30 Nisan 2020 Perşembe

Neden Agatha Christie Okumalıyız?

Nisan 30, 2020 8
Herkese yeniden merhaba. 1 Soru 1 Cevap bölümüne hoş geldiniz! Bugünün yazarı da Agatha Christie. O meşhur cinayet kitapları yazarı. 

Sizlere soruyorum; Neden Agatha Christie Okumalıyız? Agatha'nın kitapları bir efsane doğrusu. Ben en çok cinayet kitaplarının yazarlarına hayranım. Neden mi? Çünkü o olay örgüsünü bir kördüğüm atarak kitap boyunca sizleri hem meraklandırıyor hem de onun zihninin içinde bilinmezliklerle dolu yolculuğa çıkıyorsunuz. Hayatını ve kitaplarını merak ediyorsanız kelime-bul sayfamızdan yazarlar bölümünden Agatha Christie ait her şeyi bulabilirsiniz.


Benim bu soruya cevabım ise şöyle: Agatha Christie kitaplarını büyüsü öyledir ki okurken sanki siz de cinayetin çözümüne Poirot ile kafa patlatıyormuş gibi hissedersiniz. Ayrıntıları düşünmek analiz etmek haz verir okurken. Agatha'yı okumak cesaret ister. Zeki bir insanın satırlarında kaybolmanın tadına varmak ve kelimelerin arasındaki detayların mükemmelliğine şahit olmak için Agatha Christie mutlaka okunmalı!

Peki sizler? Bu arada sıradaki yazar kim olsun? Yorumlarınızı aşağıda bekliyorum. Kendinize çok iyi bakın!

29 Nisan 2020 Çarşamba

Ağaç Ev Sohbetleri #36

Nisan 29, 2020 8
Herkese yeniden merhaba. Ağaç Ev Sohbetleri'nde 36. haftadayız. Günler su gibi akıp gidiyor. Karantinadayken bile bunu söylemek zor değil bence. Geçmiyor diyoruz da Mayıs ayına girdik. Çok hızlı!

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bu haftanın konusunu Manxcat'ten geldi: Hayal etmek mi, elde etmek mi? Elde edince hayal ettiğimiz, o hayale ulaşmak için çabaladığımız günleri unutuyor muyuz? Elde edilen şeyin değeri zamanla azalıyor mu?

Bence çok güzel bir soru. İlk olarak bunu söylemem gerekir. Çünkü yapılan araştırmalar gösteriyor ki son yüzyıllarda insan çok az düşünüyor, hayal kuruyor. Bundan dolayı da yıllar geçtikçe beyni de bu oranla daha küçülüyor. İlk başta buna inanamamıştım. Çok ilginç gelmişti. Fakat birkaç grup insanla yapılan deneyle bunu kanıtlamış oldular. O belgeselde inanılmazdı. Bulursam buraya da atarım fakat pek emin değilim. :)

Hayal etmek çok güzel ve özel bir şey. Onu özel yapan şey de onu gerçekleştirebilmek. Fakat o yolda yaptıklarımızı, ne kadar zorluklarla gerçekleştirdiğimizi de unutmamak gerekir. Elde etmek kolay bir şey değil. o zorlu nasıl aştığımızı hiçbir zaman değerini azaltmamalıyız. Çünkü asıl onu gerçekleştirme sürecinde bir şeyler kazanırız. Önceki ağaç ev sohbetlerinde de konusu olan ''Süreç Mi Sonuç Mu?'' sorusu gibi. Bana göre süreç daha önemli. Çünkü süreci halledersen sonuç da çok güzel olur. 

Diğer soru: Peki o değer neden zamanla azalıyor?
Değer neden azalıyor o zaman? Unutuyoruz çünkü. Aynı açlık sorunu gibi. Kendisi aç olduğunda anlıyor Afrika'daki aç insanları. Onların nasıl mücadele ettiğini. Sizce de öyle değik mi? 

Peki sizler bu konuda neler düşünüyorsunuz? Yorumlar bölümünden bizlerle paylaşabilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın! :)

26 Nisan 2020 Pazar

Blogger Gazetesi | 3. Sayı

Nisan 26, 2020 21
Üçüncü sayımız da fırından çıktı! Diğer sayıları görmek için buraya tıklayabilirsiniz. Aşağıda da bu gazetede yer alan arkadaşlarımızın sayfaları var. Buradan onlara ulaşabilirsiniz. Önerilerinizi ve varsa sorularınızı yorumlar bölümünden yazabilirsiniz. Eğer diğer gazetelerimizde sizler de yer almak istiyorsanız aşağıda belirtmeniz yeterli! Sağlıklı günler diliyorum...






22 Nisan 2020 Çarşamba

Siyah Kan | Jean Christophe Grange

Nisan 22, 2020 12
Herkese yeniden merhaba. Bir Jean Christophe Grange klasiğiyle karşınızdayım. Siyah Kan okuduğum en iyi polisiye gerilim kitaplarından birisi diyebilirim. Zaten Jean Christophe Grange bu konuda çok başarılı bir yazar. Eğer hiç Grange romanı okumadıysanız çok şey kaçıracağınıza eminim. Yorumlarınızı aşağıya bekliyorum. Özellikle de kitap önerilerinizi ya da şu an neler okuduğunuzu bizlerle paylaşabilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın!

Güneydoğu Asya'da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır. Siyah kanla çizilmiş bir yol. Korkunun ve ölümün hakim olduğu bir yol. PARİS. İlk temas. KUALA LUMPUR. Hayat Yolu. Uçuşan ve Çoğalan. Sonsuzluğun İşaretleri. KAMBOÇYA. Bal ve Fresk. TAYLAND. Arınma Odası. Dünyadan soyutlanmış bu mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! BANGKOK. Gerçeğin Rengi aynı zamanda Yalanın da Rengi'dir! Ve PARİS. Her şey sona ermedi, yeni başlıyor. ÇABUK SAKLAN, BABA GELİYOR!

