jack London
  • Vanya Dayı - Anton Çehov
  • Genç Werther’in Acıları - Goethe
  • Dönüşüm - Franz Kafka
  • Vişne Bahçesi - Anton Çehov
  • Faust - Goethe
  • Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi - F. Scott Fitzgerald
  • Vadideki Zambak - Honore De Balzac
  • Sokrates’in Savunması - Platon
  • Doktor Jekyll İle Bay Hyde’in Tuhaf Hikayesi
  • Deccal - Friedrich Nietzsche
  • Ecce Homo - Friedrich Nietzsche
  • Böyle Söyledi Zerdüşt - Friedrich Nietzsche
  • Obsesif Kompulsif Bozukluk - David Veale, Rob Wilson
  • Altı Yıl - Harlan Coben
  • Bir Delinin Anıları - Gustave Flaubert
  • Bir Ölümün Defteri - Halid Ziya Uşaklıgil
  • Morgue Sokağı Cinayetleri - Edgar Allan Poe
  • Genç Kız Kalbi - Mehmet Rauf
  • Üç Romantik Hikaye - Kleist - Chamisso - Hoffmann
Peki aralarında okuduğunuz kitaplar var mı? Yorumlarda buluşalım! Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın. Seviliyorsunuz...

12 Nisan 2021 Pazartesi

Altıncı Koğuş | Anton Çehov

Nisan 12, 2021 20

Herkese yeniden merhaba! Bugün yine Rus edebiyatının öncülerinden birisi olan Anton Çehov'un Altıncı Koğuş adlı kitabını inceleyeceğiz. Bir önceki kitap önerimde de yine aynı yazarın üç hikayesinin bulunduğu kitabı incelemiştik. Okumayanlar buradan ulaşabilir. Aslında farklı bir yazara geçmeden elimde olan diğer eserini okumak istedim. İyi ki de başka bir yazara geçmemişim diyorum.

Instagram'dan beni takip edenler bilir. Bundan bir gün önce Kitapyurdu'ndan verdiğim ikinci siparişim de eve geldi. Aşağı yukarı yarın veya bu hafta içinde paylaşmış olacağım. O listede de Anton Çehov'dan birkaç kitap vardı. Yazarın birkaç eserini okudukça diğer eserlerini de merak ediyorsunuz. Açıkçası klasikler benim için bir gölge iken şimdi bir bankta oturup havadan sudan konuştuğum bir arkadaşım gibi. Aslında okudukça klasiklerin mantığı da anlaşılıyor bence. Ayrıca okudukça okuyasınız da geliyor. Benden söylemesi...

Anton Çehov, Rus edebiyatının yapıtaşlarından olmakla beraber modern öykünün de ustaları arasında sayılmaktadır. Ayrıca yazar Puşkin ödülünü de kazanmıştır. Kendisi aynı zamanda bir doktordur. Mesleğini birçok eserinde yansıtmıştır. Altıncı Koğuş'u kısacık özetlemek gerekirse normallik ile anormalliğin ne olduğunu sorgulatan; bunu yaparken de toplumun anormal olarak gördüğü kişilere karşı tutumuna değinen bir kitap. Okuması oldukça kolay ama okunanlardan ders alınması gereken bir eser diye düşünmekteyim. Hatta Lenin'in de yapıtı okuduktan sonra dehşete kapıldığı, ''Kendimi Altıncı Koğuş'a kapatılmış gibi hissettim.'' dediği rivayet edilmektedir. Açıkçası bu rivayet değil bana göre. Çünkü kitap bittiğinde de aynı hissi ben de hissettim.

Çehov bir taşra kasabasındaki akıl hastanesinde geçen bu novellasında, eğitimli bir hasta olan İvan Dmitriç ile Doktor Andrey Yefimıç arasındaki felsefi çatışmaya odaklanmaktadır. İvan Dmitriç maruz kaldıkları adaletsizliğe, içinde yaşamaya zorlandıkları berbat koşullara karşı çıkarken Andrey Yefimıç bunları görmezden gelmekte ısrar eder ve durumu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Doktor sonunda içine düştüğü ''felsefi'' yanılgının farkında vardığında ise artık iş işten geçmiştir. Çehov'un bu eserinde vurgulamak istediği Rusya'nın ve ülkenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izlemeyi tercih eden elit, aydın Rus kesiminin ''deliliği''nin simgesidir adeta. Okurken de vurgulamak istediğini kolayca anlayabilirsiniz. Özellikle de hasta ile doktorun konuşmalarında.

