29 Haziran 2020 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri #45

Haziran 29, 2020 16
Herkese yeniden merhaba. Ağaç Ev Sohbetleri son hızla devam ediyor. 45. haftadayız ve bu haftada da çok güzel bir konu ile ilgili konuşacağız.

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki Kayıp Fısıltı aracılığıyla paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bir sonraki hafta için konu önerim; K-Pop hakkında neler düşünüyorsunuz? Dinlediğiniz herhangi bir grup var mı?  Peki favori bir şarkınız da var mı? Özellikle de ülkemizdeki K-Pop ön yargısını nasıl buluyorsunuz?

Bu haftanın konusunu da Bir Yıldızın Hikayesi belirledi: Paylaştıkça çoğaldığınıza, verdikçe aldığınıza inanıyor musunuz? Verme eylemini sadece maddesel değil manevi açıdan da (sokak hayvanlarına su vermek, bir bilgi kırıntısını, hatta bir gülümsemeyi paylaşmak da olabilir) değerlendirdiğinizde en son neyi verip neyi almış olabilirsiniz? Bu konuyla ilgili bir farkındalığınız oluştu mu?

Çok güzel bir soru bence. Paylaştıkça çoğalır gerçekten de öyle. Ama bu bazen oluyor bazen de olmuyor. Bu kısımda kişi de çok önemli. Bir Yıldızın Hikayesi'nin de dediği gibi insan nüfusu artıyor ve maalesef elimizdekiler yeterli değil. İnsanoğlu her geçen gün bencilleşmeye ve görgüsüzlüğe doğru gidiyor. Elinde varsa bile yeniden alıyor. Fakat dünyanın öbür ucunda açlıktan ölen çocuklar da var. Bu kadar dengesiz dünya maalesef...

Açıkçası ben paylaştığımı kat ve kat alıyorum. Yani şöyle, ben birisine yardım ettiğim de gün geliyor başka birisi de bana yardım ediyor. Ben şuna inanıyorum, ne yaparsan yap hepsi sana geri dönüyor. İyisiyle ve kötüsüyle. Siz de öyle düşünüyor musunuz? Bilmiyorum fakat bana öyle geliyor. Aslında bir gülümseme bile çok değerli.

Küçücük şeyler bile çok değerli benim için. Gülümsemek dünyanın en talı şeyi! Bir gülümseme bile vücuda yaptığı etki bile şaşırtıcı. Bir belgeselde de değinilmişti. Gülümsemek birçok hormonun salgılanmasında ve vücudun yenilenmesi gibi pek çok görevde yer alıyor. Ve bunu gerçekleştirmek çok kolay.

Evet bu konuda farkındalık oluşturmak da çok önemli. Özellikle de ben bu konuda Farkındalık Kuşağı adı altında bir yazı da paylaşmayı planlıyorum. Çünkü ne kadar verirsen o kadar da karşılığını alırsın. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

28 Haziran 2020 Pazar

Blogger Gazetesi | 12. Sayı

Haziran 28, 2020 32
Herkese yeniden merhaba! Blogger Gazetesi'nin 12. sayısı fırından çıktı! Yine birbirinden özel bloglarla bu haftayı da doldurduk. Eğer siz de bu gazetede yer almak istiyorsanız tek yapmanız gereken bu sayının altına yorumunuzu bırakmak. Şimdiden herkese çok teşekkür ederim. Aşağıdaki linklerden bu sayıda yer alan blog sayfalarına ulaşabilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!


Yeni Mi Normal Biz Zaten Anormal Mimi

Dil Nasıl Öğrenilir ve Geliştirilir?

Apartmana Neden Yıldırım Düşer Sonuçları Ne Olur?

Minimalizm Gerekli Midir?

Çocuk-Luk

Sanatlı Pencerem'den Hot Chocolate Mocha Tarifi

İnsanoğlunun Bitmeyen Savaşı

26 Haziran 2020 Cuma

Neden Harlan Coben Okumalıyız?

Haziran 26, 2020 4
Herkese yeniden merhaba. 1 Soru 1 Cevap bölümümüze hoş geldiniz! Bu haftanın konuğu Harlan Coben. Bu etkinlikte bir sürü yazar ve şair olacak. Ve sizlerin görüşleriyle devam ettireceğiz. ''Neden Harlan Coben Okumalıyız?'' sorusuna cevaplarınızı bekliyorum.