Kitabın genel bir konusunu bakacak olursak hepinizin bileceği gibi cinayet. Zaten ismi de Siyah Kan. Klasik polisiye romanlarında olduğu gibi kitapta bir katil var. Klasik polisiye romanlarında olduğu gibi katilin işlediği cinayetleri nasıl ve neden işlediği araştırılıyor. Yine klasik polisiye romanlarında olduğu gibi bu araştırmayı yapan kişi bir gazeteci. Ve son klasik de kurbanlar kadın... 

Bakmayın bu kadar "klasik" konunun birleştiği bir kitap olduğuna. Yazar resmen bu kadar klasik konuyu bir arada toplayıp böyle bir şaheser ortaya koyarak "Polisiye roman dediğin böyle olur" diyor. Ayrıca polisiye türü kitaplarda her okur doğal olarak kitabın sonunu tahmin etme ihtiyacı hissediyor. Yazardan daha zeki olduğunu ispatlamak için "Sonunu tahmin ettim" demek istiyor. Fakat yazar da bu noktada çok ustaca bir şey yapıyor ve "Siz böyle böyle olsun bekliyorsunuz anlıyorum; ama öyle olmayacak" diyerek okurla adeta dalga geçiyor. Kitabın sonunu asla tahmin edemiyorsunuz. Bunu doğal olarak beğendim. Asıl olay ise bir insanın nasıl olup da bir katile dönüşeceğini gerçekçi bir şekilde önüme sunmasıydı. Buna Joker'i de koyabilirim. Orada da aynı konu işlenmişti. Gerçekten de hiçbir insan doğarken katil olarak doğmaz. Her katil, tıpkı bizim gibi masum bir çocukluk dönemi geçirmiştir. Burada asıl önemli olan soru, bir insanın, daha doğrusu masum bir çocuğun, zamanla nasıl olur da acımasız bir katile dönüşebileceğidir. Gerçi son zamanlarda yapılan birçok araştırmada, bu tür dürtülerin genetik yoluyla geçtiği bilimsel olarak ispatlanmış durumda. Fakat genlerimiz tek başına yeterli bir sebep olarak kabul edilemez. Mutlaka bir insanı suç işlemeye veya cinayet işlemeye sürükleyen çevresel etkenler ve sebepler vardır. İşte bu kitapta da bu sebepler ve etkenler çok gerçekçi bir şekilde okurun önüne sunulmakta. 

Kitapla ilgili değinmem gereken bir başka önemli konu da, eğer midenize güvenmiyorsanız veya kan gördüğünüzde dayanamıyorsanız bu kitabı hiç elinize almamanız gerekir. İçerisinde bolca kan ve kan üzerine yapılan derinlemesine tahliller var. Orası ayrı hayran kaldım diyebilirim. Bu konuda hassas olan okurları şimdiden uyarmakta fayda görüyorum. Özellikle de bu dönemde okunması gereken bir kitap. Sanki bugünleri anlatırcasına...

Yıkma, öldürme, yok etme hep oralarda bir yerlerdeydi, insan beyninin derinliklerinde. İnsanın genlerinde, ilkel benliğindeydi ve açığa çıkmak için fırsat kolluyordu.

Seri cinayetler işleyen katillerin tek ortak noktası travmatik bir çocukluk geçirmiş olmalarıydı. Aile içi şiddet, alkolizm, terk edilme, ensest... 

Ateş, terleme, öksürük... Hepsi psikolojik semptomlardı, ama daha şimdiden hijyenik maskeler altın kadar değer kazanmıştı. 

Hemoglobine kırmızı rengini veren oksijendir. Oksijen olmadan kan simsiyah bir renge dönüşür. İşte bu yüzden cildimizin yüzeyindeki damarlar mavidir; az oksijen aldığından kan buralarda koyu renklidir. Yine bu yüzden boğularak ölen birinin cildi gridir. 

Ve her geçen gün yeni bilgiler geliyordu, durum ciddiydi; dünyanın her köşesinde alarm verilmişti. Hastalığın yıldırım hızıyla yayılmakta olduğu söyleniyordu. 

20 Nisan 2020 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri #35

Nisan 20, 2020 14
Herkese yeniden merhaba. Ağaç Ev Sohbetleri'nin 35. haftadan sizler selamlıyorum! Bu haftaki konuyu ben belirledim. Sizlerden de bekliyoruz. Yorumlar bölümünden görüşlerinizi ya da önerilerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bu haftaki konumuz ise şöyle: Batıl inançlar hakkında neler düşünüyorsun? En ilginç ya da saçma bulduğun inançlar var mı? Eğer varsa nedeni nedir?

Aslında ben bu konuyu daha detaylı olarak buradan işlemiştim. İsterseniz okuyabilirsiniz. O yazıyı yazarken baya bir araştırma yapmıştım. Araştırmalarım çok zevkli geçmişti. Çünkü aralarında ne kadar korkunç ya da biraz rahatsız edici şeyler varsa da iyi ve bir o kadar da komik inançlar da vardı. Bence batıl inançlar insanın bir gereksimi gibi. Ne kadar onlara saçma ya da gereksiz bir şey derseniz de onlar bunu kabul etmez. Aynı bu bir şeye tutunmak gibi. Totem de diyebiliriz. Bu konu biraz karışık. :)