Doktor Andrey Yefimıç'ın “Benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek bir akıllı adam bulabilmemdir. Ama o da bir deli!” sözü bu hikayenin tek başına özeti aslında. Aslında Anton Çehov'un Kara Keşiş hikayesine de benziyor diyebilirim. Onda da delilikle dahilik arasındaki ince çizgiyi vurguluyordu. Dediğim gibi bir yazarın eserini okuduktan sonra daha çok hangi konuya hakim olduğunu az buçuk tahmin edebiliyorsunuz. Kesinlikle iki kere okunulması ve okutulması gereken muazzam kitaplardan. Bir çırpıda okuyup rafa kaldırmayın. Okuyun ve düşünün. Zaten Çehov da bunu istiyor. Okuyup düşünmek ve sorgulamak...

Peki sorum sizlere gelsin: Anton Çehov'un Altıncı Koğuş'unu okudunuz mu? Eğer okuduysanız doktor ile hastanın diyaloglarını nasıl buldunuz? Kendinizi hiç Altıncı Koğuş'a kapatılmış gibi hissettiniz mi? Yorumlarınızı merakla bekliyorum!

İnsan topluluğu tekdüzeliğe, toplum tarafından bize dayatılana, bencilliğe, duyarsızlığa ve kayıtsızlığa o kadar alışmış ki tam tersini yapan bir insan görünce hastalıklı ve anormal olarak adlandırılıyor. Binlerce insanın içinde bir kişi farklı olsa; belki sadece o kişi doğru olsa bile maalesef sorunlu olarak adlandırılıyor. Kitap, bize şu soruyu soruyor; Akıl hastası olanlar aslında kim?

Sürükleyici ve bir o kadar da sorgulatan nadir klasiklerden birisi Altıncı Koğuş. Okurken altını çizdiğim o kadar cümle var ki... Kitabı bitirdikten sonra bir daha okudum. Size de öneririm. Özellikle de bu şaheseri bir kez değil birkaç kez okumanızı öneririm. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

Acıyı küçümsersiniz, ama parmağınızı kapıya sıkıştırdığınız vakit en yüksek perdeden inlersiniz!


İnsanın huzuru ve memnuniyeti dışarda değil içerdedir.

Nasıl yani?

Sıradan bir insan iyiyi ya da kötüyü dışardan, düşünen bir insan da kendinde bulur.


Elimizin altında kitaplar var ama bu canlı bir sohbetin, karşılıklı ilişkinin yerini tutmuyor. Bence kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor.


Alçaklar iyi beslenip giyinirken dürüst olanlar kırıntılarla beslenmekteydi.


Acıyı küçümseyebilmek, her daim memnun olmak ve hiçbir şeye şaşırmamak için ya da her türlü duyarlılığı yitirmek için sonuna kadar acıyla yoğrulmak, başka bir deyişle, artık yaşamamak gerekir.


Hayatı idrak etmeye çabalayan özgür ve derin düşünce, saçma dünyaevi kaygıları tamamıyla hor görme; işte bu iki şey, insanın daha yükseğini göremeyeceği iki lütuftur.


Maddi ve manevi pisliği bir yerden kovsanız o mutlaka oradan kalkıp bir başka yere konar.



 

11 Nisan 2021 Pazar

Blogger Gazetesi | 20. Sayı

Nisan 11, 2021 32






Herkese yeniden merhaba! Blogger Gazetemizin 20. sayısı da çıktı. Ayrıca gazetemiz 1 yaşında! Bu serüvende emeği geçen herkese tekrardan çok teşekkür ederim. Bu hafta bol bol kitaplarla ilgili konuştuk. Bu yüzden bu haftaki gazetenin ana teması da kitapla üzerine. Umarım beğeneceğiniz bir sayı olur. 20. sayı da çok güzel oldu bana göre. Gazetede yer alan arkadaşlarıma tekrardan teşekkür ediyorum güzel yazıları için. Eğer siz de gelecek gazetede yer almak istiyorsanız aşağıdaki yorumlar bölümünde yorum yapmanız yeterlidir. Özel bir yayını gazetede yer almasını istiyorsanız da lütfen belirtin. Ayrıca bu hafta gazetede yer alan arkadaşlarımızın yazılarına ulaşmak istiyorsanız aşağıdaki linklerden kolayca ulaşabilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!