Eğer yazarın hayat hikayesini ve çıkan yeni kitaplarının tanıtımlarını merak ediyorsanız kelime-bul'da her şeyi bulabilirsiniz. Yazarlar bölümünden istediğiniz yazarın biyografisine kolayca ulaşabilirsiniz. Harlan Coben'i hiç okumadıysanız kesinlikle bir kitabını okumanızı tavsiye ederim. İlk 10 sıralamamda ilk beştedir kendisi. Kurgusu, karakterleri ve olayın akışını çok güzel ilerletebilen nadir yazarlardan birisi bence. Benden söylemesi...

Benim de bu soruya cevabım şöyle: Gizem, gerilim ve heyecanı doruklarda yaşamak onun kitaplarının bir inancı. Her Coben kitabında bunu yaşamamak mümkün değil. Coben ile gizemlerin perde arkasını görmek, çözülemeyen dosyaları yeniden açmak ve karanlığın içinden doruklara çıkmak inanılmaz! Sanki bir Sherlock kitabı. Kendinizi geceleri denizi rahatsız eden bir fenermiş gibi hissedeceksiniz.

Peki sizler? Yorumlarınızı ya da önerilerinizi aşağıya bizlerle paylaşabilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

22 Haziran 2020 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri #44

Haziran 22, 2020 22
Herkese yeniden merhaba. 44. haftadayız Ağaç Ev Sohbetleri'nde! Hızlı ve çok eğlenceli geçiyor bence. Özellikle de bu hafta Kayıp Fısıltı'dan gelen konuyla daha da özelleşecek.

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki Kayıp Fısıltı aracılığıyla paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bu haftanın konusunu da Kayıp Fısıltı belirledi: Evcil hayvanınız var mı ya da hiç oldu mu? Bu hayvanı kendinize yoldaş olarak seçmenizin amacı neydi? Onunla bir anınızı paylaşın, resmi varsa onu da paylaşabilirsiniz. Eğer yoksa sadece diğer soruları cevaplandırabilirsiniz. Vahşi bir hayvanı evcilleştirebiliyor olsanız bu hangisi olurdu ve neden? Son olarak da evcil hayvan satışı ve alımı hakkında ne düşünüyorsunuz, sizce bu doğru mu?

Hayvanları çok severim. Özellikle de köpek ve kedileri. Evet bir evcil hayvanım oldu. Papağanlarla mücadele ondan sonra muhabbet kuşuyla ilgili maceralarımız oldu. Özellikle de şunu öğrendim; kafesli hayvanlar almak gerçekten çok zor. Onun bakımı, kafesin bakımı derken bazen onunla ilgili zaman geçirmeyebiliyorsunuz.

Bu İpek. İlk defa bir canlıyı eve almıştık. O günü çok iyi hatırlıyorum. Heyecanlıydım! Özellikle de özel bir papağan türüydü; Erikbaş. Ama bizimkisi biraz aksiydi. Gagası muhteşem sivriydi. Hatta bir komşumuzun elini çizmişti. Fakat hiçbir zaman bana karşı bir şey yapmadı. Örneğin kardeşime çok sinirlenebiliyordu. Bir taraftan diğer tarafa yakalamak için koşuyordu resmen. Ama hiçbir zaman bana öyle davranmadı. Bunu şöyle kabullendim; aramızda bir bağ vardı. Sahiplendiğimiz bütün hayvanlarda benim aramda böyle bağlar hep kuruluyor. Ve bu duyguyu çok seviyorum. Fakat maalesef bir akşam üstü hayata gözlerini yumdu. Aslında o gün öldüğünde hiçbir şeyi yoktu. Akşam hareket etmemeye başladı, gözlerini zar zor açıyordu ve bize veda etti. O günü hiç hatırlamak istemiyorum açıkçası. Çok zordu hatta o gün hiç uyuyamamıştım. O acı gerçekten tarif edilemez.