Bana göre en ilginç bulduğum inanç ise şuydu; Bu inanç Danimarka'ya özgü. Olay şöyle her yıl aileler kırılan porselenleri topluyor ve hangi aile en çok kırdıysa o ailenin gelecekte zengin olacağı söyleniyor. Bir yarışma gibi değil mi? Ama inanların sayısı da bir hayli fazla. Bir başka bana ilginç gelen batıl inançta Rusya'da var. Özellikle de Rusya'ya gidecekler ya da gitmeyi düşünenler bunu iyi okusun. Çünkü bu çok önemli bir konu! Eğer birisine çiçek vereceğiniz zaman tek sayıda çiçekler tercih etmenizi şiddetle öneririm. Çift sayılı çiçekler sadece ama sadece cenazelerde verilmekte. Rusya'ya göre 4, 13, 14, 23 ve 24 sayıları uğursuz olarak kabul görmekte. Benzerleri de diğer ülkelerde var. Örneğin Japonya. Onlar da 13 sayısıyla ilgili her şeyi reddediyorlar. Binalarda 13. kat yani kısacası 13 ile ilgili her şey ortadan kalkıyor. İlginç doğrusu!

Peki sizlerin de batıl inançları var mı? Yorumlar bölümünden bizlerle paylaşabilirsiniz. Sağlıklı günler dilerim.

19 Nisan 2020 Pazar

Blogger Gazetesi | 2. Sayı

Nisan 19, 2020 35
İkinci sayımızda fırından çıktı! İlk sayımız için buraya tıklayabilirsiniz. Önerileriniz ve destekleriniz için çok teşekkür ederim. Aşağıdaki linklerden gazetede yer alan sayfalara ulaşabilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın...

1000 Yıl Sonraya Yolculuk

Evde Bir Günüm

Haksızlığa Uğramak

Korona'nın Öğrettikleri

İnternette Dolaşırken Dikkat Etmeniz Gerekenler

Mor Düşler Kitaplığı'ndan Kitap Önerileri

Kelime-Bul Bulmaca Soru Cevap ve Yardım Sözlüğü

18 Nisan 2020 Cumartesi

Neden Stephen King Okumalıyız?

Nisan 18, 2020 14
Herkese yeniden merhaba. 1 Soru 1 Cevap bölümüne hoş geldiniz. Olay kısa ve öz. Sizlere ''Neden Stephen King Okumalıyız?'' sorusuna bir cevap vermenizi istiyorum. Böyle bir etkinliği başlatmak istedim. Bu etkinlikte bir sürü yazar ve şair olacak. Ve sizlerin görüşleriyle devam ettireceğiz.

Yazarın hayatını merak ediyorsanız kelime-bul'da yazarlar bölümünden ulaşabilirsiniz. Yazarın Türkçe'deki en son çıkan kitabı Yabancı. Bileceğiniz gibi ben de kısa zaman içinde bitirmiştim. Stephen King'in aralarından en beğendiğim kitabıydı doğrusu. Fakat diğer kitapları da muhteşemdi. Eğer hiç King romanı okumadıysanız çok şey kaçıracağınıza eminim.

Ben bu soruya cevabım da şöyle: Bir insanın hayal gücünün nasıl sınırlarımızı zorlayabileceğini görmek için, bir kitabı okurken zamanı durdurma veyahut yavaşlatma makinesi kullandığımızı hissetmek için, en güzeli de korkarken ya da gerilirken bambaşka konularda yeni bilgiler öğrenmek için, son olarak ise birden fazla duyguyu bir kitapta yaşayabilmek için.

Peki sizler? Yorumlarınızı aşağıda bekliyorum. Kendinize çok iyi bakın!

17 Nisan 2020 Cuma

Emojilerle Kitap İsimlerini Bulun!

Nisan 17, 2020 33
Herkese yeniden merhaba. Karşınızda çok güzel bir etkinlikle beraberiz. Emojilerle Kitap İsimlerini Bulun! etkinliğinin birçok örnekleri vardı. Ben de herkese hitap edebilecek bir bulmaca oluşturdum. Merak etmeyin hepsi bilindik kitaplar.

İlk olarak cevaplarını yorumlar bölümünden yazabilirsiniz. Biliyorum kötü espriler var emojilerde. :) Eğer sizin de bildiğiniz emojilerle ilgili kitap isimleri varsa bizlerle paylaşabilirsiniz. Cevaplarını ise yorumlardan doğrulayarak vereceğim. Bakalım hepsini tek bir seferde kim doğru yapacak? Çok merak ediyorum açıkçası. Bunun gibi başka etkinlikleri de sık sık paylaşmayı düşünüyorum. Çünkü bazen zaman geçmiyor diyebilirim.

Tek seferde doğru cevaplayan kişi veya kişileri her pazar yayınladığım Blogger Gazetesi'nde duyuracağım. Şimdiden herkese başarılar diliyorum...

16 Nisan 2020 Perşembe

Bir Garip Kitap Mimi

Nisan 16, 2020 11
Herkese yeniden merhaba. Karşınızda yepyeni bir mimle karşınızdayım. Bu sefer mim benden değil, Histasyon'dan geldi. Sorular ilgimi çekti ve ben de bu güzel mime katılmak istedim. Sizler de eğer beğenirseniz bu mimi yapmayı unutmayın. Bu arada da sizlerde de ilginç ve dikkat çekici mimler varsa yorumlar bölümünden bizlerle paylaşabilirsiniz.

Neden Kitap Okuyorsunuz? Öğrenmek için, zevk almak için, hayal gücümü ve kelime haznemi güçlendirmek için vs. Birçok nedeni var aslında. Çünkü kitap okumak bir neden olmamalı. Bunun için okumalıyım diye bir şey yerine içinden gelmeli. Çünkü sevdiğin bir şeyi yapmak, zorunda olduğun bir şeyi yapmaktan daha iyidir.