Kelime-Bul Kelimeler Dünyası

Kitap Okumak Üzerine | Hayat40tansonra

Şekersiz Tatlı Tarifleri | Gamzeli Kız

Kitap Keşfi'nden Kitap Önerileri | Madalyonun İçi

Kingdom Dizi Tanıtım ve Yorumu | Okurix

Reading Slump Nedir ve Çıkış İçin Öneriler | Beş Senede Devri Alem

Japonya'nın İntihar Sorununa Yalnızlık Bakanı Hamlesi | Yazmasyon

Sputnik Sevgilim 8 Yorum | Cahil Okur

Tukoni Oyun İncelemesi | Kayıp Fısıltı

1 Nisan 2021 Perşembe

Edebiyat Yarışmaları | Yazma Yeteneğinizi Geliştirin

Nisan 01, 2021 22

Herkese yeniden merhaba! Bugün hem biraz sohbet hem de bu yazı yazma yeteneğinin geliştirilmesi hakkında konuşalım dedim. Çünkü bu konuda bana birçok soru geliyor. İlk kitabını nasıl yazdın, yazma yeteneğini nasıl geliştirdin gibi. Ben de bu yayınımda aklınızda takılan soru işaretlerini elimden geldiğince silmeye çalışacağım. Eğer sormak istediğiniz farklı sorular varsa bu yayında geçmeyen, aşağıdaki yorumlar bölümünden veya sosyal medya hesaplarımdan bana ulaşarak sorularınızı gönderebilirsiniz. Seve seve yardımcı olurum.

Bu yazımda diğer yazılarımdan farklı olarak edebiyat yarışmaları üzerinden yazma yeteneğini ele alacağım. Bir diğer yayımında da sizlerin sıkça sorduğu soruları maddeler halinde yanıtlayacağım. Yani bu yazımın altında gelecek sorular bir diğer yayında paylaşılacaktır. Bu yüzden sormak istediklerinizi buradan sorarsanız size daha hızlı bir dönüş sağlayabilirim. Ayrıca yazımda da yayınlayacağım için daha detaylı bilgiler verebilirim. O zaman her şeyi açıkladığımıza göre gelelim edebiyat yarışmalarına...

Beni yakından tanıyanlar bilir. Edebiyat yarışmaları neredeyse ben oradayımdır. Şu pandemi döneminde biraz uzak kalsam da elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Bu dönemde de edebiyat yarışmalarını takip ettiğim bir web sitesi var. Sitenin adı da edebiyatyarismalari.com. Bu web sitesi Türkiye'nin her bir bölgesinde ya bir üniversitenin ya bir derneğin ya da bir belediyenin başlattığı deneme, kompozisyon, şiir, makale gibi her türden yarışmalar mevcut. Tabii ben de bu siteyi keşfettikten daha doğrusu 1000Kitap ile tanıştığımız bir kitapsever sayesinde keşfetmiş olduğum sitede her bir yarışmaya didik didik inceledim. Bu arada 1000Kitap'taki 100 okur puanını sizlerin sayesinde ulaşmış oldum. Birkaç güne Kütüphaneci olarak okurseverlerle buluşacağım. Konumuza tekrardan dönecek olursak eğer yazma yeteneğinizi geliştirmek istiyorsanız edebiyat yarışmalarına katılmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Peki neden öneriyorum? Çünkü yazdıkça yazma yeteneğinin geliştirilebileceğine inanıyorum. Aslında bu yeteneğimizi blog yazarak da geliştirebiliriz. Önemli olan yazmaya devam etmek ve bol bol okumak. Kitap okumak olur, blog yazılarını okumak olur, karikatür okumak olur. Dediğim gibi yazmak çok önemli. Örneğin kompozisyon yarışmaları olacağı zaman hemen eğer bir konu üzerinde ise onu ilk başta araştırıp ondan sonra birinci taslağımı hazırlardım. Benim için o taslak bir önizleme değerinde olurdu. Ondan sonra öğretmenlerim ya da ben üzerinden tekrardan kontrol ederek düzgün bir şekilde temiz bir kağıda geçirirdim. Ama hiçbir zaman taslaklarımı da atmadım iş bittikten sonra. Nedeni ise ne kadar ilerleyebildiğimi görmekti. Peki olmazsa olmaz dediklerim neler? Gelelim hep birlikte bunlara bakalım;