Bu da Nazlı. Aslında Nazlı bir sokak köpeği. Eskiden oturduğumuz sitenin önünde bekçi gibi bizi koruyordu. Hiç ayrılmazdı bizden. Hatta bizi okula kadar da götürüyordu. Nazlı ile ilgili hiç unutamadığım anı ise şu; Bir gün yine okula gideceğimiz sırada Nazlı bizi uzaklardan gördü ve o hızlı çevik hareketleriyle bizi selamlamıştı. Karşımızdan da tam olarak İnkılap öğretmenimiz geçiyordu. Ona bir hızlı koştu ve öyle bir havladı ki adam yerinden sıçradı. Özellikle de Nazlı motorculara ve eğer biz yanındaysak bizi korumak amaçlı herkese havlıyordu. Gerçekten çok korumacı bir köpekti. Bir sokak köpeği olmasına rağmen sıcacık bir kalbi vardı ve bir o kadar da yaşlıydı. Biz oradan taşınınca gerçekten onu çok özlüyordum. Hala da özlüyorum. Orada oturan komşularımızdan bir gün onun öldüğünü duymuştuk. Özellikle de ben bağ kurduğum için canımı çok yakmıştı. İşte bu yüzden bir daha hayvanlarla bağ kurmamaya karar verdim fakat ben bunu maalesef gerçekleştiremiyorum.

Aslında İpek'ten sonra ne papağanlar ne muhabbet kuşları geldi. Onların fotoğraflarını bulamadım maalesef. Ama onlar da göçüp gitti. Bu yüzden hiçbir zaman kafeste yaşayan bir canlı sahiplenmeyeceğim. Size de tavsiye ederim açıkçası. Çünkü onların başına bir şey geldiğinde özellikle de kafeste yaşayan canlılarda çok hastalığa yakalanabiliyorlar.

Eğer bir vahşi hayvanı evcilleştirebilseydim o kesinlikle aslan olurdu. Biraz absürt oldu fakat çok tatlılar. Tabi belgesellerde. :) Son soruya gelecek olursam da hayvan satın alınmaz sahiplenilir kısmını paylaşırım. Çünkü onlar mal değil. Onların da bir kalbi var. O yüzden satın alma, sahiplen! Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

21 Haziran 2020 Pazar

Blogger Gazetesi | 11. Sayı

Haziran 21, 2020 18
Herkese yeniden merhaba. Blogger Gazetesi'nin 11. sayısı da fırından çıktı! Önceki sayılarımız için buraya tıklayabilirsiniz. Eğer siz de bu gazetede yer almak istiyorsanız tek yapmanız gereken bu sayının altına yorumunuzu bırakmak. Şimdiden herkese çok teşekkür ederim. Aşağıdaki linklerden bu sayıda yer alan blog sayfalarına ulaşabilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!


Koşucu Kafası Runner's High

Kayıp Fısıltı'dan Kapadokya Gezisi

Küçük Hataların Devasa Hatalara Dönüşmesi

Online Erişime Açık Dergiler

Netflix'in Bilinmeyen Yönleri

Sanatlı Pencerem'den Tom ve Jerry

Hayvan Hakları | Farkındalık Kuşağı

19 Haziran 2020 Cuma

Unutulmuş Düşler | Stefan Zweig

Haziran 19, 2020 6
Herkese yeniden merhaba. Birkaç ay önce Stefan Zweig serisiyle ilerliyordum. Sıkılmamak için birkaç kitabını bırakmıştım. Unutulmuş Düşler de bu kitaplardan birisi.

Her zaman diyorum ki klasiklerin bir okunma zamanı vardır. Her zaman da savunurum. Örneğin ben bu kitabı birkaç yıl önce okusaydım kesinlikle kitabın içerisindeki ince dokunuşları anlayamazdım. Bu yüzden klasik okumaya meraklı olan küçük arkadaşlarıma buradan sesleniyorum; geç değil, sadece zamanı bekleyin. İnanın bana hiç pişman olmayacaksınız, aksine iyi ki bu eşsiz kitabı daha sonra okumuşum diyeceksiniz. Bana göre bu genelleme bütün klasikler için geçerli. Peki sizler klasik kitaplara nasıl başladınız? Genç arkadaşlarımıza önerileriniz neler? Yorumlar bölümünden bizlerle paylaşabilirsiniz.