Ne Sıklıkla Kitap Okursunuz? Aslında birkaç hafta önce hiç okuyamıyordum fakat bugünlerde okumaya daha fazla sarılıyorum. Özellikle 2020'de Zinciri Kırma etkinliğim için de bir sebep oluyor açıkçası. Boyadığım her gün bana bakıyor. İntikam alıyorlar denilebilir. Eğer hiç başlamadıysanız bir bakın derim.

En Sevdiğiniz Kitap Hangisi? Aslında buna karar vermek çok zor. İlk 10 var fakat birinci hala kayıp denilebilir. Hepsi birbirinden güzel fakat aralarında seçim yapamıyorum. Huysuz Kitapçı Fikry'nin İnanılmaz Hikayesi kitabında da denildiği gibi: ''Kitaplar bazen karşımıza çıkmak için doğru zamanı bekler.''

Bitiremediğiniz Kitap Veya Kitaplar Nelerdir? Açıkçası ben bir kitaba başladıysam onu bitirim. Fakat aralarında kaçaklar da oluyor Örneğin ilk bıraktığım kitap Yalnız Bir Evin Kahkahası. Ama yine de ona bir şans daha vereceğim.

Aynı Zamanda En Fazla Kaç Kitap Okuyabildiniz? Hiç saymadım açıkçası. Ama en çok yazın okuduğumu söyleyebilirim. Bunu aklımda tuttum. Bir gün sayabilirim. :)

Kendinizi Bulduğunuz Kitap Karakterleri Ve Nedeni? Fahrenheit 451'deki Guy Montag diyebilirim. Çünkü kendisi bir başkaldırışın karakteri. Kendini bulma çabası ve bunu derin düşünceleriyle gerçekleştirmesi beni çok etkilemişti. Örneğin; ''Kitaplar, aptal olduğumuzu bize hatırlatmak için var.'' kitaptaki en dikkat çekici sözlerden birisiydi.

Kitap Ayracı Haricinde Kitap Arasına Ne Koyarsınız? Kitap ayracı dışında bir şey maalesef koyamam. Ben alışmışım ayraç koymaya. Renk renk, bazen sevdiğim film karakterlerinin resimleriyle dolu ayraçlarım olmazsa olmazlarım. Kitap ve ayraç aynı Leyla ile Mecnun ya da Romeo ve Juliet gibidir. Anladınız! :)

Bir Yazarla Arkadaş Olma Fırsatınız Olsaydı, Hangi Yazar Olmasını İsterdiniz? Bu mimdeki en beğendiğim soruya geldik. Karar veremiyorum!!! Hepsi olsaydı ne güzel olurdu... Ama en çok Stefan Zweig ve Stephen King diyebilirim.

15 Nisan 2020 Çarşamba

Yabancı | Stephen King

Nisan 15, 2020 10
Herkese yeniden merhaba. Stephen King'in en beğendiğim kitaplarından olan Yabancı'yı sizlere tanıtmak isterim. Ben bu kitabı aldığımda yazarın son kitabıydı fakat şimdi öyle değil. Bunu kesinlikle söylemeliyim ki yazar efsane biri. Kitaplarını her okuduğumda diyorum ki bunu nasıl yazmış, nasıl kurgulamış diye. Gerçekten hiç Stephen King romanı okumadıysanız bir başlayın derim. Benden söylemesi. Kararsız da kaldıysanız Yabancı ile başlamak en iyisi bence. Eğer bu şaheseri okuduysanız yorumlar bölümünde görüşlerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.

Şehir parkında, vahşice katledilen on bir yaşındaki bir erkek çocuğunun cesedi bulunur. Görgü tanıklarının ifadelerine göre katil, İngilizce öğretmeni, şehrin Küçükler Beyzbol Ligi'nin koçu ve herkesin çok sevdiği Terry Maitland'dır. Parmak izi ve DNA sonuçlarıyla desteklenen diğer kanıtlar da tartışılmaz biçimde onu işaret etmektedir. 

Bu korkunç cinayetin dehşete düşürdüğü Dedektif Ralph Anderson, eskiden kendi oğlunun da koçluğunu yapmış olan zanlının, bir beyzbol maçının ortasında, herkesin gözü önünde tutuklanması emrini verir. Ne var ki, Maitland cinayetin işlendiği gün başka bir kentte bir konferansta olduğunu iddia eder ve bu, ilerleyen günlerde tanıklarla, kamera görüntüleriyle doğrulanır. 

Ralph Anderson ve Bölge Savcısı Bill Samuels bu şaşırtıcı gelişmenin yarattığı çelişkiyi çözmek için delillerin izini sürmeye devam ederken, cinayeti aydınlatmaya çalışan herkes bilinmezliklerle ve tehlikelerle dolu bir anafora doğru sürüklenmektedir. Stephen King yine hayal gücünün sınırlarını zorluyor, yine usta bir hikaye anlatıcısı olduğunu kanıtlıyor. Kaçırılmamalı!

Gerçek, ince bir buz tabakasıdır, ama çoğu insan, hayatı boyunca bunun üstünde paten kayar ve hiç içine düşmez.

Kendimi bir Kafka romanının içine tıkılmış gibi hissediyorum. Ya da 1984. 

İyiyim, iyiyim. Aslında hiç iyi değildi. Sanki dünya bir yana eğilmişti ve o da ucundan aşağıya kayabilecekmiş gibi hissediyordu. 

İnsan her günün tadını çıkarmalıydı, çünkü hayat kısaydı; tamam, bunu anlıyordu ama bu kadarı da çok fazlaydı. 

Hızlı okuyanlar çok uzun kitapları bir oturuşta bitirebilmekle övünürler ama aslında sadece temayı anlamışlardır. Ayrıntılarla ilgili bir şey sorsanız cevap veremezler. 