Bir Amacınız Olsun

Amaç olmadan hedef olmaz. Eğer yazma yeteneğinizi geliştirmek ve bunu değerlendirmek istiyorsanız amaç çok önemli. Çok büyük hedefler koymayın. Yavaş ama emin adımlarla ilerleyin. Bu süreç belki sizi yorabilir belki de bıktırabilir ama asla vazgeçmeyin. Yazın, yazın ve sadece yazın.

Öğrenmekten Asla Vazgeçmeyin

Sonuçta dünyadaki bütün bilgileri bilmemiz beklenmez. Fakat yazacağınız konuyu daha ayrıntılı yazmak istiyorsanız araştırmaya açık olmalısınız. Yeni bilgileri harmanlayıp bunu yazıya geçirmelisiniz. Bundan dolayı da öğrenmekten asla vazgeçmemelisiniz. Bilmediğiniz bir konu hakkında eğer üzerinde yoğun bir çalışma yaparsanız yazmamanız mümkün değil. Önemli olan araştırmacı bir ruh ile öğrendiklerinizi yazıya geçirmek.

Fikir ve Yardım İstemekten Çekinmeyin

Örneğin bu konuyu kendim üzerinden cevap verecek olursam ilk kitabım için birçok kişiden fikir ve yardım istedim. Bu konuda deneyimli olanlardan fikirler ve öneriler aldım. Aynı şekilde siz de bunu yapmalısınız. Özellikle bana sosyal medyadan ulaşıp fikir almak isteyen birçok arkadaşım oldu. Yukarıda da belirttiğim gibi bana her zaman yazabilirsiniz. Bu konuda size seve seve yardımcı olurum.

Pratik, Pratik ve Yine Pratik!

Nasıl bir şeyi öğrenmek istediğimizde veya bir dili öğrenirken kelimeleri unutmamak için yaptığımız pratikler yazma konusunda da geçerlidir. Yazdıkça bu yetenek gelişir. Yazdıkça düşüncelerimizi kâğıtlara dökebiliriz, kendimizi daha rahat açıklayabiliriz. Bu konuda ister Instagram üzerinden ister Blogger üzerinden isterseniz de kağıt üzerinde fark etmez. Önemli olan yazmak ve bunu alışkanlık haline getirmek.

Bol Bol Okuyun

Okumak, bir sihirli anahtar gibi. Okudukça yazma yeteneğiniz gelişir. Farklı cümleler ve sanatlarla her karşılaştığımızda öğrenir ve gelecek yazılarımızda bunu uygulamaya çalışırız. Tabii ki ilk başta bunu doğru bir şekilde kullanmayabiliriz fakat yine de denemiş oluruz. Sonuçta denemekten bir zarar gelmez. Ben neler neler denemedim bir bilseniz. Bundan dolayı farklı türlerinden -özellikle de bunu vurgulamak isterim okumak- çok önemli. Hep aynı türden kitap okumak yerine farklı türleri de denemek bu süreçte size en faydalı uygulama olacaktır.

Peki sizler neler yapıyorsunuz? Yazma yeteneğinizi nasıl geliştiriyorsunuz? Farklı teknikleriniz de var mı? Yorumlarda buluşalım!