Stefan Zweig, bir kez daha insan ruhunun derinliklerine iniyor. Çocukluk ve gençlik hayallerinin, unutulmuş düşlerin saklandığı karanlıklara benzersiz üslubuyla ışık tutuyor. Etraflarındaki "yabancı, ateşli" dünyayla aralarında bir bağ kurabilmek için kabuklarından çıkmaya çabalayan tutkulu erkekler, kadınlar ve çocuklar bu öykülerin kahramanları. Unutulmuş Düşler okurları derinden etkileyecek bir öykü kitabıdır.

Ayrıca Zweig benzersiz üslubuyla, amaçlarının peşinden gidenleri, isimleri unutulanları, pişmanlıkları ve hatıraları hem hikaye içinde hikaye hem de mektup biçiminde anlatıyor. Zweig insanlığın ikilemlerinden ve kusurlarından bahsederken, iyimserliğini asla kaybetmiyor. Zweig'i bu kadar eşsiz yapan özelliği de bu olsa gerek. Okunması gereken bir şaheser. Kaçırılmamalı!

Yalnızlık boğuyordu onu, insanlara ne kadar ihtiyacı olduğunu ancak şimdi idrak ediyordu.

İnsanların varlığından, kolaycı davranışlarından, güvenlerinden, neşelerinden ve mutluluklarından her zaman yararlanmıştı. 

Gençlik yıllarında tam olarak yaşanmayan aşkın güzel rüyası, sorulamayan sorular, anlatılamayan arzular vardı, sözler verilir ama yerine getirilemezdi. 

Shakespeare'in o kutsal replikleri! Hoş ve duygusal replikler! 

Manzara masmavi, parlak bir mozaiği andıran gökyüzü bütün güzelliğiyle gözler önüne serilmişti.

Oysa benim tek dileğim on dört gün boyunca tek başıma kalıp kitaplara gömülmek, yürüyüşlere çıkmak, hayal kurmak ve rahatsız edilmeden uyumaktı. 


15 Haziran 2020 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri #43

Haziran 15, 2020 14
Herkese yeniden merhaba. 43. haftadayız. Bu hafta da birbirinden anlamlı sorularla karşınızdayız. Özellikle de bu haftaki konunun önemi büyük benim için. Paylaşan diğer arkadaşlarımı da gördüm. Çok güzel yazmışlar. Onları da ziyaret etmeyi unutmayın.

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki Kayıp Fısıltı aracılığıyla paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bu haftanın konusunu da Kaplan Diary belirledi: Toplumsal yaşamımızı olumsuz etkileyen en önemli üç sorun önem sırasına göre hangileridir? Bu sorunların üstesinden gelmek için sizce neler yapılmalıdır?

Bu konu gerçekten de çok geniş. Nereden başlayacağımı bile bilmiyorum, o kadar. Dünya yıllar geçtikçe hatta günler geçtikçe inanılmaz değişimler yaşıyor. Gerçekten Dünya'nın yerinde olmak istemezdim. Kaplan Diary de tam benim can damarımdan vurmuş. Özellikle de Farkındalık Kuşağı yazılarım bunun için var. Küçücük de olsa farkındalık yaratabilmek. Ayrıca aşağıda sıraladığım bütün konu başlıklara ulaşabilirsiniz.

Nasıl sıralayacağımı bilmiyorum. Çünkü günümüzde o kadar çok sorun var ki... Kadına şiddet, adaletsizlik, cehalet, ırkçılık, açlık, fakirlik, zorbalık, sömürgecilik, sebepsiz yere ölen insanlar, savaşlar, cinsiyet ayrımı, hayvanlara katliamların yapılması, küresel ısınma, bağımlılık... Daha söyleyeyim mi? Dünya'nın o kadar çok sorunu var ki, nasıl çözülecek açıkçası ben de bilmiyorum. Her kafadan bir şeyler çıkıyor. Kusura bakmayanın ben bu konuda kötümser bakış açısıyla bakıyorum. Çünkü insanoğlunun canına bir şey gelmedikçe akıllanmıyor. Açıkçası o da artık bitti.

Özellikle bahsedecek olursam ırkçılığı ve cehaleti birinci sıraya alırım. Günümüz de bile ''21. yüzyılda'' bile hala bu tür olaylar yaşanıyorsa, gerisi... Gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Her geçen gün insanoğludan nefret ediyorum açıkçası. Bu kadar vicdansız olunamaz. Ayaklarının önünde öldürülen insanlar, sırf ''siyah'' diye her türlü suçu işleyecek kapasitede olduğunu sananlar, sırf gözleri çekik diye alay edenler, sırf hasta olduğu için normal insanlar gibi olmayan insanlara ayrım yapmak doğru mu? Gerçekten yeter!