14 Nisan 2020 Salı

Ağaç Ev Sohbetleri #34

Nisan 14, 2020 4
Herkese yeniden merhaba. Ağaç Ev Sohbetleri'nin 34. haftadayız. Çok hızlı ilerliyoruz. Özellikle her hafta yeni blogger arkadaşlarımız bu etkinliğe katılıyor. Şimdiden herkese çok teşekkür ederim.

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bu haftanın konusunu da Despot Hayrat belirledi: 1 Dolar 1 TL olsaydı ülkemizde neler olurdu?

Çok büyük şeyler olurdu diye söze başlamak istiyorum. Şu an 1 Dolar 6,77 Türk Lirası'na karşılık geliyor. Bu bu sayı her geçen gün hatta her geçen salisede değişiyor. Özellikle de şu günlerde onu durdurmak imkansız.

1 dolar 1 Türk lirası olsaydı yurt dışındaki alımlarımızda baya bir kar sağlardık. Aslında hiç almasak ve biz kendimizi geliştirsek daha iyi de... Pazardaki fiyatlar, teknolojik aletlerin fiyatları Nirvana'ya uçmazdı belki de. O fiyatları görünce kör oluyorum gerçekten. Ve onları alan insanlar da var. Artık ne kadar geri* olmuşlarsa. Onu alacağın yerine işine yaracağı ya da ailene bir yatırım yap. İlle herkes akıllı telefon kullanıyor diye alınan şeylere yakınırım gerçekten. Konumuza dönecek olursak her şey değişirdi. 

Enflasyon olmazdı. Marketteki fiyatlar ikide bir artmazdı. Örneğin bir markete uğradığım zaman aldığım bir çikolata vardı. Herkesin bildiği bir çikolata. İlk başta 95 kuruştu. Hatta bu fiyat bir, bir buçuk yıldır aynıydı. Bir süredir de yememiştim, bir baktım ki hem boyutunu küçültmüşler hem de fiyatını arttırmışlar! 2 lira olmuş. Düşünün, sadece bir çikolata üzerinden örnek vermek istedim ama çikolatan da kötü örnekler var diyebilirim.

Peki siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Yorumlar bölümünden bizlerle paylaşmayı unutmayın. Kendinize çok iyi bakın!

11 Nisan 2020 Cumartesi

Blogger Gazetesi | 1. Sayı

Nisan 11, 2020 46
 
Herkese yeniden merhaba. Gazetemizin ilk sayısı hayırlı olsun! Gazete ile ilgili sorularınızı ya da önerilerinizi ya yorumlar bölümünden ya da iletişim bölümünden iletebilirsiniz. Şu anlık deneme açısından yakın arkadaşlarımın yazılarını paylaşmak istedim. Gelecek hafta için daha çeşitli konularla her pazar birlikte olacağız. Kendinize çok iyi bakın!

Blogger Gazetesi

Nisan 11, 2020 18
Herkese yeniden merhaba. Nasıl geçiyor günler? Neler yapıyorsunuz? Açıkçası ben farklı şeyleri denemeye başladım. Her günümün aynı olmaması için dün yaptığım şeyi daha farklı bir şekilde yapmaya başladım. Bu örnek de Barış Özcan'ın bir videosunda vardı. İzlemenizi kesinlikle öneririm. Peki sizler neler yapıyorsunuz? Yorumlar bölümünden bizlerle paylaşırsanız sevinirim. Kendinize çok iyi bakın dostlarım!

Açıkçası Blogger Gazetesi'ni baya bir zamandır düşünüyordum. Ama zamanım olmadığı için gerçekleştirme fırsatım olmuyordu. Hazır karantina altındayken bunu gerçekleştirebileceğimi düşündüm ve sizlerle paylaşmak istedim. 

Blogger Gazetesi her hafta sıcacık sayfalarıyla sizlerle bulaşacak. Bu gazetede o haftanın gündemini, bilmediğiniz ya da hiç duymadığınız ilginç bilgileri, yeni blogger arkadaşlarımızı tanıyacağımız sıcacık bir gazete olacak. Tabi ki sizlerin de yardımıyla bu gazeteyi oluşturmayı çok istiyorum. Her hafta Pazar günü yayımlayacağım Blogger Gazetesi o haftanın gündemine göre sayfa sayıları farklılık gösterebilir. Sizlerden gelen herhangi bir yazı, gündemle ilgili ilginç haberler ya da tanıdığınız yeni bir blogger arkadaşlarınız varsa bu gazetede onları tanıtmak. Böylece daha aktif bir çevre ve etkileşim içerisinde olacağımızı düşünüyorum. Bu gazete için çok heyecanlıyım. Umarım istediğim gibi gerçekleştirebilirim. Konu ile ilgili ayrıntıları sık sık paylaşacağım. 

Bu hafta dışında veya yarın olabilir önümüzdeki hafta ilk basımı yapıyorum arkadaşlar. O zamanda kadar gelen önerilerinizi bekliyorum. Yorumlarda da bunu belirtebilirsiniz. Ayrıca bu gazete ile ilgili nasıl yapılacağı ya da birkaç sayfayı nasıl birlikte yayımlayacağımız hakkında yorumlarınızı aşağıya bekliyorum. Kendinize çok iyi bakın, kitapla kalın...

