27 Aralık 2021 Pazartesi

2022'de Zinciri Kırma!

Aralık 27, 2021 12

Her yıl sonu merakla beklenen etkinliğimiz... Zinciri Kırma 2022 sizlerle! Her ne kadar bu yılın sonlarına doğru zincirimi kırsam da çok güzel bir yıl oldu benim için. Tabii ki Barış Özcan, dün yüklediği 2022'de Zinciri Kırma! videosuyla beraber 2022 yılı için Zinciri Kırma kapağını bizlerle paylaştı. Dün videoyu izler izlemez yeni zinciri kırma sayfamızı indirip sizlere hazırladım. Sizlerde aşağıdaki linkte vermiş olduğum 2022'de Zinciri Kırma! etkinliğinin PDF'li olarak indirebilir, siz de bu güzel etkinliğe katılabilirsiniz.

Peki nasıl yapılıyor bu zinciri kırma diye düşünüyorsanız çok doğru yerdesiniz. Şimdi sizlere detaylı olarak açıklayacağım. Fakat öncelikle benim diğer Zinciri Kırma tablolarımı incelemek istiyorsanız buraya tıklayarak önceki yıllardaki zinciri kırma tablosuna kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Eğer sorularınız varsa ya aşağıdaki yorumlar bölümünden ya da sosyal medya hesaplarımdan bana ulaşabilirsiniz. Ayrıca iletişim bölümünden de sorularınızı veya görüşlerinizi bize iletebilirsiniz. Memnuniyetle sorularınıza cevap veririm.

Zinciri Kırma, kendi adıma konuşacak olursam 2017 yılından beri yapmaktayım ve çok verim aldığımı kolaylıkla söyleyebilirim. İlk başlarda ne kadar zorlansam da git gide zincirlerimi kırmamaya ve çok güzel bir zinciri kırma örüntüsünü oluşturabildim. 2017 yılından beri devam etmememin sebebi de kesinlikle bağlayıcı bir etki bırakması. Her gün o güne çizgi atmak o kadar sizi rahatlatıyor ki... İçinizden: ''Bugün de çok güzel ve verimli geçti.'' deyip bir sonraki güne çok rahat başlıyorsunuz. Açıkçası benim için öyle geçti. Aynı zamanda o güzel zincir kırıldığında da kendi kendinize sinirleniyorsunuz. Çünkü o muazzam bir şekilde ilerleyen zincir bir bakmışsınız ki ortadan kırılmış. İşte bunun vicdan azabıyla her gününüzü dikkatli geçirmeye ve planladığınız şekilde kısacası disiplinli olmaya çalışıyorsunuz.



Kendimden örnek verecek olursam ben hedefime ''Her Gün Kitap Okuyacağım!'' olarak yazdım. Belki siz bunu sayfa olarak ya da gün olarak değiştirebilirsiniz. İsterseniz bambaşka bir hedef de koyabilirsiniz. Çok su içmeyen birisi hedefine ''Her Gün Su İç!'' ya da spor yapmak ve hayatına sağlıklı bir şekilde devam etmek isteyen birisi hedefine ''Her Gün Spor Yap!'' yazabilir. O kısım size kalmış. Çünkü sizi tanıyan kişi yine kendiniz. Neyi yapıp neyi yapamayacağınıza karar veren yine sizsiniz. Önemli olan dediğim gibi bunu her gün o disiplinle yapmak ve o zinciri oluşturmak!

Barış Özcan'ın geçen yılki Zinciri Kırma videosunda değindiği bir şey vardı: ''800 milyon kullanıcı aktivitesi üzerine yapılan bir araştırmaya göre insanların büyük bir çoğunluğu yeni yıl hedeflerini en fazla 19 Ocak'a kadar sürdürebildiklerini söylüyor.'' diye. 2021 Zinciri Kırma takviminde de bu 19 Ocak günü kalın bir şekilde yazılmış. Videosunda da dediği gibi zinciri kırma metodolojisine göre çok küçük ve çok yavaş başlamak esas alınmalı. Çünkü hızlı başlamak ve büyük bir hedef koymak asıl amaç değildir. Sonuçta nasıl bir pastayı dilimlemeden yenilemiyorsa bu hedef de ilk baştan büyük ve zorlayıcı olmamalı.

Bize küçücük bir adım olarak görünse de bu küçük adımlar büyük adımları oluşturmak için gerekli. Yoksa nasıl o adımlar büyüsün? Her gün yaptığımız ve bunu devam ettirdiğimizde o adımlar aslında o kadar da büyüyor ki sadece biz fark etmiyoruz. Dönüp takvime baktığımız zaman aslında ne kadar da büyük bir adım attığımızı görüyoruz. O küçük çarpılar büyük bir zincire dönüşmüş! ''Nasıl yani, onu ben mi yaptım?'' diye kendinizle gurur duyuyorsunuz. Çünkü o azim ve kararlılık karşınızdaki takvimde apaçık görünüyor. İlk önce bu oyunu bilmeyenler için bir anlatalım:

  • Kendinize bir hedef belirliyorsunuz.
  • İsterseniz bu hedefi ikiye bölerek kolaylaştırıyorsunuz.
  • Hedefe ulaşmak için hiçbir hamle fırsatını kaçırmadan her gün bir adım ilerliyorsunuz.
  • Her hamlenin sonunda takviminize bir çarpı atıyorsunuz.
  • Bu noktadan sonra bahsettiğim o daha derin yeni oyun başlıyor. Yan yana gelen çarpılardan oluşan zinciri kırmama oyunu.

Yazma kısmı da en önemlisi. Beynimiz bir şeyleri görmekten hoşlanır. O yüzden hedeflerinizi hem yazmalı hem de bu çizelgeleri gözünüzün görebileceği bir yerlere koymalısınız. Çalışma masanıza asabilir ya da kitaplığınızın bir köşesinde bulundurabilirsiniz. Ben çalışma masama asarak kendimi, eğer o gün okumadıysam beni rahatsız etmesi için bulunduruyordum. Gerçekten de çok işe yarıyor diyebilirim. Özellikle alışkanlık kazanmasını istediğiniz şeyle ilgili hedefinizi yazın ya da bırakmak isteyeceğiniz kötü alışkanlıklarınızı. Yıl sonu göreceksiniz ki ne kadar da disiplinli bir şekilde o alışkanlığı bıraktığınızı veya edindiğinizi.

Sizce de basit değil mi? Artık attığınız her bir çarpı, gittikçe bir desene dönüşüyor. Buna ''Çarpıların Deseni'' diyebilirsiniz. Attığınız her bir çarpı size umut veriyor, motivasyon kaynağınız oluyor. Hedefinizi istediğiniz kadar genişletebilir ya da birden fazla hedef koyabilirsiniz. O size kalmış. Önemli olan hedefe uygunluk. Eğer kitap okumaktan hoşlanmıyor fakat artık bunu yıkmak istiyorsanız 100 sayfa kitap okumak yerine 50 sayfa olarak hedefinizi yazarsanız, küçükten büyüğe doğru ilerleyerek kitap okuma alışkanlığını kazanabilirsiniz.

Bu zorlu 2021 yılı artık bitiyor. Hayatına yeni bir sayfa açmanın zamanı geldi. Bu yıl da kendine bu hediyeyi ver. Hatta sadece kendine de değil herkese bu hediyeni paylaş. Zincirler almış başını gitmiş olsun, hedefler birbirini takip etsin. O takvimi istediğin renkle donat. At çarpılarını o günlere, haftalara, aylara... O zincirin sana verdiği en büyük hediye bu değil mi? Bak şimdi önceki yıllara. O sen, sen misin artık. O hedefler küçükken sen büyütmedin mi onları? Bir düşün! Bu yılda her zamanki olduğu gibi zincirler konuşsun.

Aşağıda pdf'li olarak zinciri kırma takvimlerine ulaşabilirsiniz. Bu yıl, yeni yılın doğum günü senin de doğum günün olsun... Unutma; Her Gün Yeni Bir Renk Kat Hayatına!

2022 Zinciri Kırma! Takvimi : https://barisozcan.com/2022de-zinciri-kirma/

13 Aralık 2021 Pazartesi

Nerelerdeydim? | Biraz Sohbet #3

Aralık 13, 2021 26

Upuzun bir aradan sonra tekrardan merhaba dostlarım. Yazmayı, özellikle de sizlerle birlikte olmayı o kadar çok özlemişim ki anlatamam. Kısa da olsa bu geri dönüşü bir sohbet yazısıyla değerlendirmek istedim. Sizlere anlatacağım o kadar şey var ki. Ayrıca çok güzel haberlerim de var. 

Öncelikle 29-30 Aralık günü ilk kitabım olan 8 Dakika'nın birinci yılını sizlerle birlikte kutlayacağıma hala inanamıyorum. Hala kitabım yeni çıkmış ve sizlere bunu duyurduğumu zannediyorum. Çok hızlı ve güzel bir süreçti benim için. Öncelikle sizlere çok teşekkür ederim. Bu güzel süreçte her zaman yanımda oldunuz ve desteğinizi her zaman hissettim. Bu güzel gün için apayrı bir yazı planlıyorum zaten. Şimdilik sadece sizlere bunu bildirmek istedim. Tekrardan çok teşekkür ederim. Instagram üzerinden de kitabımı okuyup paylaşanları tekrardan birinci yıla özel olarak hesabımda paylaşacağım. Takipte kalın! 

Ayrıca artık YouTube kanalım da var. Hatta 8 Dakika'nın birinci yılına özel bir video paylaştım. Kanalıma abone olup videoyu beğenip ve paylaşırsanız çok mutlu olurum. Belki ilerdeki yıllarda daha sık video yapmaya başlayabilirim. Kim bilir... :) Videoya buradan ulaşabilirsiniz. 

Sıradaki konumuz da ikinci kitabım ve Wattpad ile ilgili. Instagram'dan takip edenler bileceklerdir ki ikinci kitabım Aries'i Wattpad üzerinden yayınlıyorum. Şu anlık sadece iki bölüm var fakat geri kalan bölümler en yakın zamanda gelebilir. Bunun için kesin bir şey söyleyemem. İkinci kitabım Aries fantastik türünde bir kitap olacak. Hatta şimdiden okuyup gelen yorumlar bile muhteşem. Öneriler veren, yorumlarını esirgemeyen okurlarıma buradan tekrardan çok teşekkür ederim. Okumak isteyenler için buraya link bırakıyorum. 