İkinci olarak adaletsizlik. Yaşanan bütün olaylar adalet olmadığı için oluyor. İnsanlara zarar verenlere cezalar ağır bir şekilde verirse toplum daha huzurlu olur bence. ''İyi Halden'' çıkanları gördük ülkemizde. Özellikle de bu kısım ''ERKEK'' lere özel. Kravat, takım elbise bitti. İyi halden, tecavüz de etsen, adam da öldürsen özgürsün kardeş! Artık gece dışarı çıkarken ne kadar güvenli bir yer de olsa arkama bakmaktan bıktım. Kadın olmak bunu gerektirmiyor bence.

Üçüncü olarak da cinsiyet eşitsizliği derim. Çünkü özellikle de ülkemiz bu konuda maalesef geri kafalı. Yok kadınsa evde oturup çocuğuna bakacak, yok okumayacak, yok kız çocukları ''KENDİ İRADELERİ'' olmadan başları kapatılacak, yok efendim şunu bunu giymeyecek.... KİMSEN SEN BE! SEN KİMSİN YAHU! Sana mı kaldı benim ne giyeceğim, ne yapacağım. Özellikle de böyle kendini ''ERRRRKEKKK'' sanan veletler var ya en büyük virüsler. Siyasette, iş hayatında kadınların oranı gün geçtikçe azalıyor. Nedenmiş efendim, çoluk çocuğa karıştığı zaman iş hayatında olamazmış. Sen kimsin? Sen neden sürtüyorsun o zaman! Gerçekten kusura bakmayın, bu konuda çok doluyum. Özellikle de ülkemizde böyle ''GERİ ZEKALILAR'' var da! Yok şort giydi diye otobüste kadını döven pislikler var. Ağzım el vermiyor kötü söz söylemeye. Gerçekten bıktım yaa bu konulara ''HALA'' konuştuğumuza.

Kusura bakmayın sizi de çok doldurdum. Açıkçası bu konularda gerçekten sabrım taştı. Zaten siz de fark etmişsinizdir. O zaman kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

14 Haziran 2020 Pazar

Blogger Gazetesi | 10. Sayı

Haziran 14, 2020 21
Herkese yeniden merhaba. 10. sayımız da fırından çıktı! Önceki Blogger Gazetesi'nin sayıları için buraya tıklayabilirsiniz. Eğer siz de bu gazetede yer almak istiyorsanız tek yapmanız gereken bu sayının altına yorumunuzu bırakmak. Şimdiden herkese çok teşekkür ederim. Aşağıdaki linklerden bu sayıda yer alan blog sayfalarına ulaşabilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!









12 Haziran 2020 Cuma

Konumuz Kitap İle 3 Yıl!

Haziran 12, 2020 25
Herkese yeniden merhaba. Aslında bu özel yayını tam ayın yedisinde paylaşmayı umuyordum. Fakat bir türlü ayarlayamadım. Bugüne kısmetmiş demek ki. 

Konumuz Kitap'ın 3. yılını kutluyoruz! 07/06/2017 tarihinde başladığım bu güzel yolculuğu sizler sayesinde emin adımlarla ilerliyorum. Bu üç yıl boyunca nice güzel arkadaşlıklar, dostluklar kazandım. Bazen sıkıldığım ya da uzun bir ara yayın paylaşmadığım zamanlar da oldu fakat siz hep yanımdaydınız. Destekleriniz, görüşleriniz benim için hep bir yol çizelgesi oldu. O güzel yorumlarınız hep kalemimi sağlam tutmama destek oldu. Ve daha niceleri... Bu üç yıl benim en iyi üç yılımdı diyebilirim. Her zaman da söylüyorum ki iyi ki Blogger dünyasına katılmışım! O gün vazgeçseydim sizin gibi güzel insanları tanıyamazdım. Buradan da başlamak isteyen ya da karar veremeyenlere sesleniyorum; Katılmazsanız çok şey kaybedersiniz!