10 Nisan 2020 Cuma

Evcilleşmiş Beyin | Bruce Hood

Nisan 10, 2020 14
Herkese yeniden merhaba. Nasıl geçiyor karantina günleri, daha doğrusu ev hapsi? Gerçekten garip ve unutulmayacak günler geçiriyoruz. Bu aralar sık sık belgeseller izliyorum. İnsan, doğa ya da uzayla ilgili belgeselleri. Gerçekten çok ilginç bulduğum konular da var. Örneğin; benim insan vücudundaki en ilginç bulduğum organ beyindir. Neden derseniz hayatımızı sonuçta o yönetiyor. Uyurken rüya görmemizi, özellikle de yaşamımızı o sağlıyor. Peki bu organla ilgili neler biliyoruz? Bununla ilgili ilgin ve bir o kadar da bilgilendirici bir kitapla karşınızdayım. Bruce Hood'un Evcilleşmiş Beyin kitabını kesinlikle okuyun derim.

İnsan beyni, 20.000 yılı aşkın bir süredir hacminin bir tenis topu kadarını kaybetti: Milattan öncesinde yaşamış atalarımızın beyni bizim beynimizden büyüktü. Bu garip bir durum, çünkü evrimin büyük bölümünde insan beyni büyümüştü. Son aşamada gerçekleşen bu küçülme, bilim, eğitim ve teknolojinin ilerlemesiyle beynin de büyüyeceği varsayımına aykırı görünüyor: Zeki yaratıkların büyük beyinli olduğu düşüncesi yanlış olabilir. Öte yandan, büyük beyinli hayvanların sorun çözmede daha başarılı olduğunu biliyoruz. Nitekim insan beyni, gövde büyüklüğüne göre olması beklenenden yedi kat daha büyüktür ve günümüzün karmaşık yaşamıyla baş edebilme yeteneğimiz, gittikçe daha akıllılaştığımız varsayımını doğruluyor.

Beynimizdeki küçülme, daha büyük beynin daha fazla zeka anlamına geldiği ve bizim tarih öncesi atalarımızdan daha akıllı olduğumuz görüşüne aykırı düşüyor. Bu durumda, insan zekasının gelişimiyle ilgili varsayımlarımızın çoğu temelsiz demektir. Örneğin, Taş Çağı'nda yaşamış atalarımızın bizden daha geri olmalarının gerektiği. Onlar da bizim kadar akıllı olabilirler. Çünkü, dünya konusundaki bilgimizin çoğu, kendi çabalarımızdan çok başkalarının deneyimlerinden kazanılmıştır. İnsan beyni evcilleştiği­miz için küçülmüş de olabilir...

Uyum sağlamak yönündeki toplumsal baskı, topluluk tarafından değer verilmeyi de içerir, sonuçta başarı, önemli ölçüde aslında diğerlerinin ne düşündüğüne bağlı olarak tanımlanır.

Yaptığımız şeyleri niçin yaptığımızı açıklayan en önemli güdülenimlerden biri, başkalarının hakkımızda ne düşündüğüdür. 

İletişim, evcilleşmemizin bir parçasıdır. 

Evcilleştirme hayvanlarda küçük beyinlere yol açmakla kalmaz, aynı zamanda düşünme biçimlerini de değiştirir. 

8 Nisan 2020 Çarşamba

Ağaç Ev Sohbetleri #33

Nisan 08, 2020 6
Herkese yeniden merhaba. 33. haftadan merhaba daha doğru olur sanırım. Günler su gibi akıp gidiyor. Özellikle de karantina altındayken bana daha hızlı geçiyor gibi geliyor. Peki siz neler yapıyorsunuz? Yorumlar bölümünden görüşlerinizi ya da önerilerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Gelecek hafta için konu önerim: Batıl inançlar hakkında neler düşünüyorsun? En ilginç ya da saçma bulduğun inançlar var mı? Eğer varsa nedeni nedir?

Bu haftanın konu önerisini Sade ve Derin belirledi: Müzik, günümüzde her kültürde ve toplumda icra edilmektedir. Bazı insanlar müziğin bireylere ve toplumlara faydalı olduğunu düşünür. Ancak, bireyler ve toplumlar üzerinde olumsuz etkisi olduğunu düşünenler de var. Sizce?

Alman müzisyen Felix Mendelssohn Bartholdy; ''Müzik ruhun gıdasıdır.'' demiştir. Sizce de öyle değil mi? Şu zor günlerde bile örneğin İtalya, balkonlara çıkıp şarkılar söyleyip morallerini düzeltmeye çalışıyorlar. Gerçekten müzik olmasa nasıl olurdu dünya diye düşünüyorum. Bir söz geçerken aklımıza o gelir. Mırıldanmaya başlarız. Ondan sonra da dans etmeye. Vücut hormonlarını üretmeye başlar. Mutlu oluruz, huzurlu oluruz. Müzik önerilerimiz için kelime-bul'dan bakabilirsiniz.

Müzik kültürden kültüre değişir. Batı müziği, Doğu müziği gibi. Ama hepsi de aynı işlevi görüyor. İnsanı rahatlatıyor, kafasını boşaltıyor. Özellikli de müziği en çok canımızın sıkıldığında, bazen sinirlendiğimiz zaman ya da mutlu olabilmek için dinleriz. Mutlu olmak özellikle de şu son yıllarda gittikçe zorlaşmaya da başladı. İş stresi, gelecek kaygısı... İnsan bunları düşündükçe bir umutsuzluğa düşmüyor değil. 

Sade ve Derin'in de değiği gibi bazı insanlar müziğin bireylere ve toplumlara faydalı olduğunu düşünür. Zaten onunla ilgili örnek de verdik. Fakat bazı insanlar da olumsuz etkisinin de olduğunu düşünüyor. Olumsuz olarak hiç düşünmedim. Belki frekanslar üzerinden şifreler falan filandan bahsediyorsa orası ayrı. O konu da çok ayrıntılı. Ses frekanslarıyla bir canlıyı öldürebilme, komut verebilme gibi ilginç başlıkları da var. Bununla ilgili bir belgesel de izlemiştim. Gerçekten çok ürkütücüydü. Onu başka bir yazımda değinmek istiyorum. 