Şimdilik benden bu kadar diyelim. Kendinize dikkat etmeyi ve okumayı asla bırakmayın. Drama olarak son birkaç aydır üniversite sınavından dolayı kitap okuyamıyorum. Bundan dolayı da gerçekten çok mutsuzum diyebilirim. Siz siz olun, kitap okumayı asla bırakmayın. Seviliyorsunuz!

23 Ekim 2021 Cumartesi

Bozbalık Üçlemesi'nin İkinci Kitabı Çıktı! | Uçurum Zamanı

Ekim 23, 2021 16

Herkese yeninden merhaba. Bugün hem blogger arkadaşımız hem de kitaplarıyla adından sıkça söz ettiren Mert Ofluoğlu'ndan bahsedeceğiz. Kişisel olarak blog sayfasında yazdığı yazılarını sık sık takip ederim. Bu yazılarına ek olarak da kitaplarından söz etmek ve beğenilen serisinin ikinci kitabı geçtiğimiz günlerde çıktığı için sizlerle paylaşmak istedim.

Mert Ofluoğlu'nın sevilen serisi olan Bozbalık Üçlemesi'nin ikinci kitabı raflardaki yerini aldı. Ters Düz'den sonra merakla beklenen ikinci kitap okurseverlerin ilgisini çekecek gibi gözüküyor. Serinin ikinci kitabı Uçurum Zamanı'nı 2016 yılında ana taslağını yazıp bitirmesini şu sözlerle açıklıyor: ''Ana taslağını her ne kadar 2016 yılında yazıp bitirmiş olsam da yıllar boyunca Uçurum Zamanı benimle birlikte büyüdü, gelişti, olgunlaştı ve belki de yalınlaştı. Yıllar içinde demlene demlene kaynadı, su gibi akıp yolunu buldu, son şeklini aldı. 2016'dan 2021'in şu gününe dek Uçurum Zamanı olmadan tek bir günüm geçmedi; belki de bu kitap değişik okurlarca okunacağı toplam sayıdan daha çok, yazarı olarak benim tarafımdan baştan sona binlerce kez okundu. İşte bunca yıldır çıkmasını merakla beklediğiniz roman nihayet sonunda sizlerle buluşuyor! Yorumlarınızı, blog'larınızda yazacağınız kitap eleştiri yazılarınızı merakla, heyecanla, samimiyetle bekliyorum!

Bize ne yapmak düşer? Tabii ki bu güzel haberi sizlerle paylaşmak. Bana kalırsa en iyi serilerden birisi diyebilirim Bozbalık Üçlemesi. Tabii ki daha üçüncü kitabı bilmiyoruz fakat ilk iki kitabındaki başarı yadsıtılamaz bir gerçek. Ayrıca hem sosyal medya hesaplarından hem de blog sayfasından birkaç ay önce Ters Düz'ün özel baskısını bizlerle  paylaşmıştı. Ters Düz'ün bu özel baskısı sadece Kitapyurdu'nda. Ters Düz'ün konusu da:
''Yakında yeni kitabını çıkaracak genç bir yazar olan Ece Duman, yıllardan beri hiç iletişim kurmadığı babasının kaybolduğunu öğrenince herkesten, kendisinden bile sakladığı geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır. Ece, on sekiz yıl sonra çocukluğunun geçtiği Trabzon'daki Bozbalık köyüne geri döner. Köyde hiçbir şeyin bıraktığı gibi kalmadığını, her şeyin zaman içinde değişmiş olduğunu görür. O zamana dek varlıklarından bile haberdar olmadığı üvey kardeşleriyle tanışır. Kendini bir anda karmaşık bir ilişkiler ağının, karanlıkta gizlenen sırların, baş etmesi zor bir aşk ikileminin içinde bulur. Ve karşılaştığı her imkânsızlığa rağmen, babasına ne olduğunu bulmaya kararlıdır. Ucunda ölüm bile olsa...''

Ters Düz'ün ardından ikinci kitap da bildiğiniz gibi heyecanla bekleniyordu. O beklenen kitapta 15 Ekim'de raflardaki yerini buldu. Hem kapak tasarımı hem de serinin beklenen kitap olması okurseverlerin ilgisini baya çekti. Uçurum Zamanı'nın konusu da: ''Telefonuna bu mesaj geldiğinde, Ece Duman zor günlerin kapıda olduğunu anlamıştır. Kalandar gecesi yaşanan korkunç olayı bilen biri, Ece'ye tehdit mesajları göndermektedir. Peki bu kişi kimdir ve aslında ne istemektedir? Ece'nin adaletsizliğe göz yumduğu böyle bir dönemde yakınlaştığı kişi ise, köyün gözü pek jandarma komutanı Ali'den başkası değildir. Aynı zamanda, vicdan azabı Nilgün'ü kasıp kavurmaktadır. Tehlikeli bir sırrın suskunluğu içinde günden güne büyük bir bunalıma sürüklenen genç kız, hiç istemediği başka bir duygunun daha pençesine düşmüştür: Aşkın. Ya da o bunu aşk sanıyordur. Nasıl bir belaya bulaştığının farkında bile değildir. Öte yandan Meryem artık bir intikam makinesidir. Ali'yle evliliği bitmiştir ve bundan Ece'yi sorumlu tutmaktadır. Ece ve Burak, aşklarının önündeki tehditten habersizdir. Ve bu dörtlünün yolu, aynı uçurumun kenarında kesişmek üzeredir...''

İlk kitabı Ters Düz'le büyük beğeni toplayan Mert Ofluoğlu, Bozbalık Üçlemesi'nin yıllardır merakla beklenen ikinci kitabı Uçurum Zamanı'nda tempoyu yine hiç düşürmüyor. Sürprizler, yalanlar, entrikalar ve yeni gizemler, yeni sırlar... Bozbalık'ta sular durulmuyor!

Öncelikle kendisini tebrik ediyorum ve bol bol okurlar diliyorum. Kendim için kendisini bir örnek olarak alıyorum. Çünkü azmini ve çalışkanlığını merakla takip etmeye çalışıyorum. İlk kitabım olan 8 Dakika'nın oluşmasında kendisinin emekleri büyüktür benim için. Şimdiden gelecek olan yeni kitaplar için kendisini tekrardan tebrik ediyorum. Bozbalık Üçlemesi'ni alıp okumanız gereken bir seri olarak düşünüyorum. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

5 Ekim 2021 Salı

Kitap Avcısı | Zeynep Erdun

Ekim 05, 2021 10
Herkese yeniden merhaba! Bugün çok özel bir kitabı sizlerle paylaşıyorum. Bundan bir ay öncesine kadar aldığım en güzel kargolardan birisi geldi. Instagram'da sıkı sıkıya takip ettiğim, her gönderisini hayranlıkla okuyup beğendiğim Zeynep Erdun'un öncülüğündeki eşi benzeri olmayan Kitap Avcısı, raflardaki yerini aldı. Bu haberi görür görmez de hemen sosyal medya hesaplarımdan paylaşmaya başladım. Çünkü bu kitap gerçekten çok özel bir kitap diyebiliriz. Hatta hem Türkiye'de hem de dünyada bir ilk diyebiliriz. Okurken bazen kendimi gördüğüm bazen de ülkemizin kanayan yarasını apaçık bir şekilde sunan eşsiz hayat hikayelerini okudukça ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha anladım. Bu kitaptaki her hikaye o kadar biricik ki anlatamam. Kesinlikle okumanızı, okutmanızı öneririm. Çünkü bu kitapta her birimizin hikayesi mevcut.

55 öykü 55 hayat hikayesi... Bu kitapta, kitapla tanışma maceralarını yazan, kendi yolculuklarında kitapları dost edinmiş ''kitap avcılarının'' yola çıkış hikâyelerini okuyacaksınız. Her hikayede kendinizden bir şeyler bulacağımız güzel bir kitap. İnsanların kitap ile nasıl tanıştığı hayatlarına nasıl yön verdiği ayrı ayrı etkileyici öykülerle anlatılmış. Herkesin etkilendiği bir öykü olacaktır kitapta. Okudukları kitaplarda hayatları ile dersler çıkaran insanlar, hayatlarını değiştiren cümleler ve en önemlisi hayallerini gerçekleştiren ve gerçekleştirmeye çalışanlar... Dediğim gibi hayat ve umut dolu öyküler var kitabın içinde. Ayrıca sadece yazarlar da değil, çizerlerimiz de var kitabımızda. Kitabın her bir sayfasında emek var, alın teri var, aşk var...

Tüm romanlarda, hikâyelerde veya masallarda insanın kendi içine yaptığı yolculuk anlatılır ve içindeki mucizeyi bulması söylenir. Her birimiz hayatımız boyunca bir mucize bekleriz. ''Mucize yoktur.'' dediğinizde; haklısınız, gerçekten artık sizin için mucize yoktur. ''Mucizelere inanıyorum.'' dediğinizde de haklısınız. Mucizenin anahtarını bulmuşsunuz ve sadece kapı kolunu çevirmek kalmıştır.  Gizli bahçelerinizi keşfederek çiçekler açmaya, üzerinize peri tozu serpildiğinde var olmayan ülkelere doğru uçmaya, bir tavşan deliğine düşüp harikalar diyarında uyanmaya ya da posta kutunuzda hayatınızın mektubunu bulmaya hazırsınız demektir. 

Tolstoy der ki: ''Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar; ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.'' Peki siz yolculuğa çıkıp mucizeyi arayan mı, yoksa mucizenin kendisi mi olmak isterdiniz? Bu kitapta, kitapla tanışma maceralarını yazan, kendi yolculuklarında kitapları dost edinmiş ''kitap avcılarının'' yola çıkış hikâyelerini okuyacaksınız. Sosyal medyada ''Bookstagram'' olarak bilinen, nitelikli kitap okuyan, okuduklarını anlatarak sayfalarında paylaşan kitap bloggerlarının bir araya gelerek yazmış olduğu öyküleri bu kitapta topladık. Gelin hep birlikte onların hayatlarında kaybolalım ve kahramanın sonsuz yolculuğunda kitapların önemini bir kez daha anlayalım.

Ayrıca bu eşsiz kitabın ortaya çıkmasını sağlayan Zeynep Erdun: ''Bookstagram arkadaşlarımızla bir araya gelip öyküler kitabı yazdık. Neden Kitap bloğu açtık? Neden makyaj, ev, gezi, dekor, yemek vs. değil de kitap? Bizi kitaplarda buluşturan şey neydi? Sorduk! Her seçim bir travmayla başlar. Peki bizi kitaba yönelten o travma neydi? Düşündük, geçmişe gittik oradan bir anı çıkarttık ve onu kurguladık. Karanlığın içinde zayıf ışıklı bir fenerle yürüyormuşuz. Kitapların içine açılan kapıları bulduk. Sonra o kapıları açtık ve içindeki gizli bahçeleri keşfettik. Bir eşikten geçtik. Kitabın kapağında da 55 yazarın içindeki o küçük kızın o kapıyı açtığını ve gizli bahçesi ile karşılaştığı anı görüyorsunuz. Kitabımızın kapağında daha birçok masaldan izler var. Daha birçok metafor var. Sizler de gördünüz mü gizemleri?''