Kitabımı da birkaç ay içinde çıkarmasını planlıyoruz. Bu alanda da destekleriniz çok fazla. İlginiz için de apayrı bir teşekkür etmem lazım. Özellikle de Blogger dünyasında olmak bazen zor ya da yorucu olabiliyor. Fikir gelmiyor ya da o ay kitap okumadıysanız ne paylaşırım diye kara kara düşünebiliyorsunuz. Fakat sizlerin o güzel önerileri sayesinde hiçbir zaman bu duyguya kapılmama izin vermiyorsunuz. Bu üç yıl boyunca burada birçok şey öğrendim. Dostluğu, yardımı ve daha niceleri... İlk paylaştığım yazıma bakınca ne kadar amatör olduğuma gülüyorum. Yazıma buradan ulaşabilirsiniz. Biraz çekingenlik de var. Her ne kadar üç yıl çok uzun bir süre olmamasına rağmen sanki bunu 10-15 yıldır yapıyorum gibi geliyor. Ama yazmaktan da, düşüncelerimi sizlerle aktarmam da hiçbir zaman solmayacak. Sizlerin sayesinde!

Bu arada özel gün için ben de logomuzu değiştirdim. Üç yıldır kullandığım logoyu askıya aldım da denilebilir. Nasıl olmuş? Yorumlarınızı aşağıya bekliyorum! Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!


8 Haziran 2020 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri #42

Haziran 08, 2020 12
Herkese yeniden merhaba. 42. haftadayız!!! İnanamıyorum gerçekten. Bu hafta da çok güzel bir konuyla beraberiz.

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki Kayıp Fısıltı aracılığıyla paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bu haftanın konusunu Azbakan Firarisi belirledi: Eğer bir zaman makinen olsaydı ve istediğin zamana gidebilseydin neyi değiştirirdin? İyi veya kötü sonuçlar doğurabileceğini bile bile yapabilir miydin?

Bunu hep düşünmüşümdür gerçekten. Özellikle de bununla ilgili bir film de vardı. Adını tam hatırlamıyorum ama bununla ilgili dizi ve filmleri bulabilirsiniz. Bunun gibi sorular gelince kendimi Marvel ya da DC kahramanı olarak hayal ediyorum. Bunu düşünmek bile güzel!

Süper kahramanları her zaman çok sevmişimdir. Özellikle de zamanla ya da görünmezlikle olan kahramanları daha ayrı tutmuşumdur. Örneğin Avengers: Endgame'de de öyle bir şey yaşanmıştı. Hulk zaman makinesini buluyor ve taşları bulmaya çalışıyordu. Geleceği de değiştirmeden yapmaya çalışıyorlardı. Bu soruyu okuyunca ilk olarak aklıma gelen buydu açıkçası. 

Kendime dönecek olursam zaman makinesiyle Dünya Savaşlarının yaşanmamasını ve milyonlarca insanın ölmemesini sağlamak isterdim. Ya da başka şeyler... Şu an tam karar veremedim. Belki yapacağım şey birçok şey ya değiştirecekti ya da daha da kötü sonuçlara yol açacak. Kim bilebilir ki? Oyunlarda bile seçtiğiniz seçenekler doğrultusunda ilerliyorsunuz. Aynı hayat gibi. Ne seçerseniz seçin sonucunu her zaman görüyorsunuz. İyi ya da kötü. Bu size kalmış bir şey. Ama insan ne zaman değiştireceğine karar verdiyse o zaman kendine yeni bir yol açar. Çoklu Evren diye bir şey var sonuçta. Her şey her şey olabilir. :)

Peki sizler bu konuda neler düşünüyorsunuz? Önerilerinizi ya da görüşlerinizi aşağıya bizlerle paylaşabilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!

7 Haziran 2020 Pazar

Blogger Gazetesi | 9. Sayı

Haziran 07, 2020 26
Herkese yeniden merhaba. 9. sayımız da fırından çıktı! Destekleriniz için çok teşekkür ederim. Önceki Blogger Gazetesi'nin yazılarını merak ediyorsanız buraya tıklayabilirsiniz. Ziyaret etmek istediğiniz blogların linkleri aşağıdadır. Eğer siz de gelecek sayılarda gazetede yer almak istiyorsanız aşağıya yorum bırakmanız yeterlidir. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!










4 Haziran 2020 Perşembe

Black Lives Matter!