Peki sizler bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? Hangi tür müziklerden hoşlanırsınız? Yorumlar bölümünden cevaplarınızı bekliyorum, kendinize çok iyi bakın!

7 Nisan 2020 Salı

Albert Einstein

Nisan 07, 2020 8
Herkese yeniden merhaba. Nasıl gidiyor hayat? Dizi, film ve kitap derken günler hızlı geçmeye başladı. Bu aralar biyografi kitaplarına da tekrar geri dönüyorum. Özellikle de Maviçatı Yayınları'nın biyografi serilerini kesinlikle tercih ederim. Hem bilgiler açısından hem de tasarım açısından diğer yayıncılıkların biyografi serilerinden ayrılıyor. Peki siz de biyografi kitaplarını okumayı seviyor musunuz? Okuduğunuz ve size ilham veren birisinin biyografisini okudunuz mu? Yorumlarınızı aşağıda bekliyorum. Kendinize çok iyi bakın!

Başarı kazanan bir insan, başkalarından büyük bir pay alır ve bu pay çok kez onlara gördüğü hizmetin karşılığım kat kat aşar. Bir insanın değeri verdiğiyle ölçülür, alabileceğiyle değil. İnsanlık bilim ve teknoloji alanında üstün başarılar kazanan birçok bilginler yetiştirdiği halde, bizi yıpratan çeşitli politik kavgalara ve ekonomik gerginliklere uygun çözüm yolları bulamadık uzun zamanlar. Herhalde, bireyler ve uluslar arasında beliren ekonomik çıkar çatışmaları, dünyanın bugünkü tehlikeli gergin durumu doğurmuştur. Benim politik ülküm, demokratik ülküdür. Herkes saygı görmeli ama hiç kimseye tapılmamalıdır. 

Duyabileceğimiz en güzel şey hayatın esrarlı yanıdır. Sanatın ve bilimin beşiğinde bu ana duygu vardır. Onu bilmeyen, dünya karşısında şaşkınlık ve hayranlık duymayan kimse, ne de olsa ölü ve gözü kapalı gibidir. Evrensel kuvvet sevgidir. Sevgi, yer çekimidir. Sevgi, güçtür. Sevgi, Tanrı’dır ve Tanrı sevgidir. Sevgi, yaşamın özüdür. Kendimin diğer insanlardan daha zeki olduğumu düşünmüyorum. Onlardan tek farkım hayal gücümü daha etkin kullanmam. Eğitim, öğrenilen bilgiler unutulduktan sonra geriye kalan şeydir. Evrenin en anlaşılmaz tarafı, anlaşılabilir olmasıdır.

Doğruyu gördüğü halde düşüncelerini değiştirmeyenler, cahillikleriyle mutluymuş gibi yaşarlar.

Başarılı olmaya değil, değerli olmaya çalışın. 

Hayat, bisiklete binmek gibidir. Dengede kalmak için hareket etmek zorundasınız.

Aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere sekizden fazla kategoriye ayrılırlar. Halbuki olay bu kadar komplike değildir. İnsanlar sadece ikiye ayrılırlar: İyi insanlar ve kötü insanlar. 

Gereğinden çok şey okutmak, ister istemez düzeyde kalmaya ve kültürsüzlüğe götürür. Öğretim öyle olmalı ki sunduğu şey değerli bir nimet sayılmalı, güç bir ödev değil. 

5 Nisan 2020 Pazar

Ağaç Ev Sohbetleri #32

Nisan 05, 2020 8
Herkese yeniden merhaba. Ağaç Ev Sohbetleri'nde 32. haftadayız. Evet, yine geç kaldım. Maalesef yaşanmayan bir şey kalmadığından kendimi bulmakta zorlandım. Her an bir şey olacakmış gibi geliyor. Gerçekten çok zor günler geçiriyor dünya.

Bu etkinlikte siz de söz sahibi olabilirsiniz. Tartışmak istediğiniz veya herhangi bir konuda farklı görüşleri merak ediyorsanız, katılın derim! Blog sayfanızın içeriği farklı olabilir ama genel ortak bir katılımla farklı görüşleri okumak, tanımadığımız blog arkadaşlarımızı veya yeni katılanları tanımak aracılığıyla bu etkinlikte tanımış olacağız. Bir nevi kalabalıktan kaçıp, bir ağaç evde toplaşıp sohbet etmek. Haftanın sonunda da konuyla ilgili içerik yazan bütün bloggerların linki paylaşmış olacak. Böylece bu etkinlik unutulmayacak. Şimdiden iyi okumalar...

Bu haftanın konusunu da Sade ve Derin belirledi: Obsesif misiniz? Obsesif kompulsif bozukluğu olan arkadaşlarınız var mı?

Çok güzel bir konu aslında. Farkındalık adı altında da önemli bir konu. Obsesif kompulsif bozukluk yani OKB, mantık dışı olduğunu bilindiği halde tekrar tekrar zihni meşgul eden kontrol altına alınamayan düşünceler ve düşünce takıntılarının sebep olduğu sıkıntının yok olması amacıyla bazı hareketleri defalarca yapmak şeklinde seyreden bir psikiyatrik bozukluktur. Özellikle bu psikiyatrik bozukluğu bulunan kişilerde takıntı olayları baş gösterir. Obsesif kompulsif bozukluk rahatsızlığına sahip olan kişilerdeki en yaygın belirtiler şöyle sıralanabilir;