Öncelikle Zeynep Erdun'a bu eşsiz kitabı benim için imzalayıp gönderdiği için tekrardan çok teşekkür ederim. O kadar çok mutlu oldum ki... Eşsiz hikayeleri okumak, hayat mücadelelerine birinci ağızdan tanık olmak çok özeldi. Bu eşsiz kitabın 55 kahramanına selam olsun! İyi varsınız, iyi ki sizler gibi mücadeleyi asla bırakmayan cesur kadınlar var!

Peki sizler neler düşünüyorsunuz? Kitap Avcısı'nı okuyan var mı? Eğer okuduysanız kitap yorumlarınızı bizlerle paylaşırsanız çok mutlu olurum.

Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın dostlar. Seviliyorsunuz!

İnsan tanımadığına daha kolay anlatıyor derdini, sıkıntısını. Yargılamaz, akıl vermez, eleştirilmez diye düşünerek, içinden geçeni olduğu gibi paylaşabiliyor.


Bak bu hayat bizim için ilk ve son. Her şeye boyun eğerek içimize atarak veya insanların tesirinde kalarak yaşamaya gelmedik. 


İnsanların beni beğenip beğenmemeleri umurumda değil artık. Ben kendimi tanımakla ilgiliyim. 


Sahi kaç kişi "Sen yapamazsın!" demişti? 


Temiz kıyafetler almak için dolabın kapağını açtı ve rafta gördüğü şey inanılır gibi değildi: inci gibi parlak bir taşı olan kitabın kapağında "BU YOL SENİN" yazılıydı. 


Belki de omuzlarımda hissettiğim yükleri biraz olsun kitap raflarına yükleyebilmişimdir. 


Ben, evrenin gördüklerimizden ibaret olduğuna inanmıyorum. Sen bu kalemin, seninle konuştuğuna inanmak istersen, seninle konuşur. 


Bazı anlarda konuşmaya gerek yoktur, beden dili her şeyi özetler. 


Günceler onun kitaplardan sonra en iyi arkadaşıydı. Yazmak, okumak kadar iyi geliyordu. Ruhunda milyonlarca kırık cam parçası vardı. O yazdıkça her kelime bir cam parçasını söküp atıyor ve ruhunu özgürleştiriyordu. 




26 Eylül 2021 Pazar

Kalp Çarpıntısı'na Sansür! | Alice Oseman'ın Kitabı Artık Zarfla Satılıyor

Eylül 26, 2021 10

Herkese yeniden merhaba. Bugün sansasyonel bir haberi sizlerle paylaşmak istedim. İlk önce duyduğumda belki yalan haberdir diye dikkat etmemiştim. Fakat beni takip eden bir kitapsever kitapçıda gördüğü zarfa sarılmış kitabın fotoğrafı bana gönderdi. İnsan ilk başta inanamıyor fakat gerçeği gördükten sonra da hayal kırıklığına da uğruyor. Peki detaylar neler? Gelin hep beraber haberin detayını öğrenelim.

Belki sosyal medyada görmüşsünüzdür; geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete'de yayımlanan kararla Alice Oseman'ın Kalp Çarpıntısı'nın satışına kısıtlama getirildi. Bu kısıtlamanın ardından Yabancı Yayınları ve yazar Alice Oseman açıklamada bulundu. Bu kararın açıklanmasıyla birlikte kitapseverlerden tepkiler ardı ardına geldi. Paylaşılan ''zarfa sarılmış kitap'' büyük tepki topladı.

Sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamayı paylaşan Yabancı Yayınları, bu karar hakkında şunları söyledi: ''Yabancı Yayınları olarak yayımladığımız Alice Oseman'ın Kalp Çarpıntısı serisi, Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu tarafından 'muzır' ilan edilerek kitapların oybirliğiyle 1117 sayılı Kanunun 3266 sayılı Kanunla değişik 4. maddesindeki sınırlamalara tabi olmasına karar verilmiştir. Bu nedenle tüm serinin internet satışı durdurulmuş olup sadece kitabevlerinde poşetlenerek yetişkin okurlarımıza satışına devam edilecektir. Kitaplar raflarda teşhir edilemeyecek ve kitabevlerinden talep edilmesi halinde alınabilecektir. Bu süreçte yanımızda olan okurlarımıza çok teşekkür ederiz. Serimizin baskısına devam edeceğimizi ve okumak isteyenlerin kitabevlerinden seriye ulaşabileceklerini okurlarımızın bilgisine sunarız.''

Alice Oseman'ın Açıklaması

Bu açıklamanın ardından internet ortamında satışı durdurulan Kalp Çarpıntısı, kitabevlerinde zarfa sarılmış halde raflarda yerini almaya devam ediyor. Ayrıca zarfın üzerinde de ''Küçüklere Zararlıdır.'' notu da dikkat çekti. Konuyla ilgili Instagram hesabından açıklamada bulunan kitabın yazarı Alice Oseman: ''Az önce uyandım ve 'Kalp Çarpıntısı'nın, muzır içeriği nedeniyle Türkiye'nin en büyük kitapçı zincirlerinden biri olan D&R'da yasaklandığını duydum. Bu duruma çok üzüldüm, çok kızdım. Türkiye'deki tüm okuyucularıma, homofobi ve transfobi altında yaşayan tüm LGBTİ+'lara kucak dolusu sevgiler gönderiyorum.'' dedi.

Kalp Çarpıntısı'nın Konusu Nedir?

Alice Oseman'ın yazıp çizimlerini yaptığı ''Kalp Çarpıntısı'' kitabının ilk cildi 2016 yılında yayımlandı. Toplam beş ciltten oluşan serinin ilk iki kitabı Yabancı Yayınları tarafından Türkçeye çevrildi. Kitap, Charlie ve Nick ismindeki karakterlerin aşklarını, aile ve okul hayatlarını anlatıyor. İki genç tanışırlar Dost olurlar ve sonra aşk başlar. Charlie ve Nick aynı okula gitseler de daha önce hiç karşılaşmamışlardı. Bir gün aynı sırada oturmaya başlayıncaya kadar. Daha ilk hafta bitmeden ayrılmaz ikili olmuşlardı bile. Fakat Charlie, hiç şansı olmadığını bilmesine rağmen Nick'e çok fena tutulmuştu. Her ikisi de hislerini sorgulamaya başlarken, aşkın onlara bir sürprizi vardı.

Kitabın İnternette Satışı Durduruldu!

2021 Ağustos ayında serinin üçüncü cildi yine aynı yayınevinden satışa sunulurken İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı‘nın kitap hakkında ''müstehcenlik'' iddiasıyla soruşturma başlattığı ve yayınevi yetkilisinin ifade vermeye çağırılacağı medyaya yansıdı. Soruşturmadan önce Kitapyurdu, Idefix ve D&R da Kalp Çarpıntısı serisinin kitapları çevrimiçi satılıyordu. Soruşturmanın ardından bu sitelerde kitabın satışı durduruldu.

Kitap Netflix'te Dizi Oluyor!

Yabancı Yayınevi 27 Haziran'da Twitter hesabından ''Kalp Çarpıntısı'' kitabının Netflix'te dizi olarak yayınlanacağını şu cümlelerle duyurmuştu: ''Harika bir haberle geldik! Kalp Çarpıntısı dizi oluyor. Netflix'te yayınlanacak dizinin ilk sezon çekimleri tamamlandı bile! Sabırsızlanıyoruz!''

Peki siz bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? Yorumlarda görüşlerinizi yazarsanız çok mutlu olurum. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

16 Eylül 2021 Perşembe

Doğum Günüm Kutlu Olsun! | Ve 19...

Eylül 16, 2021 18

Ne kadar da hızlı geçiyor günler? 18 gelip geçti bir meltem rüzgarı gibi. Haruki Murakami'nin Doğum Günü Kızı'nda da dediği gibi: ''Yaş almak ya da almamak değil konu; doğum günü senin için yılda sadece bir gün, gerçekten de güzel bir gün o; ona gereken önemi vermelisin. Ve bu biricik eşitliği kutlamalısın.''

Yaş almak ya da almamak değil konu gerçekten. Konu; o yaşın hakkını verebilmekte. Çünkü zaman göz açıp kapayıncaya dek bir çırpıda yok oluyor. Ne kadar o zamanı geri almak, o güzel yaşlarda kalmak için uğraşsak da boşuna. İşte o kıymetli zamanını Murakami'nin de dediği gibi ona gereken önemi vermelisin. Vermelisin ki o yaşın hakkı ödensin.

2017 yılında çıktığım bu güzel yolculukta birçok Blogger arkadaşım; sosyal medyadan desteğini asla esirgemeyen sevgili dostlarım ve her zaman yanımda olan ve beni bugünlere getiren koca yürekli kahramanlarım annem ve babam, biricik ailem iyi ki varsınız.

18 yaşımda birçok ilklerime imza attım sizler sayenizde. İlk kitabım 8 Dakika raflardaki yerini aldı, ailemize birçok kişi katıldı. Öncelikle gösterdiğiniz ilgiden dolayı çok teşekkür ederim. Yorumlarınız olsun, destekleriniz olsun her daim yanımda olduğunuz için çok teşekkür ederim. Dediğim gibi 18 güzel yaştı. Acısıyla tatlısıyla heyecanıyla gelip geçti. Şimdi önümüzde daha upuzun bir yol var.

Evet, bu güzel ve anlamlı gün için Sabahattin Ali'nin ünlü eseri Dağlar ve Rüzgar'dan alıntı ekleyerek geleceğe gönderiyorum!

'' Göklerin yüzü güldü mü
Dünyaya geldiğin zaman?
Azgın sular duruldu mu
Dünyaya geldiğin zaman?

Güneşler gibi tek miydin?
Ay ışığından ak mıydın?
Böyle nazlı çiçek miydin?
Dünyaya geldiğin zaman?

Yıldızlar halini sordu mu?
Bulutlar selâm durdu mu?
Yerlerin kalbi vurdu mu
Dünyaya geldiğin zaman?

Aşkını candan duymuşum,
Canım yoluna koymuşum.
Tam dokuz yaşındaymışım.
Dünyaya geldiğin zaman.