Beş başlık altında toplamaya çalıştım. Eğer sizin de merak ettiğiniz ya da eklemek istediğiniz maddeler varsa yorumlarda belirtmeniz yeterli. Dediğim gibi bu konuda bana her zaman ulaşabilirsiniz. Seve seve yardımcı olurum. O zaman klasik bitirişimizi yapalım: Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

31 Mart 2021 Çarşamba

Küçük Köpekli Kadın - Bir Hekimin Yaşadıkları - Kara Keşiş | Anton Çehov

Mart 31, 2021 16

Herkese yeniden merhaba! Bugün her hafta bir klasik kitap okuduğumuz ve #anne_pandam_klasikokuyoruz etiketiyle paylaştığımız etkinliğin ikinci haftasında bu sefer durum hikayeciliğinin öncüsü olan aynı zamanda da bir doktor olan Anton Çehov'dan Küçük Köpekli Kadın, Bir Hekimin Yaşadıkları ve Kara Keşiş'i sizlere sunuyorum. Anton Çehov'dan okuduğum ilk kitaptı. İlk ve son olmayacak. Çünkü hem dil açısından hem de hikayeciliği açısından beğendiğim bir yazar oldu. Açıkçası bu analizim diğer analizlere göre daha detaylı ve uzun oldu. Ama değdi kesinlikle. Detaylara geçmeden önce eğer siz bu kitabı okuduysanız aşağıdaki yorumlar bölümünde görüşlerinizi yazmayı unutmayın. Ayrıca Anton Çehov'dan okuduğunuz başka kitaplar varsa önerilerinizi bekliyorum. Kitapyurdu'ndan sipariş verdiklerimden birisiydi. Özellikle cep boy olarak seçtim. Çünkü hiç cep boy olarak bir kitap almamıştım. Bu da benim için bir deneyim oldu. Açıkçası çok beğendim. Yazı fontu küçük değildi ve basımı kaliteliydi. Artık bunun gibi klasik kitap sipariş vereceğim zaman cep boy olarak almayı düşünüyorum. Peki sizler de cep boy kitap okumayı seviyor musunuz ya da tercih ediyor musunuz?

Kitabımızda üç hikaye birleştirilmiş. İlk hikaye Küçük Köpekli Kadın, ikincisi Bir Hekimin Yaşadıkları ve üçüncüsü Kara Keşiş. Hangisini daha çok beğendin derseniz üç hikaye de çok güzeldi. Verdiği mesajlar olsun, dili olsun bir oturuşta biten bir kitap oldu benim için. Zaten hikayelerden en uzunu Kara Keşiş idi. O da tamı tamına otuz-kırk sayfaydı. Yani diğer hikayeler biraz daha kısa. Durum hikayeciliğinin öncüsü olan Anton Çehov, olay hikayeciliğinin tam tersine hikayenin sonu açık bırakılıyor. Okurun düşünmesi sağlanıyor. Bu yüzden durum hikayecilerini sık sık okumaya çalışıyorum. Bazıları da sıkıcı olabiliyor tabii ki. Ben de bu üç güzel hikayeyi ayrı ayrı anlatmak istedim. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.

Küçük Köpekli Kadın

Küçük Köpekli Kadın olarak bahsedilen kişi aslında Anna Sergeyevna. Dmitri Dimitriç Gurov ona Küçük Köpekli Kadın olarak tasvir etmektedir. Hikaye bir aşk hikayesi. İlk defa 1899 yılında yayımlanan öykü Yalta'da başlayan bu aşk hikayesi aslında hayatı boyunca kadınlardan “ikinci cins” diye bahsetmiş bir adamın yani Dmitri Dimitriç Gurov'un aşık olmasıyla ilgili. Kahramanlarımızın ikisinin de evli ama mutsuz bir hayat sürmeleri nedeniyle birbirlerine yakınlaşmaları olay örgüsünü şekillendiriyor. Kitapta en hoşuma giden şey erkek başrolümüzün "ikinci cins" dediği gelir geçer sandığı kadınlardan birine aşık olması. Aslında bu süreç onun içinde zorlu geçiyor.