Haziran 04, 2020 12
Herkese yeniden merhaba. Maalesef şu 21. yüzyılda bile bu konuyu hala dile getiriyorsam, hala bu konuda adalet arıyorsak biz nasıl geliştik? Günlerce sorguluyorum, fakat cevap alamıyorum.

Biliyorsunuz ki George Floyd, Minnesota'da bir kent olan Minneapolis eyaletinde insanlığın bitmiş olduğu, acımasızca boynuna baskı yapılarak nefes alamamasıyla öldürülen bir siyahiydi. Zenci ya da siyahi ne derseniz nasıl hitap ediyorsanız edin fakat bu insanlığa sığar mı? Gerçekten insanlık bu kadar düştü mü! Özellikle de Amerika'da bu tür olaylar gün geçtikçe yaygınlaşmaya devam ediyor. Sadece Floyd değil birçok siyahi polisler tarafından nedensizce öldürülüyor. Neden?

''I CAN'T BREATHE!'' Dünyanın en acı sözü olmalı. Bir insanı öldürmek bu kadar kolay mı? Bir canı yok etmek! Maalesef kolaymış... Amerikalılar özellikle de Floyd cinayetinden sonra ülkeyi cehenneme çevirdi. Çünkü artık YETMİŞTİ! Kimse eşit değil, kimse yaslara göre davranmıyor, kimse... Polisler kendini HALKTAN üstün tutuyor. Sonuçta ne mi oluyor, sebepsiz cinayetler baş gösteriyor!

Her geçen gün protestolar artıyor. Bazı eyaletlerde bu eylemlere polisler de katılıyor. Çünkü bu bir İNSANLIK SUÇU. Din, dil, ırk ayrımı insanlığın sonunu getirecek demiştim önceki yayınlarımda. Özellikle de bu ''Farkındalık Kuşağı'' nı oluşturduğumu sizler de biliyorsunuz. Çünkü ben susarsam, sen susarsan, BİZ susarsak kim konuşacak? Kendini beğenmiş devlet adamları mı? Görüyorsunuz Amerika'daki olayları. Yakından olmasa da şahit olmuşsunuzdur sosyal medyada. İnsanlar ağlıyor, yeter diyor yeter! Ayrımcılıktan, yoksulluktan bıktık diyorlar! Öyle de!

George Floyd'un olayı da son damla oldu Amerikalılara. Yoksulluk, açlık, ayrımcılık insanlara üst üste geliyor. En önemlisi de ADALETSİZLİK! Ülkemizde de durum öyle. Sadece Amerika'ya özgü bir durum değil. Biz de kendi kendimizi ayrıştırıyoruz. Yok Kürt'müş, Yok Azeri, yok efendim Hristiyanmış bıktım artık! SİZE NE!!! İnsanlık bu olmamalı. Yirmi birinci yüzyılın insanı böyle olmamalı. Özellikle de devlet adamları, sizlere sesleniyorum. Siz DÜNYAYI YÖNETİYORSUNUZ. Aksi bir şeyler yaparsanız karşılığını bizler yani VATANDAŞ ödüyor. Açlığı, susuzluğu, ırkçılığı, adaletsizliği... daha sayıyım mı?

Özellikle de böyle acımasız polislerin cezasını kat ve kat ödetilmesini öyle çok istiyorum ki... Bir insanı öldürmek böyle kolay olmamalı! İnsanlar hep şu anı düşünüyor. Peki adamın çocuğuna ne olacak? Nasıl babasız yaşayacak? Nasıl bir gelecek onu bekliyor? Ayrımcılığın üst safrada tutulan bir dünya mı; yoksa adaletin olduğu, herkesin eşit hak ve özgürlüklere sahip bir dünya mı? Bunu biz DEĞİŞTİRMELİYİZ! Örneğin benim sesim kalemim. Ben yazarak bazı kişilere ulaşabiliyorum. Küçük de olsa yine de bir ya da iki kişiyi değiştirebilsem ne güzel. Önemli olan adımı atabilmek ve farkındalığı oluşturabilmek.