Kim bilir nasıl güzeldin,
Göklerden yere süzüldün...
Benim alnıma yazıldın.
Dünyaya geldiğin zaman. ''

Kendinize çok iyi bakın, seviliyorsunuz!

12 Eylül 2021 Pazar

Tünelden Önceki Beyaz Ev | Işıl Işık

Eylül 12, 2021 10

Herkese yeniden merhaba! Bugün çok özel bir kitabı sizlerle paylaşıyorum. Aslında ilk kitabı Paranormal Hikayeler'i sizlerle bu yılın başında paylaşmıştım. Onun da yorumunu okumak isteyenler buradan ulaşabilir. Işıl Işık'ın ikinci kitabı Tünelden Önceki Beyaz Ev, Haziran ayında raflardaki yerini alır almaz koşa koşa kitabı almaya gittim. Tabii ki bu gidiş geçen hafta oldu. Zaten Işıl Işık'ı YouTube üzerinden takip ediyorsanız ikinci kitabı ile ilgili bilgileriniz vardır. Açıkçası polisiye korku türünde okuyanlar kaçırmasın bence. Çünkü okuduğum en iyi polisiye korku türündeki kitaplar arasında diyebilirim. Detaya inmeden önce eğer Tünelden Önceki Beyaz Ev'i okuduysanız yorumlar bölümünden görüşlerinizi yazmayı unutmayın. Bakalım kimler okumuş? O zaman geçelim gerilim dolu kitabımıza...

İlk olarak gerçekten muazzam bir kitap diyebilirim. Okurken hiç sıkılmıyor adeta olayın merkezinde hissediyorsunuz. Özellikle de Işıl Işık'ın kullandığı üslubu ve konunun aktarım tarzı hiç yabancı bir yazardan okuyormuşum gibi bir hissiyat vermedi. Aksine sanki King'in bir korku dolu sözcüklerinde ya da Harlan Coben'in o gizem dolu maceralarında hissetim kendimi. İlk kitabında daha çok YouTube kanalında anlattığı olaylar teker teker anlatılıyorken ikinci kitabının bambaşka ve olayın olduğu var olduğu bir romana dönüşmesi çok güzel diyebilirim. Çünkü Işıl Işık'ın videolarını izleyen kişiler ne demek istediğimi anlayacaklardır olayları anlatırken kurduğu cümlelerle birlikte daha gizemli oluyor. Bunu ikinci kitabında da görmek mümkün.

Kitabımız çocukluğundan beri yurt dışında yaşamını sürdüren Eren, dedesinin ölüm haberiyle birlikte İstanbul'a gelmesiyle başlıyor. Cenaze işlemlerini bir an önce bitirip geri dönmeyi planlamaktadır. Ancak hiçbir şey planladığı gibi gitmez. Çünkü çocukluğunun geçtiği, içerisinde annesini kaybettiği ve dedesinden miras kalan Beyaz Ev'e yıllar sonra ilk adımını atmıştır. İstanbul'a geldiği ilk gün dedesini uğurlarken Arden adında bir kadını tanır ve hisleri onu bambaşka bir tarafa sürükler. Eren'i Beyaz Ev'de birçok gizemli olay beklemektedir. İlk olarak evin sınırlarındaki bir ormanda insan parçaları bulunur. Hemen ardından ise evin içerisinde doğaüstü ve açıklanamayan olaylar yaşanır. Günden güne karmaşıklaşan olaylar dizisine, 162 odalı Beyaz Ev'in lanetli olduğu ve zaman içerisinde kendiliğinden büyüdüğü dedikoduları eklenir. Üstelik Eren, soruşturmayı yürüten Komiser Emris tarafından da baş şüpheli ilan edilmiştir. Eren, Sedat ve Emris için tüm bu gizemli olayları çözmek kolay olmayacaktır. Çünkü hiçbir şey tahmin ettikleri gibi değildir ve olayların sonunda çok büyük bir sürpriz onları beklemektedir.

Kitap çok ilginç bir sonla bitiyor fakat devamı gelecek. Çünkü ortada birçok soru işaretleri var. Bunlardan birisi Arden bence. Daha fazla detaya inmeden, polisiye gerilim hatta bunun içinde korku da sevenler için birebir. Kesinlikle alıp okumanızı bir şans vermenizi isterim. Çünkü bir çırpıda biten, sürükleyici bir kitap. Devam kitaplarını da dört gözle bekliyorum.

Peki sizler korkularınızla yüzleşmeye ve gizemli olayları çözmeye hazır mısınız?

Korku hikâyelerinin başarılı anlatıcısı ve araştırmacısı Işıl Işık'tan her sayfası merak ve heyecan dolu bir polisiye roman sizleri bekliyor. Kaçırmayın!

Başkasına akıl vermek kolaydı. Verdiği aklı uygulamak ise daha zordu.


Onlar kaçtıkça peşimdeler, onların peşinden gittikçe yok oluyorlar? 


Aşk, insanoğluna kurulmuş en büyük tuzaktır. 


En büyük hata insanın sürekli olarak kendisini suçlamasıdır. 


Kibrini okşayacak bir süs yerine koyuyor benim ruhumu, bir yaz gününde kullanıp atılacak bir süs. 


Sadece çocuklar ne aradıklarını biliyorlar. 


Açıklayamadığın her şeyin şakası olur. 


Birçok mistik ve gizemli hikâyede ortak bir kurgu vardır: Şehre veya kasabaya yabancı bir adam gelir, ardından kaos başlar... 



25 Ağustos 2021 Çarşamba

Reading Slump (Okuma Tembelliği) Nedir? | İlaç Gibi Gelen 5 Kitap Önerisi

Ağustos 25, 2021 22

Uzun bir aradan sonra herkese yeniden merhaba! Uzun bir ara diyorum çünkü bir aydır sizlerle değilim. Biliyorsunuz ki artık önümde bir üniversite sınavı var. Hedefimi gerçekleştirmek için de bu bir yıl benim ve kardeşim İlayda için çok önemli. Şimdiden anlayışınız için çok teşekkür ederim. Bugün konumuz ''Reading Slump'' yani ''Okuma Tembelliği'' olarak tanımlanan ve okurseverler açısından can sıkıcı bir durumdan bahsedeceğiz. Şimdiden herkese keyifli okumalar dilerim. Ayrıca bu durum karşısındaki deneyimlerinizi ve önerilerinizi de yorumlar bölümünde yazarsanız çok mutlu olurum. 

Genel olarak analizlerimden sonuç alırsam; bu durumdan mustarip olan çok kişi var. Ben de olabildiğince yardımcı olmak ve kendi deneyimlerimi sizlerle aktarmak için bu yazıyı yazmaya karar verdim. Konunun tam olarak anlaşılabilmesi için konuları başlık başlık ayırdım. Umarım beğenirseniz.

Reading Slump (Okuyamama Durumu) Nedir?

Okuyamama durumu aslında birçok kitapseverin yaşadığı ve çoğu zaman farkında bile olmadığı bir durumdur. Kısacası kitap okuyamadığınız uzun bir dönem diyebiliriz. Kitap alıp okumak hatta en çok merak ettiğiniz ve okumak için günleri bile saydığınız kitabı bir türlü elinize alamazsınız. İşte bu durum ''Reading Slump'' olarak adlandırılır. Bu dönemin uzunluğu ve nedenleri, kişiden kişiye ve birçok faktöre bağlı olarak değişiklik gösterebilir.

Reading Slump'ın Sebepleri Nelerdir?

  • Stres: Hayatımızda birçok problemle baş başa kalabiliyoruz bazen. Özellikle de yoğun bir hafta geçiriyor ve her şeyin üst üste geldiğini hissettiğinde bu bazen üzerinden gelinemeyecek bir duruma dönüşebilmektedir. Okuduğumuzu varsaydığımız cümleler aklımızda dans etmeye, zihnimiz kitaba odaklanmamaya başlar. Kitap, o zaman içinde ikinci sınıf vatandaşına düşer ve istediğimiz giderek azalır. Böyle durumlarda yapmanız gereken öncelikli şey ise stres faktörünü ortadan kaldırmaktır. Üzerinizde stres ne kadar çoksa ve uzun sürerse, okuma tembelliğiniz de o kadar uzun sürecektir. Bırakın biraz hava alın, dinlenin. Çünkü her ne kadar uğraşıp kendinizi hırpalasanız bile o kitap okunamaz.

  • Kitap Seçimindeki Yanlışlıklar: Bana kalırsa Reading Slump'ın ortaya çıkmasının en önemli faktörü kitap seçimi diyebilirim. Çünkü akıcı olmayan bir kitabı okumak zaten başlı başına zor olsa da bu okuma bir de okuyamama dönemine denk gelmesi kadar korkunç bir şey yok diyebilirim. Çünkü bazen bu kitap okumak istediğiniz bir kitabın başına da gelebilir. İşte bu dönemde özellikle de kitap seçimi çok önemli. Kendinizi bu dönemde hissediyorsanız kesinlikle bir romanın kapağını açmayın. Bana sorarsanız ben bu dönemlerde daha çok karikatür okuyorum. Özellikle romanlara kendimi kaptırınca bazen diğer türleri kaçırabiliyorum. Bu dönemde de onlara bir el atıyorum. Bir başka önerim de türler arasında çok sert geçişlerden kaçınmanızdır.

  • Gereğinden Fazla Okumak (Kitap Zehirlenmesi) : Instagram'da gezinirken gördüğüm bir terim diyebilirim ''Kitap Zehirlenmesi'' ne. Evet, kitap zehirlenmesi gerçek. Özellikle de bu hatayı ben de çok yapıyorum. Bir kitap bittikten sonra ara vermeden başka bir kitaba geçiyorum. O da bitince başka başka başka kitaplara dönüşüp duruyor. İşte bu durum Reading Slump için kapıyı açmak demektir. Arada bir süre verip ondan sonra başlamak en iyisidir. Çünkü oku oku oku bir süreden sonra sıkılıp okuyamama durumuna gelebilirsiniz. Peki ne yapmalıyım diye düşünüyorsanız; elinize kitap almayın. Kitapları düşünmeyin, kafanızı bir boşaltın. Rahat bir kafayla yeni kitaba başlamak inanın bana daha sağlıklı.


Reading Slump İçin Kitap Önerileri

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu dönemde romanlardan uzak durmamız gerekiyor. Özellikle akıcı olmayan ya da o türden okumadığınız kitapları seçmemelisiniz. Peki hangi kitapları okumalısınız? Bir not olarak eklemek istiyorum; kitapların hepsi Yabancı Yayınlarından çıkan kitaplardan seçtim. Hepsi tek bir yayınevinden olsun istedim. Özellikle de hem kitap baskısı hem de gençlik kitaplarının merkezi olan Yabancı Yayınlarının kitaplarına daha kolay ulaşabilirsiniz. Şimdiden herkese keyifli okumalar dilerim. İşte ilaç gibi gelen öneriler!

Nefret Oyunu | Sally Thorne
Sally Thorne özellikle de bu eşsiz serinin son kitabını da çıkarmışken sizlere önermek istedim. Benim de listemde olan bir kitap. Sizlere bu dönemde önermemin sebebi de yakın arkadaşlarımdan bu okuyamama dönemindeyken bu seriye başlaması ve tekrardan o okuma istediğini alevlendirmesi oldu. Belki sizlere de böyle bir etki bırakabileceğini düşündüğüm için seçmek istedim. 

Aramızda bu seriyi okuyanlar varsa yorumlar bölümünden kendini belli etsin o zaman.


Dürüst Olmam Gerekirse | Emily Wibberley ve Austin Siegemund Broka
Yabancı Yayınlarından gördüğüm ve konusun çok beğendiğim bir kitap diyebilirim. Özellikle de bu dönem için bire bir uygun. “Karakterlere bayılacağınız feminist bir romantik komedi.” Buzzfeed. Buzzfeed gibi birçok yorum var kitaba yapılan. İsterseniz siz de inceleyip bakabilirsiniz. Öneri olarak paylaşmak istedim. 

Tekrardan okuyanlar varsa yorumlarda nasıl olduğunu yazarsanız çok güzel olur. Değişik bir tarz diyebilirim benim açımdan. Peki sizler de bu türden kitapları okuyor musunuz? Yorumlarda buluşalım.


Sevgiler, Carter | Whitney G.
“Hayatları değişirken Carter ve Arizona’nın attığı her adım hikâyeyi daha da mükemmel kılıyor. Whitney G.’nin her kitabını çıktığı gibi alacağım!” Edgy Reviews Yine aynı yayınevinden kitap seçimimi yaptım sizler için. Bu kitap da özellikle Goodreads üzerinden yorumları okuduğumda birçok olumlu yorumlar okudum. Tamı tamına okuduğum yirmi beş yorumun yirmi ikisi olumluydu. Ben de bunu görür görmez Reading Slump için ilaç gibi geleceğini düşündüm. Yayınevinden yeni çıktığı için bazı sitelerde satışlarının olduğunu gördüm. Sizler de eğer okumak istiyorsanız iyice araştırmanızı tavsiye ederim. Peki bu kitabı okuyanlar var mı? Varsa yorumlara...


Yılan Kral | Jeff Zentner
Amazon, Kirkus, Publishers Weekly ve New York Times’a göre Yılın En İyi Kitabı BuzzFeed, Mashable, Shelf Awareness ve Barnes&Noble’a göre Yılın En İyi Genç Kurgusu seçilen Yılan Kral'ı bu seride almamak olmaz. “Kenara çekilsen iyi olur, John Green. Jeff Zentner, yerini almaya geliyor.” New York Public Library Konusu ve anlatımı olarak serbest diyebilirim. Özellikle de bu okuyamama döneminde tekrardan okuma şevkini ateşleyebilecek bir kitap diyebilirim. Peki aramızda okuyanlar var mı? Varsa kitabı nasıl buldunuz? Yorumlarda belirtseniz çok güzel olur.


Gönülçelenler | Ali Novak
Son kitap önerim ise Gönülçelenler. Gönülçelenler; tatlı tesadüflerin, yanlış anlaşılmanın ve kaderin cilvesi sonucu aşka dönüşen bir karşılaşmanın sıcacık öyküsünü anlatıyor. Bence çok hoş ve tatlı bir konusu var. Bu dönemde de güzel bir hikayeye ortak olabilirsiniz. Bildiğim kadarıyla bu kitap da yeni çıktı. Çok da beğenildi diye tahmin ediyorum kitaba dair yapılan yorumlardan. 

Peki sizler eğer okuduysanız nasıl buldunuz? Yorumlarda görüşlerinizi yazmayı unutmayın.

O zaman kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

30 Temmuz 2021 Cuma

İlk Aşk | Turgenyev

Temmuz 30, 2021 20

Temmuz'un son kitabı klasiklerden olsun dedim ve Rus edebiyatının en önemli yazarlardan birisi olan Ivan Sergeyevic Turgenyev'in ilk eseri olan İlk Aşk adlı kitabını okuyup sizlerle paylaşmak istedim. Açıkçası Rus edebiyatındaki en beğendiğim yazarlardan birisi Turgenyev. Hem dil açısından diğerlerden sade olması hem de konu bakımından biraz daha farklı bakış açılarıyla değerlendiren bir yazar olarak düşünüyorum. Kitabımıza geçmeden önce sizler nasılsınız? Temmuz ayının son günü ve yeni başlangıçların habercisi olan Ağustos ayında neler okumayı planlıyorsunuz? Yorumlarda buluşalım derim. O zaman kitabımıza hızlıca geçelim!

Sadece Rus edebiyatında değil dünya edebiyatında da yeri sarsılmayacak bir usta Turgenyev. Onu çevresindeki diğer yazarlardan ayıran derin ayrılıklar var. Yaşamının büyük bir kısmını Fransa'da geçirmesinden dolayı çağdaşı olan Rus yazarlarından epey farklı bir edebi hava vardır eserlerinde. Zaten kitaplarından herhangi birini alıp okumaya başladığınızda kolaylıkla fark edebileceksiniz. Ayrıca Turgenyev olay örgüsünün yanı sıra aynı zamanda çoğu Rus yazarlarında gördüğümüz Çarlık Rusya'nın  toplumsal koşullarına ve yazıldığı dönemde ki her katmandan insana da şahitlik ediyoruz. Onların duyguları, nesiller arasında çatışmalar, soylu ve fakir kesimlerinin derin uçurumları adeta gözümüzün önünde canlanıyor diyebiliriz. Önceki aylarda Turgenyev'in unutulmaz şaheseri olan Babalar ve Oğullar'nı okumuştum. Tabii ki bu kitap o kadar da etki bırakmadı bana. Fakat zaten Turgenyev'in ilk eseri olmasının dezavantajları da vardı. Babalar ve Oğullar'ın detaylı kitap incelemesi için buraya tıklayabilirsiniz. 

İlk Aşk'ın konusu henüz ergenlik çağında kendinden büyük bir kadına âşık olan Vladimir Petroviç'in hayranlık, kıskançlık, umutsuzluk ve tutku dolu bağlılığının ustaca betimlendiği bir “uyanış” romanıdır. Gönlünü yirmi bir yaşındaki komşu kızı güzel Zinayda'ya kaptıran Petroviç, babasının deyişiyle “henüz derisi kalınlaşmamışken” tanıştığı güçlü duyguların girdabında bulur kendini. On altı yaşının toyluğuyla sürüklendiği sarsıcı hislerin etkisi altındaki bu genç, delice bağlandığı âşığının karşısında yalnız değildir. Etrafına doluşan onca talibinin ilgisiyle hırçınlaşan Zinayda da âşık olmak için düşlediği adamı aramaktadır. On dokuzuncu yüzyıl Rusya'sının çürüyen aristokrasisinde geçen İlk Aşk, bir gencin içinde büyüyen sevginin karmaşık doğasına ışık tutarken, bir yandan da kalbinde uyanan olgunluğun ve bilgeliğin, iradeye karşı üstünlüğünün tasviridir.

Kitabın konusu, yukarıda da anlattığım gibi bir aşk hikayesi. Klasik Rus romantizmi diyebiliriz hem de sinir bozucu cinsten. Fakat dünyada "karşılıksız aşk" konusu üzerine o kadar çok roman yazıldı ki çita biraz yüksekte diyebiliriz. Ama Turgenyev bana kalırsa o dönem için çıtanın en üstünde diyebiliriz. Ondan sonra zaten Behlül ve Bihter olarak adlandırdığım Goethe'nin Genç Werther'in Acıları geliyor. Onun da detaylı yorumuna buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Kitap kısa ve öz. Bir oturuşta biten çerezlik ve güzel bir klasik diyebiliriz. Ayrıca klasiklere hiç başlamamış fakat başlamak isteyenler için önerim Turgenyev'den eserler okumanız. Hatta ilk başta İlk Aşk'ı okuyabilirsiniz. Bu konuda her yerden bana mesaj atabilirsiniz. Memnuniyetle cevaplar ve önerilerimi sizlere sunarım.

Peki sizler Rus edebiyatında hangi önemli yazarların eserlerini okudunuz? Turgenyev'den okuduğunuz kitaplar var mı? Karşılıksız aşk hakkında düşünceleriniz neler? Yorumlarda buluşalım!

Temmuz'un son kitabını da paylaştığıma göre bu ayda toplam altı kitap okudum. Açıkçası bu kavurucu sıcaklarda güzel bir rakam diye düşünüyorum. Aslında biraz daha sıksam ona çıkabilirdim. Fakat önümüzde bir üniversite sınavı olduğu için şu son hafta kitap okuyamadım ve onun acısı... Anlatılamaz. Bu arada bugün çok özel bir kargo geldi. O da yakında sizlerle olacak. Zaten Instagram'dan takip edenler anladı. O zaman kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

Ah, zamanımızı boş şeylerle öldürmeseydik neler yapmazdık!..


Kalp seçemez sadece sever. 


Başkalarının seni avuçlarının içine almalarına izin verme. Kendine ait olmak: Hayatta esas mesele budur.


Kendini feda etmek bazı insanlara ne kadar da tatlı geliyor. 


Biri için en büyük mutlulukların ve en derin kederlerin kendinden emin, karşılıksız tek kaynağı olmak hoş bir şeydir.


Senin güzelliğin, her şeyi yapabilme gücünde değil, bunu yapabileceğine olan inancındadır. 


Tanrım! Aşk nasıl bir güçle, yeniden yakmıştı içimi! 


Sevilip sevilmediğimi bilmek istemiyordum, sevilmediğimi kendime itiraf etmek de. 



24 Temmuz 2021 Cumartesi

Dönüşüm | Franz Kafka

Temmuz 24, 2021 18

Herkese yeniden merhaba! Temmuz ayının beşinci kitabı karşınızda. Güzel ve bir o kadar kısa bir hikayeydi. Klasikler içerisinden en merak ettiğim kitaplardan birisiydi diyebilirim. Temmuz için ilk dünya klasiği Franz Kafka'dan Dönüşüm oldu. Ayrıca Kafka'dan okuduğum ikinci kitap. İlk kitabım Bir Köpeğin Araştırmaları'ydı. Onun yorumu için buraya tıklamanız yeterli. Peki sizlerin Temmuz ayı nasıl geçiyor? Okumalar nasıl, hangi kitapları okuyorsunuz. Yorumlarda belirtirseniz çok memnun olurum. Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. Franz Kafka'nın o unutulmaz cümlesi... Dönüşüm denilince akla ilk gelen o cümleden sonra gerçekleşenler peki? Hayatta her insanın kendini Gregor Samsa gibi hissettiği zamanlar olmuştur.

Franz Kafka'nın sembolizmin ve soyut düşüncenin dibine vurduğu bir hikaye diyebiliriz. Orijinal adı "Die Verwandlung" olan Dönüşüm Franz Kafka'nın en çok okunan eseridir. Gregor Samsa adlı karakterle böcek metaforu üzerinden mesaj vermeye çalışır yazar bizlere. Sayfa sayısı az olmasına rağmen içerdiği itibariyle güzel ve bir o kadar anlamlı bir kitaptır. Franz Kafka özellikle de bu eserinde sembolizme geniş bir yer vermiş. Açıklamak gerekirse; sembolizmin amacı aktarılmak istenen düşünce veya duyguyu semboller üzerinden anlatılmasına denilir. Kafka da bizlere bunu bir böceğe dönüşen Gregor Samsa tarafından aktarır. Ayrıca Kitap çoğu eleştirmene göre babasının Kafka'yı edebiyata olan merakından dolayı ailenin böceği olarak suçlaması, aile tarafından reddediliş hikayesini Dönüşüm ile anlatmasına dayanır. Kitaptaki karakterin de kendisi olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca farklı olanın toplum tarafından dışlandığı, hayatta kalmak için toplumsal kalıpları aşmamak gerektiğini de sık sık vurgulamıştır.

Konusu da yukarı değindiğim gibi bir sabah Samsa'nın bir böceğe dönüşmesi ve sonrasında yaşanan olaylar anlatılmaktadır. Özellikle de bu dönüşümden sonra aktardığı o düşünceler, ailenin ona karşı artık eskisi gibi davranmaması, toplumsal kalıpları aşmamak gerektiği, insan kullanıldıktan sonra değeri bilinmemesi gibi pek çok mesaj veriyor diyebiliriz. Sonuçta günümüzde de aynısı değil mi? Açıkçası kitabı okurken hiç de yabancılaşma hissetmedim. Çünkü günümüzde de insanlar öyle. Herkes birbirini kullanıyor ve ne zaman çıkar ilişkisi bitse o aradaki bağ da yok olup gidiyor. Genel olarak baktığımızda Franz Kafka belki bambaşka bir şey anlatmak istiyordur. Çünkü sembolizmin amacı budur. Anlam açıkça verilmez. Okuyucunun yorumuna, hayal dünyasında şekillenir ve vücut bulur. Tabii ki bu eseriyle ilgili de yukarıda da bahsettiğim gibi birçok rivayet vardır. 

Genel olarak en çok mantıklı bulduğum; tarihin ve edebiyatın her zaman içe içe olmasından dolayı o dönemin zorlu şartlarını da anlatıyor olabilir Kafka. Çünkü kendisi bir Yuhudi ve o dönemin sınırları içerisinde olan Prag'da dünyaya gelmiş. Bildiğiniz gibi bir iki kitap öncesinde Auschwitz Kütüphanecisi adlı bir kitabı okumuştum. Orada da baş karakterimiz olan Dita Kraus Prag'da doğup büyümüştü. O dönemde de o bölgede bir Nazi hareketliliği vardı. Hatta Kafka'nın yakın arkadaşı olan Doktor Utitz o vahşi kamptadır. Kitabın o bölümünde diyor ki; ''Ve Doktor Utitz o zamanlar Franz'ın kız kardeşleri Elli ve Valli Kafka'nın bir süre sonra Chelmno'daki toplama kampının gaz odalarında can vereceğini, en küçükleri Ottla'nın da Auschwitz-Birkenau'da Zyklon gazıyla katledileceğini bilemezdi henüz.'' 

Zaten Auschwitz Kütüphanecisi'nde en çok dikkatimi çeken bir söz vardı; ''Aslında Dönüşüm'ün yazarı, olacakları herkesten önce tahmin etmişti: İnsanların bir gece içinde canavar yaratıklara dönüşebileceğini görmüştü.'' Gerçekten de öyle...

Kitabı okuyup bitirdikten sonra uzun uzun düşündüm. Aslında bizler de bu dönüşümün bir parçasıyız. Hayatın ilk gününden son gününe kadar bu dönüşümümüz devam etmekte ve ediyor. Hayata bakış açımız, zevklerimiz, görüşlerimiz, farklılıklarımız, duygularımız... Hep bir dönüşüm içerisinde. Bazılarına göre bu dönüşüm bir hayatın parçası; bazılarına göre bu dönüşüm bir canavar! Bu yorum da yine sizlere bağlı. Kitaptaki dönüşüm bambaşka ve içler acısı. Evin sayılan ve sevilen birisinden küçücük korkulan bir böceğe dönüşmek. Git gide ilgi ve alakanın sizden çekilmesi ve hor görülmeniz. İlk başta kabulleniş sonrasında isyan. Hayat da böyle değil mi? Dönüşüm benim açımdan Franz Kafka'ya ait esrarengiz bir kaçış romanı. Nereye kaçarsan kaç, nereye saklanırsan saklan kurtulamayacağın bir lanet. Öyle ki, dönüşümün nedeninin bile hiç sorgulanmadığı, aynen kabullenildiği bir kaçış. Eski günlerin özlemi, ailenin seni dışlaması ve bir böcekten farksız fakat aynı zamanda bir böcek olarak hayata tutunma çabası...

Peki sizler neler düşünüyorsunuz? Dönüşüm denilince aklınız ilk gelen şey nedir? Siz Gregor Samsa'nın yerinde olsaydınız neler yapardınız? Yorumlarda buluşalım!

Yazdıklarımı okuduğumda çok mu derin mevzulara daldım diye düşündüm açıkçası. Ama bunu nasıl sadeleştireceğimi bulamadım. Çünkü bu klasik eser öyle güçlü öyle dopdolu ki... Bir konudan diğer konu, oradan bambaşka bir konu açılıveriyor. Umarım sizler için de sıkıcı olmamıştır. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor.


Bir çıkmazın içerisindeyim, ama bu çıkmazdan kurtulacağım. Fakat zor olan bu durumumu daha da zorlaştırmayın. 


Sürekli değişen hiç süreklilik kazanmayan asla samimileşmeyen insan ilişkileri. Yerin dibine batsın.


Beni üzecek gücü sana verdiğim için kendimden özür dilerim. 


'Erken kalkmak' diye düşündü, insanı bir hayli aptallaştırıyor. İnsan uykusunu iyi almalı. 


Ölmekten müthiş bir şekilde korkuyordu çünkü henüz gerçek anlamda yaşamamıştı. 


Hata yapabilirsin, bu sorun değil. Sorun olan; hata da ısrar etmendir. 


Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. 



22 Temmuz 2021 Perşembe

Diyet - Forsa - Teselli - Kütük - Nakarat | Ömer Seyfettin

Temmuz 22, 2021 10

Herkese yeniden merhaba! Bugün edebiyat alanındaki ününü 1911'de Genç Kalemler dergisinde yayımlanan hikâyeleriyle kazanan, edebiyat uzmanlarınca Türk hikâyeciliğinin Maupassant’ı olan Ömer Seyfettin'in beş güzel hikayesini sizlerle paylaşıyorum. Karbon Kitaplar Ömer Seyfettin'in en çok okunan hikayelerinden seçme yaparak bu kitapta toplamışlar. Bana kalırsa böyle kısa kısa hikayelerin bir kitapta toplanması daha güzel oluyor. Çünkü Ömer Seyfettin'in hikayeleri öz ve kısa. Açıkçası bu hikayelerinin birçoğunu ilkokul çağındayken okutuluyor fakat aralarında okumadığım birkaç hikaye vardı. Bu kitapla da onları da okumuş oldum. Öyleyse geçelim kitabımıza!

Aslında Ömer Seyfettin'i okuma kararım tamamıyla edebiyat öğretmenimin online derste Ömer Seyfettin'i anlatırken onun bir çocuk hikayecisi olmadığını, ilkokul çağlarındaki çocukların Seyfettin'in anlattığı hikayeleri tam olarak algılayamamasından dolayı bir konu açılmıştı. Bu konuya da örnek olarak Diyet adlı hikayesini örnek vermişti öğretmenim. Sonuçta hikayede adam diyetini (borç) ödemek için kolunu kütük ile kesiyor. Şimdi gelin de bu hikayeyi bir ilkokul çocuğuna anlatın. O gün derste bu konuyla ilgili konuşmalardan sonra hikayenin geri kalanını merak ettiğimden hemen sipariş verdim. Okuduğumda da öğretmenimin ne demek istediğini kolayca anlamış oldum. Buradan da duyuru; Ömer Seyfettin bir çocuk yazarı değildir. Bazı hikayeleri ilkokul çocuğuna uygun olabiliri fakat Diyet gibi bir hikaye kesinlikle uygun olmayacaktır. Kitabımızda beş hikaye olduğundan dolayı hepsinden ayrı ayrı bahsetmek istiyorum. Beş hikayenin kısa kısa özetleri ve anlaşılması kolay olsun diye birbirinden ayırdım. Keyifli okumalar!

Diyet
Ömer Seyfettin’in hikâyelerine konu aldığı meçhul kahramanlardan biri de kılıç ustası Koca Ali’dir. Alçakgönüllülük ve fedakârlığın numuneleri olan bu kahramanlar, Müslüman Türk insanının ahlaki tutunuşlarını gösteren örnekler olarak anlatılır. Koca Ali’nin ödediği diyet borcu, bu örnekliğin en çarpıcı olanlarından biridir. Açıkçası Diyet, bir kimseye bağlı kalmanın yakıcı azabını gözler önüne seren ders verici mükemmel bir Ömer Seyfettin hikayesi.