Bir Hekimin Yaşadıkları

Anton Çehov'un bir doktor olması eserlerine de yansımış. Tıp ile ilgili terimler olsun, betimlemeler olsun mesleğini eserlerine yansıtmış bir yazar. Bir Hekimin Yaşadıkları da kısa ve öz bir hikaye idi. Hikaye Lyalikov fabrikasından gelen bir telgrafla başlıyor. Başkarakterimiz asistan doktor olan Korolev, profesörü tarafından fabrikaya doğru yola çıkıyor. Fabrikalardan biraz uzakta olan yeni boyanmış bir eve doğru çağırılan doktor, Bayan Lyalikov tarafından buyur edilir. Bayan Lyalikov fabrikaların sahibi ve zengin bir kadındır. Ama bu kadının tek çaresizliği vardır o da kızının yani Liza'nın hasta olması. Ev de doktorun tahmin ettiği bir mürebbiye vardır. Onun ismi de Kristina Dmitriyevna. Bu mürebbiye hem ev işlerinde hem de kızın eğitimden sorumludur. Doktoru Liza'nın yanına götürerek durumu anlatılır. Önceki gece geçirdiği kalp çarpıntılarının artması ve annesinin bu duruma çok üzüldüğünü belirten annesi bu konuda çare bulunmasını ister. Korolev, hastaya baktıktan sonra hiçbir şey bulamaz. Kız tamamen sağlıklıdır. Doktor evden ayrılırken annesi bir gece daha burada kalmasını ister. Kalmayı çok istemese de annesinin çaresizce bakışlarından dolayı bir gece daha kalmayı kabul eder. Hikayemiz de tam bu noktadan sonra başlıyor. 

Eğer spoiler almak istemiyorsanız bu bölümü okumadan diğer hikayeye geçebilirsiniz. Korolev bu sırada hem evi hem de çevreye bir göz atar. İçine hiç sinmez bu durum. Zaten o gece de hiç uyuyamaz. Akşam yemeğinde toplanan aile ile birlikte yemek yer. Evde hiç erkek yoktur. Liza'nın babası da bir buçuk yıl önce ölmüştür ve bütün mal varlığı onlara kalmıştır. Yemek bittikten sonra herkes odalarına çekilir. Ama dediğim gibi Korolev hiç rahat olmaz. Fabrikadan gelen ürkünç sesler onu tedirgin etmeye başlar. Sıkılan Korolev hastanın yani Liza'nın yanına gider. Çünkü yine nöbet geçireceğinden şüphelenir. Yanına gittiğinde o da uyuyamamıştır. Liza, Korolev ile konuşarak içinde bulunduğu durumu anlatır. Aslında Liza hasta değildir. Onu hasta yapan şey haksız kazançtır. Fabrikada çalışanlarının bütün yükünü Liza çekmektedir. Onların sabahtan akşama kadar uyumadan çalışması ve bu çalışmanın sonucunda kazanç onu rahatsız etmektedir. Korolev'in konuşmasıyla Liza bu yükten biraz uzun kurtulmuştur.

Kara Keşiş

Konusu kısaca delilikle dahilik arasındaki ince çizgi diyebilirim. İnsanın delirmesi konusu bakımından Çehov'un Altıncı Koğuş adlı kitabına benziyor. Bu öyküde şunu sorguluyorsunuz: Normal olan ne, sıradan olmak ya da insanlığın yararı için çalışan ve deliren biri olmak, hangisi doğru? Ya da şöyle sorayım, insanlık için deli olmayı göze alır mısınız? Gerçekten düşündürücü ve bir o kadar da felsefi bir özellik taşıyan bir hikaye. Ayrıca Kara Keşiş, Lev Tolstoy'un da övgüsünü kazanan en önemli eserlerinden biridir. 

Hikaye, görkemlilik kuruntusuna kapılan vasat bilim insanı Kovrin'le ilgilidir. Bu genç adam kendisinin bir dâhi, Tanrı'nın seçilmiş kullarından biri olduğuna inanmaktadır. Kara Keşiş, bin yıl öncesinde Doğu'da görülmüş serap olarak anlatılır. Ancak bu serap, neredeyse tüm dünyayı, yansıya yansıya dolaşır ve sonsuzluğa dönüşür. Burada simgeciliğe dikkat etmenizi istiyorum. "Kara Keşiş" dediğimiz serabın sonsuzlaşması durumu, bizi ana karakterimizle bağdaştıracak olan bir tablo niteliği görür. Kısacası psikolojik sorunları olan ana karakterimiz, "Kara Keşiş" rivayetini dinledikten sonra bu serabın bin yıl sonra tekrardan ortaya çıkabileceğini öğrenir. Nitekim, çok geçmeden ana karakter "Kara Keşiş"i görür. Ve çevresi tarafından "sen gerçekten de deliymişsin!" yaftalaması almaya başlar. 

Kitabın asıl aktarmak istediği, Kara Keşiş ile Kovrin'in konuşmalarıdır. Fakat çeşitli yorumlamalara açık bir kitaptır. Kara Keşiş'i bilgin bir biri rolünde, hayatın manidar olmayışı üzerine sözlerini "deli" Kovrin'e anlatan biri olarak da ele alabiliriz. Zira Kovrin, Sartre'nin deyimiyle tam bir "bulantı" halindedir. Bu sebeple karşısına Kara Keşiş çıkar ve onunla, temelinde hayata dair konuşmalar yer alan, diyaloglar kurar. Esasında "Kovrin-Kara Keşiş" diyalogu, "Kovrin-Kovrin'in dışa vuramadıkları" haline transforme olur. Bunun bir kanıtı da, Kovrin'in ölmeden önce mutlu bir şekilde tasvir edilmesidir. Eserin başında, çok sevilip sayılan Kovrin, "Kara Keşiş" olaylarından sonra nefretle bakılan bir heriften fazlası değildir. Dolayısıyla Çehov'un yoğun psikolojik ve beraberinde felsefi olarak bütünleştirdiği Kara Keşiş, hepimizin dışa vuramadıkları şeklinde karşımıza çıkıyor. Hepimizin bir Kara Keşiş'i var. Ve hepimiz biraz değil, çok fazla deliyiz. Sürüyü takip eden akıllıdır der Çehov, bu sözleri bile tüm hikayenin özeti diyebiliriz.

Peki aralarında hangi hikayeyi daha çok beğendiniz? Hiç Anton Çehov'un bir kitabını okudunuz mu? Yorumlarda buluşalım!

Sanki tüm dünya pusuya yatmış bana bakıyor ve anlaşılmayı bekliyor... (Kara Keşiş)


Yaşamın insana verebileceği o önemsiz ya da son derece sıradan nimetler karşılığında ne kadar fazla şeyi alıp götürdüğünü düşünüyordu. (Kara Keşiş) 


Ne yabani tavırlar! Ne insanlar! Ne anlamsız geceler, ne kadar sıkıcı günler, tekdüze günler! (Küçük Köpekli Kadın) 


Daha iyi bir şey istedim, kendime farklı bir hayat tarzı olmalı dedim,  yaşamak istedim, yaşamak, yaşamak, yaşamak! (Küçük Köpekli Kadın) 


Bin beş yüz ya da iki bin kadar işçi, sağlıksız bir ortamda dinlenmeden çalışıyor. Kalitesiz pamuklar üretiliyor ve açlık sınırında yaşıyorlar. İşçilerin tüm hayatları da ceza ödetmekle, görevi kötüye kullanmakla ve adaletsizlikle geçiyor. (Bir Hekimin Yaşadıkları) 


Bizim neslimiz uykusuz, huzurumuz yok fakat çok konuşuyoruz. Sürekli haklı olup olmadığımız hakkında tartışmalara girmek istiyoruz. Ancak çocuklarımız ve torunlarımız bu durumu çoktan çözmüş olacaklar. Onlar her şeyi açık bir şekilde görebilecekler. Elli yıl içinde hayat insanlar için çok daha iyi olacak. Ne yazık ki biz o zamanları göremeyeceğiz. O günlere en azından bir göz atabilmek çok ilginç olurdu. (Bir Hekimin Yaşadıkları) 

 


28 Mart 2021 Pazar

Blogger Gazetesi | 19. Sayı

Mart 28, 2021 35



Herkese yeniden merhaba! Blogger Gazetemizin 19. sayısı da fırından çıktı. Yine birbirinden ilginç konular ve bloglarla bu haftayı da tamamladık. Hem kitap hem de blog önerileri var bu hafta. Her hafta olduğu gibi bu haftada bir önceki gazetede yorum bırakan arkadaşlarım arasından seçtim. Eğer siz de gazetede yer almak istiyorsanız sadece aşağıdaki yorumlar bölümünde yorum bırakmanız yeterli. Gazetede yer alan sevgili blog arkadaşlarım sayfaları da aşağıdaki linktedir. Şimdiden iyi okumalar dilerim. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın. Seviliyorsunuz!