  • Kir veya mikrop bulaşmasından korkma; kapı kollarına, çöp tenekesine dokunamama (Elleri defalarca yıkama davranışı)
  • Giysilerine pis bir madde bulaşmış olabileceği kaygısından dolayı bunları sık sık değiştirme
  • Hata yapmaktan korkma
  • Abartılı biçimde düzen merakı, simetri takıntısı, kusursuzluk ihtiyacı, mükemmeliyetçilik
  • Başkasına isteyerek veya yanlışlıkla zarar vermekten korkma
  • Sosyal çevrede uygunsuz şekilde davranmaktan korkma
  • Cinsel veya dinsel konuları düşünmekten korkma
  • Tekrar tekrar bir şeyleri kontrol etme isteği (Ocak, kapı, prizler, şofben)
  • Rutin işleri sırasında yüksek sesli veya içinden sürekli sayı sayma
  • İşleri belirli bir sayıda yapma ihtiyacı
  • Eşyaları nesneleri sürekli bir biçimde düzenleme
  • Akıldan çıkmayan görüntülere veya düşüncelere takılıp kalma
  • Belirli kelimeleri cümleleri tekrarlama
  • Sıkıntıların, problemlerin artacağından endişe edilen durumlardan ve yerlerden kaçınma

gibi belirtiler göstermektedir. Tabi ki bu belirtilerden başka belirtiler de gösterebilmektedir. Özellikle de ergenlikte daha sık görülmekte olan bu rahatsızlık kendi kendine yok olması da çok düşüktür. Obsesif kompulsif bozukluğu ilaç tedavileri veya bilişsel davranışçı psikoterapi tedavi yöntemiyle düzelebilmektedir. İki türlü tedavi yöntemiyle de başarılı sonuçlar alınmaktadır. Kendinize çok iyi bakın!

3 Nisan 2020 Cuma

Geri Dönüşüm

Nisan 03, 2020 9
Herkese yeniden merhaba. Farkındalık Kuşağı son hızla devam ediyor. Sizlerden gelen konu önerileriyle devam ettirdiğim bu serinin bu haftaki konusu Geri Dönüşüm. Aslında hiçte duymadığımız bir kelime değil bence. Sıkça karşılaştığımız fakat yerine getirmediğimiz bir eylem olarak hatırlayabiliriz, sizce?

Geri dönüşümü ne kadar da önemsemesek de çok önemli bir döngüdür. Sadece biraz önemsemekle bu döngüye katkıda bulunabilirsiniz. Maalesef ülkemizde geri dönüşüm pek de kullanılmıyor. Aramızda bu döngüye katkıda bulunan güzel insanlar var fakat yeterli değil. Sonuçta 82 milyonuz. Bu seriyi de biraz farkındalık yaratmak, küçücük bir şey de olsa nasıl zararlar verebileceğimizi ve geri döndürülemez bir sona yaklaştığımızı göstermek istiyorum. Geç değil, ne kadar zarardan dönülse kar. Bu bilinci oturtmak ve küçük yaşlardan itibaren geri dönüşüme önem vermek gerekiyor. Özellikle de veliler ve öğretmenler ne kadar küçüklere uyulması ya da yapılması gereken davranışları gösterseler de onların da yapmadığı şeyler var. Örneğin bir çocuğa siz geri dönüşümün ne kadar önemli olduğunu anlattınız. Gün geldi elinizde ya bir kağıt ya da geri döndürülebilir bir atık var. Onu eğer genel çöpleri atarsanız çocuğu ne kadar eğitmiş olacaksınız? Sonuçta o da düşünmez mi? Sonuçta ilk başta bizler örnek olmalıyız ki gelecek nesiller bunu alışkanlık haline getirebilsin. Aslında geri dönüşüm uzun vadede bir yatırımdır.

Örneğin bir cam şişenin doğada kendi kendini yok etmesi tam tamına 4000 yıl sürüyor. Kağıt da ise 3 ay, pil 300 yıl, plastik poşetler 100 yıl, plastik tabaklar ise 500 yıl ve daha fazlası... Bunlar sadece bir örnek. Daha neler var neler. Denizlerin, okyanusların dipleri nelerle dolu. Araba lastikleri, poşetler, piller, telefonlar... İnsanoğlu gerçekten de bu dünyanın sahibi olmaya çalışıyor. Her yerde onun çöpleri var. Toprakta, havada, suda el izleriyle dolu. Peki bunu durdurabilir miyiz? Aslında herkes bu konuyu ciddiye alırsa bunu başarabiliriz. Sonuçta küresel ısınmayla dalga geçenlerle dolu dünya. Fakat bizler bir farkındalık yaratırsak geri dönüşümü daha da arttırabiliriz. Sonuçta her yaptığımız bize kat ve kat daha kötü bir şekilde döner. Biz doğayı korumazsak o da bizi korumaz. Biz suyumuzu korumazsak o da bizi korumaz. Sonuçta doğa bizden üstün değil mi? Bir kere yok oldu ve şimdi buradayız. Kendini yeniledi, güçlendi ve bizler meydana gelip ona zarar vermekten başka bir şey yapmadık. Ne kadar da bencil bir varlık insanoğlu.

Peki bu geri dönüşüm işlemi nasıl yürütülüyor? İşte 4 adımda geri dönüşüm!

  • Kaynakta Ayrıştırılması: Değerlendirilebilir atıklar, oluştukları yerde çöplerden ayrılarak biriktirilir.
  • Sınıflandırma: Kaynağında ayrı toplanan atıklar, cam, metal-plastik ve kağıt bazında sınıflandırılır.
  • Değerlendirme: Atıklar, fiziksel ve kimyasal değişimler geçirerek yeni bir malzeme olarak ekonomiye geri döner.
  • Yeni Ürünü Ekonomiye Kazandırma: Geri dönüştürülen ürün, yeni bir malzeme olarak kullanıma sunulur.

Daha güzel, sağlıklı ve huzurlu bir dünyada görüşmek üzere...