Forsa
Kara Memiş, namı Osmanlı denizcileri arasında yayılmış bir deniz askeridir. Bir gün Malta adası kuşatmasında Kara Memiş esir alınır. Zaman içerisinde Maltalı deniz korsanları tarafından yıllarca gemilerde forsa olarak çalıştırılır ve yaşlanınca korsanlar tarafından adada başı boş bir şekilde bırakılır. Kara Memiş 40 yıl boyunca her zaman Türk denizcilerin geleceğini hayal eder. Rüyasında gelen Türk gemileri yardımıyla içinde bulunduğu tutsaklıktan kurtulduğunu görür. Yine bir gün aynı rüyayı gördüğü sırada rüyası gerçek olur ve Türk gemileri gerçekten gelir. Gelen gemilerin yanına gider ve askerlere kendisini tanıtır. Kendisinin eski Osmanlı Denizcisi Kara Memiş olduğundan bahseder ve askerler bu durumu kaptanlarına iletirler. Kara Memiş kaptanın yanına götürülür ve bu sefer de kendisini kaptana tanıtır. Bunu duyan Turgut kaptan onun esir tutulduğu kırk yıl süresince tüm halkın onu merak ettiğini ve Kara Memiş’in kolundaki izi göstererek kendisinin onun oğlu olduğunu söyler. Kara Memiş kırk yıllık esaretinden  kurtulurken kırk yıl sonra oğluna da kavuşur.

Teselli
Osmanlı kumandanı İskender Paşa, hiç beklemediği bir anda şahın oğlu İsmail Mirza'nın pususuna düşerek savunmakta olduğunu Erçiş ve Ahlat'ı düşmana terk etmek mecburiyetinde kalmıştı. Acımasızlığıyla tanınan İsmail Mirza, Erciş Kalesi'nin kapılarından Şehre girer girmez çoluk çocuk, kadın, ihtiyar hepsini yok etmiş, bir tek canlıya olsun aman vermemişti. İskender Paşa, bu gafletinin ölümle cezalandırılacağını gayet iyi bilmekteydi. Büyük hatasından dolayı hayatının sona ereceğini bekleyen paşa, daha önceki büyük hizmetlerinin karşılığı olarak paşanın kendisine gönderdiği hediyeyi görünce şaşırdı. Sapıyla kını som altından olan kılıcı dualarla öperken, Acem şahına kaybettiği savaşın tesellisini yaşıyordu. Artık bundan böyle bu değerli kılıcı hak uğrunda, hakikat uğrunda sallayacaktı... Çünkü padişahın büyük armağanı, İskender Paşa'nın yegane tesellisiydi.

Kütük
Arslan Bey hayatını Osmanlıların hâkimiyet sahasını genişletmeye adamış cesur ve akıllı bir Türk beyidir. Düşmanlar onunla karşılaşmak istemekte yakınlardaki kaleler her an korkusu ile yaşamaktadır.  Aslan Bey  ordusu ile birlikte yeni topraklar kazanırken onun savaş becerisini ve ordusunun gücünü ve büyüklüğünü  gören düşman ordular onunla karşılaşmak istememektedirler. Arslan Bey, Borsem dağları içindeki Dregley Kalesi'ne gelir ve kaleyi ele geçirmek için askerleri ile birlikte kuşanır. Arslan Bey bu kaleyi  bir kurşun bile atmadan ve kimseyi öldürmeden  ele geçirmek istemektedir ve planını herkesten bir sır gibi saklamaktadır. Arslan Bey ve ordusu kaleyi kuşatmak için kale önüne geldiklerinde tercüman aracılığıyla kaledekilere teslim olmalarını ve buraya elli manda ile getirdiği büyük bir topun olduğunu, iki güllesiyle kaleyi tuz buz edeceğini söyler. Bunu duyan düşmanlar çok korkup  hemen gelip teslim olurlar. Fakat Arslan Bey düşmanları kandırmayı bilmiştir. Çünkü bir güllesiyle kaleyi yıkacak olan bu korkunç top, siyaha boyanmış  kocaman bir kütükten başkası değildir. Düşman askerleri bunu öğrenince çok şaşırırlar ve hikayemiz burada biter.

Nakarat
Türk subayımız başından geçen olayları bir deftere not eder. Bu hikaye subayımızın notlarından oluşur. Subayımız çok hayalperest birisidir. Görevini başka bir yerde yapmak için komutanına rica da bulunur. Küçük bir Bulgar köyünde görev alır. Subayımız burada da rahat durmaz. Sıkılganlığı, vurdumduymazlığı, olayları umursamayışı devam eder. Bir zaman sonra bu köyden sıkılmaya başlar. Bu sıkılganlığı en üst seviyeye çıktığı bir gün bir kadın sesi duyar. Sesin sahibini çok merak eder. Kız karşı evde oturan bir Bulgar güzelidir. Subayımız kızı görür görmez aşık olur. Kız da subayımızdan hoşlanmıştır. Kız evin penceresine çıkar ve bağıra bağıra şarkı söyler. Subayımız da kızın söylediği şarkıyı kendi kafasında çevirir. Bu bir aşk şarkısıdır der. Kızla tanıştıktan sonra artık görev yaptığı köy sıkıcı hal almaktan uzaklaşır. Kızı görmeden bir gün bile geçirmek istemez. Önemli görevler haricinde kaldığı yerden çıkmaz ve kızı seyreder. Subayımızın tayini çıkar. Gideceği için çok üzgündür. Sevdiği kızı burada bırakacaktır. Kızın pencereye çıkıp bağıra bağıra söylediği o şarkıyı merak eder ve esnafın birine çeviri yaptırır. Duydukları karşısında şok geçirir. Kızın aşk şarkıları söylediğini zanneden subayımız kızın aslında “İstanbul bizim olacak” dediğini öğrenir. Beyninden vurulur ve kızın aşkı yüzünden aksattığı görevleri düşünür ve çok pişman olur.

Peki aralarından en çok hangi hikayeyi beğendiniz? Ömer Seyfettin'in hikayelerini okumayı seviyor musunuz? Yorumlarda buluşalım!

Hepsi birbirinden güzel hikayelerdi. Dediğim gibi kısa kısa fakat bolca mesaj içeren güzel hikayelerdi. Alıp okumanızı öneririm. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

Dünya değişti. Eski günler geçti. Acıma, iyilik, insanlık kalmadı. Herkes keyfinde eğlencesinde kimse kimseyi düşünmez oldu. Bu ne haldir? (Diyet)


Kula kul olmak, şu ölümlü dünyada birisine gönül borcu duymak, acıların en ağırıydı. (Diyet) 


Şehit olursam bunu üzerime örtün! Vatan al bayrağın dalgalandığı yer değil midir? dedi. (Forsa) 


Hayatta o kadar önemsiz olaylar var ki bizde pek derin izler bırakır. Bir "hiç" yıllarca yürüdüğümüz yolu değiştirebilir. (Forsa)


Artık dünyaya dair hiçbir ümidi kalmamıştı. İstediği yalnız bir iman selametiydi. (Teselli) 


Sırf acıma duygusu ile yapılmış bir yardım temiz bir cinayetten başka bir şey değildir. (Kütük) 


O sadece bir ümitsizdi. Ümitsizliği geçince bütün hayatı kuvvetli bir bahar oldu. (Kütük) 



19 Temmuz 2021 Pazartesi

Huzursuzluk | Zülfü Livaneli

Temmuz 19, 2021 16

Merhaba! Temmuz ayı benim için gerçekten çok verimli geçiyor. Huzursuzluk bu ayın üçüncü kitabı oldu. Peki sizler için nasıl geçiyor? Kavurucu sıcaklarda kitap okumak biraz zorlayıcı olsa da bırakmamaya çalışıyorum. Zaten kitaplığıma geçip baktığımda özellikle de okumadığım kitaplar benim gözümüze bakıyor diyebilirim. En basitinden King'in Enstitü kitabını hala okuyamadım. Onun pişmanlığı hala var. Biraz da benim suçum diyebilirim. Çünkü kitap biraz göz korkutuyor. Ama en kısa sürede başlamak istiyorum. Bakalım, ne zaman sizlerle paylaşırım... 

Bu ayın üçüncü kitabı Zülfü Livaneli'den Huzursuzluk oldu. Gerçekten çok güzeldi. Hem dil açısından hem de konusu açısından anlamlı ve sürükleyici bir kitaptı. Açıkçası Livaneli'den okuduğum ilk kitabın Huzursuzluk ile başlaması da çok güzel oldu. Kitabı okuyup bitirdikten sonra ''Keşke daha önce başlasaydım...'' dediğim zaman çok oldu. Tabii ki bu eşsiz kitabı okuduktan sonra Livaneli'nin diğer kitaplarına bir göz attım. Instagram'da kitabı okuduğumu sizlerle paylaştığımda da çok güzel öneriler aldım. Onları da hemen listeye ekledim. Eğer siz de Livaneli'nin kitaplarını okumak fakat hangisinden başlayacağınızı bilmiyorsanız Huzursuzluk ile başlamanızı öneririm. Hem böylelikle yazarın üslubu açısından bir bilginiz oluşur. Öyleyse kitabımızın konusuna geçelim!

Türk edebiyatının tarihi olayları güzel bir şekilde ele alıp romanlara döken yazar Livaneli, Huzursuzluk romanı ile bu kez Orta Doğunun yeni kanayan yarası olan IŞİD zulmüne dikkat çekiyor. İstanbul'un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin'in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin'e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece âdeta bir girdabın içine çekilir. Tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşmesiyle beraber yolculuğumuz başlar.

1000Kitap üzerinden kitabı okuyanların yorumlarını okurken en çok dikkatimi çeken yorum şuydu; mekan ve karakterler yeterince anlatılmamış. Bana kalırsa Livaneli mekanı özellikle de doğunun o atmosferini çok iyi açıklamış. Zaten kitap sadece Mardin odaklı değil. Doğunun o atmosferinde hem IŞİD zulmünden kaçmaya çalışan mülteciler hem de inançların nasıl yanlış anlaşılıp değerlendirilmesi sonucundaki ortamı anlatıyor. Eğer kitap bu unsurları anlatmamış olsaydı ve sadece Mardin odaklı bir kitap olsaydı tema açısından eksiklik hissedilirdi. Ama genel olarak güzel ve akıcı bir anlatımı vardı. Tek eleştirişim Bana sorarsanız Livaneli'nin en çok dikkat çekmek istediği orta doğunun en insafsız yüzünü, savaşı, yoksulluğu, vatansızlığı, açlığı, ölümü, bir paket sigaraya satılan Ezidi kızlarını, ölümden beter kaçışlarıdır.

Kitaptaki bir diğer beğendiğim yönü ise bazı yanlış ya da batıl inançlara bağnazlıkla tutum sergileyenlerin aslında bir şey bilmemeleriydi. Örneğin kitapta Ezidiler sık sık geçiyor. Yezîdîler ya da Ezîdîler, çoğunlukla Kürtçe konuşan etnodinsel bir topluluğa verilen isimdir. Fakat kitapta geçen ve bölgede o topluluğa bir karşı gelme söz konusu. Ortadoğu'daki batıl inançlar, marullar ve önceki ben ile şimdiki ben arasındaki kimlik değişimi, geçmişe özlem ve benlik arayışı Livaneli'nin bu kitabını zenginleştiren detaylar.

''Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz. Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.''

Peki siz hangi Livaneli'nin kitaplarını okudunuz? Huzursuzluk ile ilgili düşünceleriniz nelerdir? Yorumlarda buluşalım!

Kitap içeriği kadar da dış tasarımı da gerçekten çok güzeldi. Özellikle de kapak tasarımını çok beğendim. İçerikle ne alaka diye düşünüyor insan ama kapak çok şey anlatıyor. Kitabın adı ve kapak tasarımı, çölün ortasında hiçbir yere uymayacak merdiven nesnesi, bence çok başarılı. Tam bir huzursuzluğun sembolü diyebilirim. O zaman kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

Bir yer var. İyiliğin ve kötülüğün ötesinde. Seninle orada buluşacağız. (Mevlana)


Şu küçücük dünyada herkes incitilmiş, isimsiz, herkes yanlış yerde. 


Asil insanların en neşeli zamanlarında bile bir hüzün vardır, daha düşük ruhlar ise en sefil zamanında bile neşelidir. 


Ben sadece kendimi tedavi etmek için yazıyorum, insan denilen yaratıkların arasında yaşama gücünü tekrar bulabilmek için. 


Demek ki bazı acıları ölüm bile unutturamıyor, bazı davranışlar ölümden sonra bile bağışlanmıyor... 


Beni alıp tekrar karnına soksan bile koruyamazsın artık anne! 


Herkesin bir şemsiyesi var kendini koruyacak, seninse yok, bir an önce şemsiyeni açmaya bak, çünkü bu yağmur hiç dinmeyecek... 


İçimde büyük bir huzursuzluk var, beni yavaş yavaş öldüren bir huzursuzluk... 


İnsanlar bunca acı çekerken İstanbul'da en iyi suşinin nerede yenilebileceğini konuşanlara dayanamıyordum.


Ibn Haldun ne kadar haklıymış diye düşündüm, coğrafya kaderdir derken ne kadar haklıymış.



18 Temmuz 2021 Pazar

Blogger Gazetesi | 27. Sayı

Temmuz 18, 2021 20




Herkese yeniden merhaba! Blogger Gazetesinin 27. sayısı sizlerle! Biraz gecikmeli de olsa sizlerle paylaştım. Bu hafta da diğer haftalar olduğu gibi çok özel bir konuğumuz var. Zeynep Erdun namı diğer ruyakitap öncelikle bu isteğimi geri çevirmeyip kabul ettiği için tekrardan kendisine çok teşekkür ederim.

Her yayında dediğim gibi eğer siz de gazetede yer almak istiyorsanız aşağıdaki yorum bölümünden belirtmeniz yeterlidir. Ama özel bir yazınızı gazetede olmasını istiyorsanız yorum bölümünde yazarsanız sevinirim. Ayrıca bu hafta gazetemizde yer alan Zeynep Erdun'un Instagram sayfasına aşağıdaki linkten kolayca ulaşabilirsiniz. Sayfasını takip etmeyi ve yorum bırakmayı unutmayın. Güzel ve sağlıklı bir pazar günü dilerim.

15 Temmuz 2021 Perşembe

Auschwitz Kütüphanecisi | Antonio González Iturbe

Temmuz 15, 2021 10

Kavurucu bir Temmuz ayından herkese merhaba! Bugün sizlere tarihin acımazlığa tanık olmuş Auschwitz'e yolculuk yapacağız. Kitabımıza geçmeden önce demem gereken şu; listemde olan bir kitap değildi. Tesadüfen gördüğüm ve konusuyla beraber gerçek bir yaşam öyküsünü anlatan kitabı okumak istedim. Çünkü bu hikayede geçen yer ile ilgili birçok dizi ve film izlemiştim. Farklı bir bakış açısından olaya tanık olmak için bu kitabı da okuyup sizlerle paylaşmak istedim. Kitap gerçekten çok güzeldi. Buradan herkesi bu özel kitabı okumaya davet ediyorum. Çünkü umutların yok olduğu korkunç bir yerde var gücüyle savaşan bir kızın direniş öyküsü. Okurken yer yer altını çizmek yer yer insanlığın nasıl bir son bulduğunu kendi gözlerinizle şahit olacaksınız.

Kitabımız Auschwitz'de Naziler tarafından esir alınan pek çok tutsağın tutulduğu kampta geçiyor. 2. Dünya Savaşı, Nazi zulmü, Yahudi soykırımı, insanın kanını donduran kamplardaki insanların yaşadığı o akıl almaz yürek dayanmaz zulüm, açlık, sefalet, gaz odaları, infazlar... Kısacası; insanlığın öldüğü bir yer "Auscwitz". Cehennem bataklığında yeşeren bir umut olan Dita Kraus işte o yerde canı pahasına kitapları koruyan 14 yaşındaki bir Yahudi kız. 2. Dünya Savaşı ile ilgili az çok bilgisi olan herkes Aushcwitz adını muhakkak duymuştur. Savaşın en çok insanlık suçuna sahne olan, çığlıkların, küçük hayatların bir emirle ellerinden alınan o son düzlük...

14 yaşındaki Dita, Auschwitz'de Naziler tarafından esir alınan pek çok tutsaktan biridir. Anne babasıyla birlikte Prag'daki Terezin gettosundan alınan Dita, kampta rutin hayatın bir parçası haline gelen dehşet ve korkuya uyum sağlamaktadır. Çocuklar ve ailelerin bir arada kalmasına izin verilen 31. blokta mahkûmlar gizli bir okul kurmuştur fakat kitapların kesinlikle yasak olduğu kampta, attıkları her adıma dikkat etmeleri gerekir. Alman asıllı bir Yahudi olan blok sorumlusu Fredy Hirsch, bir gün Dita'ya mahkûmların muhafızlardan gizleyerek içeri soktukları kıymetli sekiz kitaptan bahseder ve ondan bu kitaplarla ilgilenmesini, onları korumasını ister. Daima sayfaların ve içinde barındırdıkları farklı hayatların büyüsüne kapılmış olan Dita bu teklifi hiç düşünmeden kabul eder ve Auschwitz'in kütüphanecisi olur. Korkularını sindirip cesur olan bu kızın hikayesi. H.G. Wells, Geometri kitabı, Rus kitabı Kiril Gizemi, Aslan Asker Şvayk, Sigmund Freud, Monte Kristo Kontu ve bir Coğrafya Atlası... Azıcık bir kitapla dünyayı şekillendiren bir kütüphaneci.

Şiddete, kötülüğe ve en önemlisi korkuya boyun eğmeyen, korkunç savaş ortamında tek silahı kitaplar olan insanların cesaretine, gücüne ve hiç kaybetmedikleri umuda dair bir direniş öyküsü.

Dediğim gibi okuduğum en iyi kitaptı. 408 sayfadan oluşuyor fakat bir oturuşta birçok bölümü bitirebiliyorsunuz. Kitabımız yaşanmış bir olaydan birebir yani 31. bloktaki kütüphanecimiz Dita'nın anlattıklarından yola çıkılarak oluşturulmuş. Onun da çok ilginç bir hikayesi var. Zaten yazarımız kitabın sön bölümünde Dita ile nasıl tanıştığını, röportaj yaptıktan sonra nasıl bir kitaba dönüştürüldüğünü bir bir anlatmış bizlere. Şimdi spoiler vermemek için o kısmı anlatmıyorum ama çok güzel bir tesadüf diyebilirim.

''Dita Craus;14 yaşında bir çocuk olması gerektiği yaşta çocukluğu  elinden alınan Prag'tan ölüm kampına ailesiyle birlikte sürgüne gönderilen milyonlarca Yahudi'den sadece biri. O cehennemde daha acil ihtiyaçlar varken 8 kitaplı bir kütüphanede kitapları kollayıp gözetmek görevini alıyor hem de canı pahasına. 6 yıl süren bu tutsaklıkta yaşadığı acılarla büyüyor. 9  yaşında girdiği bu insanlık dışı ölüm kampından 15 yaşında çıkıyor. Dita bu masum insanlardan sadece biri. Bizim okumaya, izlemeye tahammül edemediğimiz  bu vahşeti maalesef bu insanlar yaşadı. Hatta daha bile fazlasını hem de bir hiç uğruna...''

Kirkus Reviews'in de dediği gibi: ''Ölüm kamplarında yaşanan akıl almaz vahşeti inkar etmek mümkün değil ama yine de umut dolu bir öykü.'' Gerçekten de öyle. Bu konuda birçok kitap var ama benim için ilk oldu. Kitapta da geçen Anne Frank'in Günlüğü'nü de okumak istiyorum. Ama sizlere ilk önerim bu kitapla okumaya başlamanız.

Peki sizler bu eşsiz ve bir o kadar da yürek parçalayan Auschwitz Kütüphanecisi'ni okudunuz mu? Eğer okuduysanız neler hissettiniz? Yorumlarda buluşalım!

Dediğim gibi kaçırmamanız gereken bir kitap. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

Gerçek dünyaya bakınca tek hissettiğimiz tiksinti ve öfke. Elimizde yalnızca hayal gücü kalıyor.


Gençlikte bir yıl demek neredeyse koca bir ömür demekti. 


O gece binlerce ses sonsuza dek sustu... 8 mart 1944 gecesi BIIb aile kampından 3792 tutsak gazla boğulduktan sonra Auschwitz-Birkenau'nun 3 numaralı krematoryumunda yakıldı.


O, ufkunu genişleten kitapları seviyordu, küçülten değil. 


Bir kitaba başlamak, seni seyahate götürecek olan trene binmek gibiydi. 


Aslında Dönüşüm'ün yazarı, olacakları herkesten önce tahmin etmişti: İnsanların bir gece içinde canavar yaratıklara dönüşebileceğini görmüştü. 


Edebiyatın yaptığı şey, gece yarısı bir dağ başında yakılan kibritle eşdeğerdir. Bir kibrit çok az ışık verir ancak çevrenin ne kadar karanlık olduğunu görmemizi sağlar. 


Çocuk mu? Hiç de değil, hanımefendi! Çocuk olmak için önce çocukluğunun olması lazım. 


Babam haklıydı. O kitap beni bir çift ayakkabının götüremeyeceği kadar uzaklara götürdü. 


H. G. Wells, komşusunun Sigmund Freud olduğunu bilseydi sana kızardı.