Ben ASLA SUSMAYACAĞIM! Bu tür cinayetleri asla ve asla UNUTTURMAYACAĞIZ! Çünkü kimse AKLIMIZDAN DALGA GEÇEMEZ! Biz insanız ve öyle yaşamalıyız. İnsan olduğumuz için buradayız. Vicdansız, ruhsuz, duygusuz siyasetçilerin de yeri bu dünyada olmayacak. Çünkü bir insan duygularını yitirdiği zaman en tehlikeli varlığa dönüşür.

Her gece başımı yastığa koyduğum zaman hep düşünürüm; bugün birilerini üzdüm ya da kırdım mı? Eğer küçücük bir şey bile olsa içim rahat olmaz. Kardeşimi kırdıysam hemen onun yanına gider ve ondan özür dilerim. Bu küçük bir örnek. İşte herkes böyle olmalı. Birbirine saygılı, ayrımcılık yapmayan birisi olmalı! Bazen bunun gibi küçük örnekler zamanla büyür. Ben de bunun gibi bir şey istiyorum. Aynı müzik grubu Coldplay'in de dediği gibi; ''Kimseniz seni vazgeçtirmesine izin verme. Kapılarının kapandığını söylemesine asla izin verme. İnsanüstü yetenekleri olan birisini aramıyorum. Olman gereken kişiyi arıyorum. Çünkü olman gereken kişi olduğunda, sen artık bir süper kahramansın. Kahramanlar kas gücüyle değil, kalp gücüyle belli olur. Ben de bunun gibi bir şey istiyorum!''

Özellikle bu konuda içimi dökmek istedim. Çünkü artık YETER! Yok siyahi, yok çekik gözlü, yok kısa, yok yeşil gözlü bu ne ya... Aşmadık mı biz bunları? Hala bu yüzyılda bunları konuşuyoruz. YETER ARTIK, YETER!



2 Haziran 2020 Salı

Ağaç Ev Sohbetleri #41

Haziran 02, 2020 12
41. haftadan herkese merhaba! 41 haftadır Ağaç Ev Sohbetleri'miz son hızla devam ediyor. Buradan da yine duyurumu sizlerle paylaşmak istiyorum. Artık Ağaç Ev Sohbetleri'ni her hafta linkleriyle beraber Kayıp Fısıltı yayınlayacak. Onun blog sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki Kayıp Fısıltı aracılığıyla paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bu haftanın konusunu da Kavanozdaki Beyin'den geldi: Kendi çektiğin ilk fotoğrafı hatırlıyor musun? Neyi fotoğraflamıştın? Bunun için bir fotoğraf makinesi mı kullandın bir telefon mu? Çektiğin fotoğrafı ve o anı anlatır mısın?

İlk olarak çok güzel bir konuyla sohbetimize başlıyoruz. Ben de klasik bir cümleyle başlangıç yapmak istiyorum. ''Nerede o eski kameralar...'' Teknoloji geliştikçe birçok güzel şeyin unutulduğunu düşünüyorum. Bunun en basit göstergesi de fotoğrafçılık. Eskiden yani bu akıllı telefonlar çok gelişmediği zamanlarda her sokakta bir fotoğrafçı bulunurdu. Örneğin biz toplu bir fotoğraf çekilmesi durumunda ve bunu kalıcı bir hatıra bırakabilmek için fotoğrafçılara giderdik. Şimdi öyle mi? Hiç sanmam.

İlk çektiğim fotoğrafı hatırlıyorum fakat daha önceden de çekmiş olabilirim. İlk çektiğim fotoğraflar da hep manzara resimleri olurdu. Bundan 10-13 yıl önceden bahsediyorum. Bir de Instagram daha günümüzdeki gibi popüler olmadığı zamanlar fotoğrafçılar oraya eserlerini paylaşıyorlardı. Hatırlıyorum çünkü ben de fotoğraf makinemi alıp güzel manzaraları çekip çekip atıyordum. Denizin sessizliği, ağaçların güzelliğini... Tabi zamanla popülerliği arttı ve artık öyle paylaşımlar sık yapılmıyor. Instagram sayfama giderseniz en altta görebilirsiniz. Tabi bunlardan başka fotoğraflar da vardı sonradan silmiştim. Güzel zamanlardı ya...

Bu güzel konu için Kavanozdaki Beyin'e çok teşekkür ederim. Bir nostalji filmi gibi oldu. Birkaç yıl olsa bile! :) Sizlerin de yorumlarını aşağıya bekliyorum. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın!